BAYRAM ALİ VEZİROĞLU’NUN NEDRET GÜRCAN’A YAZDIĞI MEKTUP

  • 01 Aralık 2015
  • 1.776 kez görüntülendi.
BAYRAM ALİ VEZİROĞLU’NUN NEDRET GÜRCAN’A YAZDIĞI MEKTUP

                 BAYRAM ALİ VEZİROĞLU’NUN NEDRET GÜRCAN’A YAZDIĞI 22 /8/ 1965 GÜNLÜ BURSA MEKTUBU

 

         (Değerli okurum,

                     Dinar’da 1954, 55, 56  yıllarında yayımladığım Türkiye’nin Tek Şiir Dergisi ŞairlerYaprağı’na ve daha sonra 1990  yılarına kadar benden ve Dinar’dan söz eden ünlü edebiyatçı mektupları Türk Edebiyat Tarihi için İstanbul’da bir yayınevi tarafından Ocak 2016’da kitap halinde yayımlanacaktır. Bu kitabın yayımıyla ilgili çalışmalarım nedeniyle yazılarıma bir ay ara vermek durumunda kalabilirim. Şimdiden okurlarımdan özür dilerim.

                   Bu kitap için 1500 mektuptan seçme yaparken arşivimde Dinar’ın unutulmaz Belediye Başkanı Bayram Ali Veziroğlu’nun mektuplarına da rastladım. Edebiyat dışı olduğu için kitaba alınmayan bu değerli mektuplardaki düşünce ve fikirlerin kaybolmaması, siyasetle iç içe yaşayan bu büyük insanın belediye başkanı olarak yaşamını anlatan mektuplardan seçme yaparak burada“Dinar’ın Unutulmazları” tarihine sunuyorum.

                    Sayın Bayram Ali Veziroğlu büyüğümün mektupları daktilo ile yazılmış olduğu için

önemli bölümlerini kısaltarak, kendi imlâsına ve kullandığı eski sözcüklere sadık kaldım.  Ancak anlam güçlüğünü önlemek için noktalamaları düzelterek yazdım) İşte mektup:

                                                                       ***

veziroglugurcnmektup (2) 

Ali Veziroğlu’nun gençlik günlerinden

                   Sayın Nedret Gürcan,

20/ 8/ 1965 tarihli üç sayfalık, benim için çok değerli bir vesika teşkil eden mektubunuzu aldım. Çok çok teşekkürler ederim. Hakkımda teveççüh ve iltifatlarda bulunmuşsunuz. Bunu sizin efendiliğinize veriyorum.

                  Esasa geçmeden önce hemen itiraf edeyim ki, benim gayet içten ve biraz da hususiyetlerimi ifade eden mektubuma rağmen ve adaylığımın size duyuluşunun anında CHP ilçe başkanlığından istifa etmiş olmanızı tamamen eleyhime müteveççih olarak yorumladım ve son derece üzüldüm. Çünkü aynı konuda size yazdığım mektup tam ve kesinlikle içimi döküş ve hakikatlerin ifadesinden başka bir şey değildi.

               (…) Siz, belediye seçimlerinde gösterdiğiniz tam ve hatta yaşınızdan beklenmeyecek kadar bir olgunlukla işi dürüstlük ve dirayetle idare ettiniz. Ve şahsıma karşı da saygı hisleri dışında en ufak bir hareketinize şahit olmadım. Fakat şimdi öğreniyorum ki bu konuda sizin ve idare kurulu arkadaşlarınızın görüşü samimi olmakla beraber tamamen bu günkü sistemin muvaffakiyet çerçevesi dışında ve bilhassa parti prensiplerine çok aykırı ve aday adedinin fazla oluşu demokrasilerde partinin hayatiyeti, kudreti, itibarı bakımından bakımından önemli.

                  (…) Ben fikrimde yine israr ediyorum. Afyon’dan aday adayı dokuz değil 15 kişi ve bunların üçü dördü Dinar’dan  olsaydı emin olunuz ki şimdiden kimin kazanacağı hakkında bir fikir verebilirdim. Ama, benim kanaatim odur ki bu işte mademki Dinar’dan iki kişi var Dinar’ın şansı da var demektir. Millet Vekili olmak hevesinde olan bir insanın dava sahibi olduğunu küçük oyunlarla bir birine kazık atmak için yüz yüze gelip yalanlarla yüzlerine gülmelerinden nefret ediyorum.

