Andaç ve Ayten penceresinden taşrada bir şair ‘Nedret Gürcan’

  • 03 Ekim 2017
  • 467 kez görüntülendi.
Andaç ve Ayten penceresinden taşrada bir şair  ‘Nedret Gürcan’

Ank- Bilkent, 23 Eylül 2017

       Üstteki Fotoğaf :Hasibe Ayten’in Dinar’da beni ziyaretinde fabrikamız bürosu önünde: Solda Nedret Gürcan’ın ağabeyi Necdet Gürcan, yanında Hasibe Ayten Hanım, yanında Nedret Gürcan’ın büyük oğlu Ali Niyazi, Nedret Gürcan yanında Kemal Özsoy, oturan Vakıflar Bankası Müdürü İsmail Bey

       Alttaki Fotoğraf: FERİDUN ANDAÇ: fotoğraf 1990‘lı yılllarda Ankara’da beni ziyarete geldiği gün. Çalışma odamda.

  • HASİBE AYTEN : Yazar, şair ve ressam. Şiir, öykü ve eleştiri kitapları var.

     Uzun yıllar Sesimiz sanat-edebiyat dergisini yayımladı. Özellikle şiirimize çok katkısı oldu. Bu güzel yazısı Üvercinka adlı edebiyat dergisinin Ekim 36. sayısından alınmıştır.

     ANILARIMDAKİ NEDRET GÜRCAN Hasibe Ayten

     Editörlüğün güzel yanı, yazılarını, şiirlerini okuduğunuz, yazıncıları yakından da tanıyorsunuz.

    Nedret Gürcan’ı da önce şiirleri, yazılarıyla tanıdım. Yazışıyorduk. Şiirlerini dergimizde yayınlamak benim için bir onurdu.

     Dinar’da yaşayan şair, Türkiye yazınına ilçesinden ulaşmış. Adını duyurmuştu. ŞAİRLER YAPRAĞI DERGİSİNİ Dinar’da yayımlamış yıllarca. İzmir’de Tarık Dursun K. Cengiz Tuncer, Ziya Metin ile Kervan Dergisini 1950 yılında 8 sayı çıkarmışlar. 19 yaşındayken şiirin iksirini içmiş, dünya klasiklerini okumaya başlamış, ikinci el bir pedallı matbaa makinesi almış, şiirleri, yazıları elle dizerek basıyormuş Şairler Yaprağını. 36 sayı yayınlamış Nedret Gürcan, özverili çalışmalarıyla edebiyatla nasıl kucaklaştığını kanıtlamış.

    Suyun başını tutan, İstanbul’dan dünyaya uzanan, tüm yazarları, ülkemizin her yöresinden şairleri çevresinde toplamıştır. Şairler Yaprağı Dergisi ve Nedret Gürcan adları edebiyat tarihine yazılmıştır.

    Seramik ustası Prof. Hamiye Çolakoğlu ile Antalya yolculuğumuzda Dinar’da soluklanmak, Nedret Gürcan’ı da yakından tanımak istedik. Şair kendi işletmelerini, un fabrikasını yönetiyordu. Sıcacık, gülüşü dost, bir şairle karşılaşmak, Anadolu’nun tüm güzelliklerini görmekti. İşliğinde, içtiğim çay bana dünyanın en güzel şiiri gibi geldi. Bir iki saatten sonra yolumuza devam edecektik.

    “Kesinlikle sizleri bırakmam…Eşim Nurhan da, tanışmaktan onur duyacaktır” dedi ve eşine telefon etti. “Bugün, Hasibe Ayten ile Hamiye Çolakoğlu konuğumuz; hazırlanınca almaya geleceğiz” dedi.

     Nurhan Gürcan, İzmir kızı sevdalandığı delikanlı ile evlenerek Dinar’a gelmişti. Narindi, duyarlıydı. Şairin yanı başında olup, sanatın her tür zorluklarını o da üstlenmişti. Dinar’ın sosyal ve kültürel gelişmesinde bu iki güzel insan özveriyle çalışıyorlardı.

     Aziz Nesin, bir mektubunda; “Biz Habeşistan savaşlarına kadar, Adisebaba denilen yerin nerede olduğunu bilmiyorduk. Şairler Yaprağından sonra seni ve Dinar’ı öğrendik.

    Senin ilçen, neden bir pehlivanın ardına takılır anlamam, ortada bir şair varken” demiş.

    Dinar’ı gezdirerek tanıtıyorlardı, durmadan anlatıyordu Şair Gürcan.

    Kimleri konuk ettiğini neler yaptığını,ünlü rejisör Metin Erksan’ın yönetiminde Dinar’da Kuyu filminin çekildiğini, Cemal Süreya, Tarık Dursun K. Mualla Mukadder, ressam Fahir Aksoy’un sergisi, Âşık Veysel, ismet İnönü ve ailesi… Ve niceleri. Nedret Gürcan’ın, şiirli yüreğine, İlçesine, evine, konuk olmuşlardı. Anıları, anılaşacak olan zamanı da dolu yaşıyorduk.

    Gençliğimin enerji dolu yıllarıydı. Şiir yarışmaları, şiirgeceleri düzenliyordum. Şiir yarışmamızın ödül alan şairleri; Oya Uysal, Aysın Uğur Kezer’di. Sanat Sevenler Derneğindeki şiir gecemize, Nedret Gürcan eşiyle Dinar’dan gelmişti. Kimler yoktu ki! Ahmet Muhip Dranas, eşi Münire Dranas, Ahmet Muhip, hem konuşma yapmış hem de bir şiirini okumuştu. Ülkemizin her yöresinden katılım olmuştu. Levent Kırca da aramızdaydı.

    Daha sonraki yıllarda, dergimin yazı işleri müdürü Özel Arabul ile Dinar’a çağrılıydık. Dinar’ın girişinde, Suçıkan’da, Marsyas’ın flütünü dinleyerek Nedret Gürcan, Nurhan Gürcan’la olmak harikaydı M.Ö. kurulan Gelene adıyla kurulan ilçemizin yerindeki şehirde kral Midas yaşarmış. Marsyas adındaki bir genç pınarın etrafında dolaşırken bir flüt bulmuş, bir flütünün olmasını isteyen Marsyas böyle bir flüte kavuşmanın sevincini yaşayarak gece gündüz hiç durmadan çalışmış, çalmayı öğrenmiş.

    Aslında bu flüt tanrıça Athena’ya aitmiş. Athena flüt çalarken yüzünün çirkinleştiğini suyun aksinden görünce flütü fırlatıp atmış. Marsyas flütü çalmaya başladı mı dinleyenler sarhoş oluyor ve nağmeleri tüm çevreye dağılıp yayılmaya başlıyormuş. Marsyas’ın şöhreti kısa sürede Frikya’ya yayılmış. Herkes onu dinlemeye akın ediyormuş. Şöhreti tanrı Apollon’un kulağına gelmiş. Apollon lir çalmakta ustaymış, kimse onunla yarışmaya cesaret bile edemezmiş. Apollon kıskançlık duygusu ile Marsyas’ı halkın önünde yarışa çağırmış. Yenen yenilene istediği cezayı kesecekmiş. Yarışma yeşil çayırlarla süslü TMOLOS (Bozdağ) dağı eteklerinde yapılacakmış. Üç kişilik jüriye kral Midas başkanlık edecekmiş. Apollon liriyle tanrısal havalar çalıyor sanat ve su perileri olan Müz’ler ona koro halinde eşlik ediyormuş. Marsyas da flüt çalmaya başlayınca ondan aşağı kalmamış. Jüri heyeti bir türlü karara varamamış.

    Apolon şarkılar söyleyerek yeniden lir çalmaya başlamış. Marsyas’ın sesi güzel değilmiş o nedenle yenik sayılmış. Ne ki halk “Marsyas Marsyas” diye alkış tutuyormuş. Kral Midas da oyunu Marsyas’a vermiş.Apollon çılgına dönmüş. Marsyas’ı öldürmüş, derisini yüzerek su kaynağındaki mağaraya astırmış. Midas’ın kulaklarını da eşek kulağına çevirmiş.