                 (…) Size bir hususu daha açıklamak istiyorum. 12 yıllık belediye reisliğimden sonra 1954 seçimleri için istifa ederek ayrılırken Ulu Tanrı’dan  şöyle niyaz eyledim. “Allah’ım, bana tekrar belediye reisliğini nasip etme” Geçen seçimlerde sureti Allah’tan böyle bir temennim vardı, ama biliyorsunuz arkadaşlar Bursa’ya kadar geldiler, israr ettiler, söz aldılar. İşe koyulduk ve Allah’tan niyazımı hatırladım, ben istemedim, zorladılar, hakkımda hayırlı ise kazandır değilse kazanmayayım. Kazanmadım.

               (…) ben fıtraten fevri bir insanım. Bu halimden kendim de memnun değilim. Doktora “Acaba bu bir hastalık mıdır?” diye muayene oldum. “Gayet normalsiniz, kanınızda fevrilik, terbiye tarzınızda da haksızlığa isyan duygusu var, bu duygu bazen çok tehlikeli olabilir, dikkatli olmalısınız” diye tavsiye etti. Acaba, dedim, kanda var deyince Türkmen dayılardan mevrus olmasın. Lütfen itimat ediniz, seçimleri müteakip derhal Dinar’dan uzaklaşmam bu sebeblerdendir. Huyumdan hiç memnun değilim.

               Seçimler sırasında Fevzi’ye (Bel. Bşk. Fevzi Başyiğit) çattık. Çarşıya çamarşırhane yapacaktı, burası Alpaslan köyü değil, Dinar, dedik. Alpaslan köyü Adalet Partisi başkanı buna sinirlenmiş, benim için, “O bir daha Alpaslan’a gelirse ona gösteririm” demiş. Bunu gelip bana söylediler, ertesi gün Çölovası gezisinde ilk uğradığımız yer Alpaslan köyü oldu. Orada kahve önünde oturduk ve derhal o sözü söyleyen kim ise çağırın gelsin görelim ne yapacaksa, dedim. Sonradan düşündüm bu çok cahilane hareket, güya biz bu kabil hareketleri vahşilere yoruyoruz. Demek ki insanlar ihtiyarlarında olmadığı halde sıf kanında mevcut fevrilik sebebiyle böyle hatalara düşüyorlar. Şimdi, Porsamalıları, Akgünlüleri düşünüyorum..  şu halde onların bünyelerinin dimağlarına yaptığı kan tazyiki demek insanı hiç istmedikleri bir akibete sürükleyebiliyor.

              Belediye seçimleri gecesi yüzde yüz bir cinayeti yalvarmakla zor önledim. Bırak, sen bizi kalabalıkta şişleyelim kim vurduya gider, diyorlardı. Bu kadar fevri bir davranış karşısında onları teskin için tek teselli çaresi siz hiç merak etmeyin, bu seçimi yüzde yüz bozduracağız ve belediyeyi ele alacağız, bozmazlarsa bile onları mesul edecekelimizde çok ip uçları var, yine onları uzaklaştıracağız.

***

veziroglugurcnmektup (6)

  • Solda Ali Veziroğlu (İnci gibi işlediği Suçıkan’da) yanında Nedret Gürcan’ın büyük amcası Hamdi Gürcan, amcası Mehmet Gürcan, ortada Necdet Gürcan, sağda Yavuz, önde Oğuz ve Coşkun Gürcan.

 

 

             (Nedret Gürcan’ın notu: Sayın Veziroğlu, mektubunun burasında Milletvekili olmak için kendisinin Dinar’da oturmadığını, Bursa’da oturduğunu bahane edenlere sesleniyor ve diyor ki):

               Mesela, Hilmi Çeliç Emirdağ’da mı oturuyor? Hayır Ankara’da, Murat Öner de öyle, Şükrü Yüzbaşıoğlu, Asım Yılmaz, Hasan Akkuş, Süleyman Mutlu… hiç biri kendi memleketlerinde oturmuyor. Ama gel ki, bizim Dinar’da bazı arkadaşlar, ne olursa olsun Veziroğlu Dinar’da otursun, bu değirmenin suyu nereden gelirse gelsin istiyorlar.

                Benim Dinar’da oturmamı şiddetle isteyenlerden birisi Dinar’da mağaza açtığımda ne kendisi geldi ne de bir müşteri getirdi… Ne de burada mağaza açmışsın “mübarek” olsun dedi.

                   Kurt kuzuyu yiyeceği zaman kuyruğun suyu bulandırdı, dermiş…

                 (…) Mebus olacak insanda ister partili olsun ister olmasın evvela kendine mahsus yapıcı bir fikir olacaktır. Evet, gerçi parti proğramları bizim partiye olan inançlarımızın vesikasıdır ama proğramlar donmuş kalıp haline gelmiş olmamalıdır. Bunlar zamanla değişmelii tekâmül etmeli, hulasa halkın yararına işler hale getirilmelidir.

               (…) Size, sizin bir yazınız üzerine yazıyorum. Yarabbim, bu milletvekilliği ne kadar cazip bir şeymiş, bazıları için başka zaviyelerden hakikaten çok cazip olabilir fakat bir gün Allah nasip eder de o kürsüden konuşmak için fırsat bulursam, sesimin değil fikirlerimin tescil edildiğini yalnız Dinar değil evel Allah bütün memleket hayret ve taktirle görecektir.

                  Size unutulmaz bir hatıram olsun diye bugün posta ile 17/11/ 1947’de çalışmaya başlayan 7. inci Kurultay tutanaklarını gönderiyorum. Bu tutanak sahife 13 ve 442 sayfada şahsıma ait iki konu vardır. Bunlar önemlidir.

             (…) Bütün dünyada devlet sistemleri iktisadi hesaplar üzerine müessestir. İktidarlar bu bahislerdeki muvaffakiyetleri nisbetinde puan alırlar ve iktidarda kalabilirler. Bizim devletçilik sistemiz de menşeini buradan almıştır.

         (…) Zaten Atatürk’ün devletçilik prensibinin sınırları şuradan başlamaktadır. İlk İzmir 9 Eylül Sergisi’ndeki konuşmasında, “Memleketimiz fakir olduğundan ve sermaye teşekkül etmemiş bulunduğundan ancak devlet bunu vergi yoluyla halktan alacak ve memlekete lazım gelen sanayi kurulacak, fakat bu arada hususi teşebbüsün kurmak istediği sanayi de yardımcı olacak, ileride zenginlerimiz çoğalırsa bu işi onlara bırakacak” demiştir.

             (…) Ben bunu Dinar belediyesinde yaptım. Yapıp satacaksın. Dinar Kaymakam konağı, cezaevi, çarşı meydanı binaları gibi. Bu binaları belediye sattı da zarar mı etti? Alanlar Dinar’dan yüklenip götürdüler mi? Belediye elde ettiği paralarla neler yaptı? Devlet de öyle yapacak, satacak, tekrar yapacak, ta ihtiyaçlar kalmayıncaya kadar nazım rol oynayacak. Bu bir, ikincisi de “İskan Politikası”

               Misal, Cerit Yaylası, sayet buraya normal bir yol yapmak lazım gelse elli milyon lira ister. Burada vatandaş oturuyor, su ister, kanalizasyon, okul, hastane, elektrik… hulasa insanca yaşamak neye mütevakıfsa onu ister. Türkiye’deki 47000 köyün en az yüzde beşi bu gibi yüzde onu bunun yarısı kadar ihtiyaçlı. Ama, nüfusu iki yüz kişi bunların yılda vasıtalı veya vasıtasız devlete verdiği vergi nüfus başına azami 50 şer liradan on bin lira. Bir öğretmen kafi gelmez, en az üç öğretmen vermek lazım,  yılda yalnız bunların aylıkları 20 bin lira. Bu memleketin ordusu yok mu, mahkemesi, polisi, jandarması, memuru yok mu? Bunların masrafları nereden karşılanacak?

             (…) Bütün bunları, Yelalanı, Palaz, Karabedir, Eldere köyleri gibi köylerde yaşayanlar elektriğe, suya, konfora, İstanbul’a, İzmir’e  alıştılar mı artık geriye dönemezler.

veziroglugurcnmektup (3)

  • Ortada eli bayraklı çocuk: oğlu Kadri Veziroğlu, solda Ali Veziroğlu, arka ortada Kazım Emeksiz, önde solda Mustafa Kitiş, arkada Ekrem Bilgin, Ahmet Erhan beyler.