     Suçıkan’ın efsanesini ve MARSYAS’ın FLÜTÜadlı şiirini dinliyoruz.

    Nereden geldik ve nasıl oluştuk biz?

    Toprağın rahminden, koca yıkıntıdan Bütün mezarlar tanığımız

    Dünyanın morgundan o soğuk yüzlü Beş bin yıllık uykusunu bozarak Kaldırdık

    müzedeki son heykeli

    İnsan bin yıl yaşamalı en az Bebekliği yüz yıl sürmeli kızımın Bir o kadar da altın çocukluğu Dağ nasıl yaşıyorsa milyon yıl

    Menderes suyu benim kentimden doğar Marsyas’ın flütünü çalarak Tanrı Pan’ın armağanı Kral Midas’ın kral yüreğini okşar

    Yemekten sonra evlerine geliyoruz. Duvarlardaki resimlere bakıyoruz. Dünün bugünün sanatçıları. İnönü’nün Dinardaki fotoğrafları…ŞairlerYaprağı Dergisinin birtakımını gösteriyor. Heyecanla bakıyoruz.

    Bir dosya dolusu şair-yazar mektupları… Ahmet Arifin, Cemal Süreya’nın el yazısıyla yazılmış mektuplarına göz atıyoruz. Mektuplarının ekindeki şiirleri;” Hasretinden Prangalar Eskittim,” şiir kitabında da okuduklarımızdı. Canım Kardeşim, İki Gözüm Kardeşim, Sevgili Nedretim,Canım Nedretim, diye başlıyordu mektupları Ahmet Arifin.

    Cemal Süreya’nın Mektupları…Kardeşim Nedret Gürcan, diye başlıyordu. Edebiyat yazışmalarının, dostluğun zengin ortamındaydık. Dünden bu günlere gelen edebiyatın hiç solmayan ölümsüzlüğüydü yaşadıklarımız. Sevgili Cemal Süreya, 1955 tarikli mektubunun ekinde şiir göndermişti.

     ÖLMÜŞTÜK

     Büyük bir ihtimalle ölmüştük Şehir kan kıyametti ayaklarımızda Gökyüzünü katlamış bir köşeye koymuştuk Yıldızlar kaldırımlara dökülmüş bütün Hamza bütün parmaklarını ortaya dökmüştü Yirmi yıldır cebinde biriktirdiği parmaklarını Hamza son şarkıyı kırka bölmüştü Doğrusu iyi idare etmiştik Doğrusu iyi halletmiştik

     Yaşayanlar unutmuştu bizi Biz öldüğümüzle kalmıştık

     Cemal Süreya

     Şair Gürcan bize Şairler Yaprağının bir takımını vermişti. O takım, Kuşadası Kuakmer Özel Arabul Kültür Merkezinde arşivlenmiştir diye düşünüyorum.

      Ahmet Arifin yüzlerce baskısı yapılan, “Hasretinden Prangalar Eskittim” kitabının sunum yazısı, Cemal Süreya’nın.

       Nedret Gürcan’ın, AHMET ARİF şiirini de, kitabının ilk sayfalarında değerlendirmiş, Ahmet Arif.

Üç güzel insanın dostluğu “Hasretinden Prangalar Eskittim” de ölümsüzleşmişti.

     AHMET ARİF

    Şiir el sallıyordu hafiften Ölgün Sezar gibi bizlere Dönmez sanırdım gittiği yerden Bir gün Lorca’ya çalan yüzüyle

     Senin şiirindi niceden Çiçeği gizli açan akasya Lav gibi tomurcuğu geceden Patladı çıktı işte, sabaha.