              Amerika’daki kardeşimin beyanına göre geri kalmış memleketler için felaket zira her yapılan yardım bir taviz mukabili imiş. Vietnam misali gibi…

              (…) Çok uzun yazdım. Özür dilerim. Mebusluğa hevesim hakkında bir fikir verdiğime kaniim. Karınca kararınca kendimize göre bir idealimiz var ama, “yahu sen de kim oluyorsun? diyenler de çıkabilir. (…) Hatta nereden aksetmişse bu fikirlerim size de gelmiş olmalı ki, o zaman Vatandaş gazetenizde demokrasi trafik lambası değil, kırmızı yanınca dur, yeşil yanınca geç, diye alay etmiştiniz. Ama sonra Ankara’da parti merkezinde beni İnönü ve hepsi haklı gördüler.

                (…) Partimizin rey alma durumuna göre 1 ve 2 sırada yer almak esas,  1 ve 2 sırada yer almak için dokuz aday bir araya gelecekler, içimizden falan falan arkadaş 1 ve 2 numaralı münasiptir biz falan kazadan şu şekilde filan kazada bu şekilde liste tanzim edip kazandırmayı şeref sözü veriyoruz, diyeceklerdir.  Bunun değeri olabilir, bnu sorarım hangisi yapar? Birbirlerine külah geçirmeğe çalışırlar. Bu sebeble kendini üzme her şey olacağı yere varır. Yalnız hepimiz temiz ve hulusi kalple Ulu Tanrı’dan temenni edelim ki milletimiz hakkında kim hayırlı ise o kazansın. Bir memleket aydını olarak da size düşen vazife ne ise onu yapınız. Sizden başka hiçbir talepte bulunmayacağım.

                      (Not: Sayın Veziroğlu’nun 7 sayfa tutan mektubunun son sayfası elyazsıyla yazılmış)

veziroglugurcnmektup (5)

Ortada Ali Veziroğlu bir törende. Solda Dinar C. Savcısı, sağda Celal Toksöz Bey

              Diyor ki, Dinar’da benim inandığım ve tasarladığım ideal Dinar için lüzumlu tasarılarım hakkındaki fikirlerimi ifade eden konuşmam maalesef  Dikici köyünde oldu. Diğerleri fikir değil, cevaptı.

                    Allah nasip ederse Dinar için tasarılarım: 1) Menderes (Altınova Vilayeti) , 2) Nazilli santralı ile Kovada santralının parelel çalışmasına katılacak Dinar’ın 2. nci Büyük santralındaki Dinar santralına enerji bakanlığına 25 milyon liraya devretmek ve bu para ile Dinar’ı müstakbele ait bütün işlerini görmek, yani elektriği devlete mal ederek işi garantiye bağlamış oluruz. 3) Dinar’da bir (buradaki sözcük okunamadı) parfümeri sanayi kurmak (yani esans) 4) Dinar’ın İncesu , eşek alanı ve civarında PETROL vardır, bunların sondajını başlatmak. 5) Dinar’ın Milattan önceki çok zengin olan tarihi hüviyetini meydana çıkarmak ki ( Başlangıç Kale Yıkığı) üç bin sene evvele aittir. (Heredot tarihine göre)

                    Bilvesile tekrar selamlar, sevgiler, gözlerinden öperim.

Bayram Ali Veziroğlu

(imza)

***

                 Nedret Gürcan’ın notu:

             Ben Ali Veziroğlu’nu gençlik yıllarımda amcam Mehmet Gürcan’ın yanında tanıdım. Çarşıdaki büromuzda oturuyorlardı. Amcamın “yeğenimdir” dediği an, Ali Bey’in üzerimdeki birkaç dakika süren keskin bakışlarını hiç unutmadım. Saygılı bir selâmla oradan ayrıldım.

                İkindiüstleri Ali Bey, Cumhuriyet Alanı’nın bizim büro önünden uzayan yoldan Ilıca’daki iki katlı baba evine giderken ben yine orada mıyım gibi kalın kaşlarının altından gözlerini diker bakardı. Amcam, arkadaşı Ali Bey’i ve amcası Sayın Ahmet Veziroğlu’nu bana anlatmış, Veziroğluların Dinar’ın tanınmış ailelerinden olduklarını söylemişti.

                1932-1938 yıllarında amcası Ahmet Veziroğlu Dinar Belediye Başkanı olarak görev yapmış, benim tanıdığım zaman kendisini Cumhuriyet Alanı’nda, şimdi Ziraat Bankası’nın bulunduğu (yıkılan) binada Başkan olarak “Birlik” adıyla kurduğu ticarethanede görüyordum.

              DP, nin ilk kuruluş yıllarında DP’den milletvekili olması için Dinar’a gelerek dedem Avukat Ali Niyazi Bey’in DP’ye kayıt olup çalışmasını, 1946 seçimlerinde Afyon’dan milletvekili gösterileceğini isteyen DP. Kurucularından Prof. Fuat Köprülü söylemişti. O anda dedemin yanındaydım. Dedem, bu öneriden memnun olduğunu, fakat siyasete girmek istemediğini teşekkürle söyleyerek, yerine Ahmet Veziroğlu Bey’i önermişti. Ahmet Amca’nın yanına Prof. Fuat Köprülü’yü şoför yanında arabasına binerek Birlik mağazasına ben götürmüş ve tanışmalarını sağlamıştım. (yaşım on beşti)

               İşte, Ahmet Veziroğlu,  o günden sonra DP’nin Dinar kütüğüne kaydolmuş, elinde bastonuyla o  yıllarında durmadan köyleri gezerek DP’nin propagandasını yapmış, 1946 ve 1950’de iki devre Afyon Milletvekili olmuştu..

                Yeğeni Bayram Ali Veziroğlu ise çok çok başarılı Dinar Belediye Başkanlık görevlerinden sonra hizmetini Ankara’dan, yani  Meclis’ten Dinar’a götürmek için milletvekili adayı olmuş ve fakat Afyon’lu adayların ilçelerde öne çıkması yüzünden seçilememişti.

                  Biz, Dinarlılar o yılların Milletvekili seçimlerini uzaktan izlerdik. Ali Bey’in Ankara’ya Milletvekili olarak gitmesi tüm Dinarlının yürek duasıydı… Olmadı.

               Şimdi.. benim arşivimde, o yılların Millet Vekili seçimlerinde Afyon’da ve Dinar’da adaylar arasında verilen politik savaşları (!) anlatan, hepsi de daktilo yazılmış- 11/8/ 1965 tarihli 2 sayfa, 22/8/ 1965 tarihli 7 sayfa (7’nci sayfa elyazısıyla), 5/ 12/ 1966 tarihli, 2 sayfa, 31/12/ 1967 tarihli 5 sayfa mektupları var. Öylesine incelikle, hem özel yaşamını, çocuklarıyla olan sevgi dolu ilgisini ve ömrünü verdiği siyasi yaşamındaki  iniş çıkışları… Her düşkırıklığı karşısında  DİMDİK duruşunu anlatmaktadır. Zaman zaman benim ilçe başkanlığım döneminde de yanlışlarımı bir tecrübenin, bir büyüklüğün şefkatiyle anlatmaktadır.  Bayram Ali Veziroğlu, 1942-1954- 1968 ve ( 15/12/ 1973) de yaşamını yitirdiği güne kadar Dinar’a çok ve büyük eserler bırakan, Belediye Başkanımızdı. Ben bu çok değerli insanı belediye başkanlığı yıllarında ve ikinci devrede belediye başkan yardımcısı olarak yanında görev yaparken tanıdım. Ölümünde Cumhuriyet Alanı’nda kendi yaptırdığı (depremde kıskançlıkla yıktırılan) o güzelim yonma taşlı belediye binasının merdivenlerinde O’nun için Dinar’ı ağlatan konuşmamı yapmıştım…

veziroglugurcnmektup (4)

veziroglugurcnmektup (1)

5 ve 6 nolu fotoğraflar Dinar Belediye başkanı Ali Veziroğlu’nun ölümünde, Dinar’da kazandırdığı belediye binasının ve aziz cenazesi önünde Dinar’ı ağlatan konuşmasıyla Belediye Başkan Vekili Nedret Gürcan

                  Veziroğlu Ailesi’nin kişileri anlatmakla bitmez. İş Bankası’nda en yüksek mevkilerde görev yapan rahmetli Tanbey ile küçük oğlu Yıldırım’ı da yakından tanıdım. Keza sevgili kızları Lozan ve Emine’yi de ve damat rahmetli Orhan’ı da.

                Ali Beyin büyük oğlu Kadri Veziroğlu, uzun kaymakamlık görevinden sonra 1977- 1980 yıllarının dokuzuncu ayına, yani 80 darbesine dek bulunduğu makamlardan, edindiği şanlı şerefli çalışkanlık diploması ile başarılı Dinar Belediye Başkanı olmuştur.