     Sıcacık düşlerindi yıllarca Düşlerinde sancı gibi beklettin Şiirinle, insan dolu sevdanla

       “Hasretinden Prangalar Eskittin”

        Nedret Gürcan

       Geç saatlere değin uyumuyoruz. Söz sözün kapısını açıyor. İstanbul anılarını anlatıyor:

     Adalet Cimcoz’un çağrılısı olarak İstanbul’dadır, istiklâl Caddesindeki Kulis Sanatevi yazarların şairlerin, sanatçıların buluştuğu bir ortamdır. Adalet Hanım, Gürcan’ı kulise bırakır “akşam gelip seni buradan alacağım” der. Ve orada Edip Cansever’le buluşurlar koyu bir sohbete dalarlar. O sırada içeriye içkili olarak Cahit Irgat girer. Nedret’i tanımaz. Edip Cansever’in elini sıkmak üzere masaya eğilir ve bütün kulis sakinlerine dönerek “burası keçi kokuyor” der. Nedret Gürcan kulise gelmeden önce istiklâl caddesindeki Vili berber salonunda tıraş olmuş, tıraştan sonra berber gülyağımsı bir kokuyu Gürcan’ın yüzüne sürmüş. Aslında o kokudan şair de hoşlanmamıştı.

      Genç Nedret, böyle bir hakarete katlanamaz, barda oturan Cahit Irgat’a elindeki bardağı fırlatır, bardak duvara çarpar. Edip Cansever ortadan toz olur. Olay karakolda son bulur, Karadenizli

komiser, Gürcan’ı haklı bularak arka kapıdan salıverir. “Hayran olduğum, harçlıklarımı, kitaplarına yatırdığım yazarları, şairleri böyle düşüncesiz, patavatsız tanımak, nasıl düş kırıklığına uğrattı!

Sürdürüyor anılarını Şair…

      Hazırladığı şiir kitabını basım için bir yayınevine verecekmiş. O zaman çok ünlü olan Limosolu Naci’nin stüdyosunda birkaç poz fotoğraf çektirmesini ister Adalet Cimcoz. Fotoğraf için stüdyoda hazırlanırken içeriye Sait Faik, Orhan Kemal, Metin Eloğlu girerler. Sait Faik içkiliymiş, şair Gürcan’a bakarak alaylı bir ağızla:

       “Kasabadan gelmişken bir de fotoğraf mı çektireyim?” dedin, der.

        Hayranı olduğu, hikâyelerini severek okuduğu, Sait Faik’in bu tavrına çok üzülür.

        Çok üzüldüğünü, şaşırdığını anlayan, Orhan Kemal, Nedret’in koluna girer, dışarı çıkarır.

       Anılar…anılar…

      2001 de, Dinar depreminde, Nedret Gürcanların tüm varlıkları yerle bir oldu. Depremden bir süre sonra Ankara’ya taşındı.

      İnce bir zekânın, insan sevgisiyle dolu bir yüreğin ürünleri olan şiirleri; özen, dikkat ve içtenlikle işlenerek, yaşamın gerçeğinden kopmadan , sağlam duruşuyla, şiir ülkesinin has bahçesinde yerini çoktan almıştır.

      Basılı kitaplarının tümü, kitaplığımda. Zaman zaman yeniden okuduğum…

Ve uzun yıllar süren dostluğumuzda sürekli görüştük, görüşüyoruz. Bugün 86. yaşını sürdüren şairimize daha nice şiirli yıllar diliyoruz.

     Doğup büyüdüğü çok sevdiği Dinar’ın en büyük caddesine, Belediye Meclisi,” ŞAİR NEDRET GÜRCAN CADDESİ” adını vermiştir.

       Bütün edebiyatçılar adına, teşekkür ederiz, Dinar Belediye Meclisine…

FERİDUN ANDAÇ: Yazar eleştirmen. Kırkı aşkın kitapları var,

Andaç’m yazısı Aydınlık gazetesinin 28Ağustos 2017 günlü sayısında yayımlandı.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Mustafa TURHAN dedi ki:

    Üstadım yazılarınızı hem hüzün hemde gururla takip ediyorum. İyi ki Dinarlısınız. Allah’tan size ve Ailenize Sağlıklar diliyorum

BİR YORUM YAZ

Kişi Doğrulama Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.