                Ben de yine oğlu Kadri Veziroğlu’nun belediye başkanlığı yıllarında başkan yardımcısı görevinde bulunmuştum. Bu da nasıl güzel ve benim için değerli bir rastlantıydı…

               Babası Ali Veziroğlu ile çalıştığım yılları ve her biri Dinar’ın kent ruhuna, kuruluşuna yaşamını veren Ali Veziroğlu için 2005 yılında Dünya Kitapları arasında yayımlanan Yaşanmış Taşra Öyküleri kitabımın 175-189 sayfalarında “Bir Masal Adam” başlığıyla anlattım. Ali Bey’in gün ışığından mahrum kalmasın diye ölümünden 42 yıl, mektup tarihlerinden 50 yıl sonra bugün kısaltarak yayımladığım bu mektubunu okurlarımıza sunuyorum. Babasının mektuplarını yayımlamak için Sevgili Kadri Veziroğlu’ndan telefonla izin aldım. Çok çok uzun ve ayrıca hep aynı seçim yılları sıkıntılarını anlatan satırları birkaç yazı süreceği ve Ali Bey’i daha fazla anlatmak için burada yayımlamayı uygun bulmadım. Bende olan mektuplarını Oğlu Sevgili Kadri’ye göndereceğim, ilerde bir kitap yapılabilir.

                Aslında Kadri için de söylemek istediğim bir çift sözüm/ yazım var. Babası hep Dinar’dan uzakta, Bursa’da olduğu için siyasi hayatta eleştirildiğini yazıyor mektuplarında. Kadri de Dinar’dan uzakta oldu çoğu kez. Geçtiğimiz son seçimde Dinar’da olsaydı, Afyon’dan adaylığını koysaydı Millet Vekili seçilme olasılığı çoktu.

             Yine, kent ruhunu yüreğinde tutan Sevgili Saffet Acar için de aynı şeyi söyleyebilirim. Dinar Belediye Başkanlığı onun Dinar’ı, depremin izlerini de silerek bir uçtan bir uca nasıl güçlendirdiğini Dinarlılar ve Dinar’da yaşayanlar gördüler, bildiler. Adaylığını koysaydı kesinlikle Ankara- Büyük Millet Meclisi ona kucağını açabilirdi… Dinar’ı yeğledi. Olsun; yeni bir fırsat Dinar için yeniden değerlendirilmeli…

***

                     Bu yazı ile birlikte Nedret Gürcan’ın bir isteği var:

Ali Veziroğlu ile ilgili “Yaşanmış Taşra Öyküleri” kitabındaki “Bir Masal Adam” yazısı okurlar arasında çok sevilmişti. Bu yazıdan sonra o yazıyı da -ki 15 sayfa- yeniden yazıp yayımlamayı çok düşündüm. Bu isteğimi Sevgili Turan Çekinir’e de duyurdum. Sonraları önümdeki yazı notlarıma baktım. Gelecek yazı için “Bir Masal Adam” ı yetiştirmem olası değil. Çünkü, “Nedret Gürcan’a Edebiyatçı Mektupları” adlı kitabımın yayınevi baskıya almak için şu anda benden son provanın okunarak imzalanmasını istiyor. Bir aksilik olmazsa Ocak 2016’da çok sayfalı olarak yayımlanacak bu kitabın sayfalarını, yüzden çok mektubu bir daha bir daha gözden geçirmem, yanlışları ve eklemeleri yapmam için zaman gerekiyor.

                  Şimdi, diyorum ki; benim Dinar ile ilgili kitaplarım var, bu kitaplarda Dinar ve Dinarlıları anlatan öykülerim var. Bu çok özel öyküler ayıklanarak ve Dinar’ı, Dinarlıyı anlatan öykülerden seçilerek bir “İşte Dinar” ya da başka bir ad bularak bir kitap yapılabilir. Bununla benim yazlarımın ve kitaplarımın tamamı sevgili Turan Çekinir’de var. Edebiyat Öğretmeni sevgili Raif Öztürk’te de olduğunu umuyorum. Örneğin “Bir Masal Adam” ve “Teyzeler Sokağı” gibi öykülerden seçip kitap için bir araya getirebilirler. Bu öyküler ilçede otuz kadar kişinin değil yüzlerce kişinin okuyacağı, gelecek nesillere aktarılacak, unutulmaması gereken öykülerdir. Belediye Başkanı Sevgili Saffet Acar’ın bu isteğe belediye olanaklarıyla Dinar için “olur” diyeceğini umarak bir yanıt bekliyorum.

                 Saygı, selam ve sevgiyle,

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Kişi Doğrulama Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.