DEĞERLİ ŞAİR, SEVGİLİ DOST ÖZEL ARABUL’UN ARDINDAN

  • 21 Kasım 2014
  • 4.261 kez görüntülendi.
DEĞERLİ ŞAİR, SEVGİLİ DOST ÖZEL ARABUL’UN ARDINDAN

07-arabul

Değerli okurlarım ve dostlarım,
Her gün dört gazete alıyorum: Cumhuriyet, Hürriyet, Sözcü ve Yurt. Gazete sayfalarındaki haberleri ön sayfasından son sayfasına dek hızla okuyup geçtikten sonra, -hasta gözlerim izin verdikçe- önce edebiyat ve sanat sayfalarını, daha sonra şimdiye değin beni yanıltmayan.. Türkçesi, dili, kalemi ve kafası düzgün bazı köşe yazarlarını okuyorum.
Şunu da belirtmeden geçemem, belki bir eksiklik bu, ben gazetelerin ölüm ilan sayfalarına bakmam: ölenin bir dost, bir tanıdık olması benim hasta yüreğime dokunur diye…

02-arabul

  • · Hürriyet gazetesinin 5 Kasım 2014 günlü sayısında F.Özel Arabul’un tam sayfa yayımlanan ölüm ilanları

O gün de öyle oldu; 5 Kasım 2014 sabahıydı, ölüm ilanlarına bakmadım. Ankara’dan edebiyatçı bir dostum telefon etti. Önemli bir anlatacağı yoksa sabahları beni aramazdı. “Nasılsın?”lı konuşmasının ardından “Sana çok üzüleceğin bir haber…” dedi ve bir süre suskun kaldı, sonra üzgün bir sesle başsağlığı diledi. Gazetedeki acılı haberi okudu. Değerli şair-yazar, sevgili dost Özel Arabul’un ölüm haberini o an arkadaşımdan öğrendim.
Çok fena oldum…. Gazete sayfalarını yırtarcasına çevirmeğe başladım. Sevgili Özel’in Hürriyet ve Sözcü gibi gazetelerde eşi ve bazı kuruluşlar tarafından verilmiş tam sayfa çok sayıda ölüm ilanı vardı. Haber doğru muydu, yoksa ameliyatlı gözlerim korkulu ve inanılmaz bir düşün yalanını mı söylüyordu bana… O gün, ikinci göz ameliyatımdan bir hafta sonraydı. Ölüm ilanını birkaç kez okudum.
Evet; O’na konduramadığımız “ölüm” haberini bekliyorduk; o güzel insan nicedir o kötü hastalığın pençesindeydi… Tedavisi ve iyileşmesi için ünlü işadamı eşinin ve ailesinin nasıl kıvrandıklarını biliyor, zaman zaman hastalığın gerilediği haberleriyle avunuyorduk…
O’nu yakından tanıyan eşime de gazete sayfalarını gösterdim. İşte gazeteden alınmış ölüm haberini burada sizler de okuyorsunuz: “O’nun 4 Kasım Salı günü Hakk’ın rahmetine kavuştuğunu…” yazıyordu. Özel dostumuzu yitirmenin acısıyla kahrolduk…
Haber gerçekti ve Özel Arabul yaşamını yitirmişti…
Sevgili dostlarımın yaşamlarını yitirmeleri sonunda arkalarından bir anma yazısı yazmak benim için hem çok zor hem borç oluyor. Bu ölüm ve anı yazıları Dinar’dan olduğu gibi başka bir kentten de oluyor. Örneğin; daha önceleri Dinarlı olmayan ama yakından tanıdığım ünlü dost sanat ve edebiyatçılarımızdan Fakir Baykurt’u, Metin Erksan’ı, Cemal Süreya’yı, Aşık Veysel’i, Mustafa Şerif Onaran’ı,Leyla Erbil’in ölüm yazılarını yazmıştım.
“Tanrım yeter!” diyerek, şimdi de Ankara’dan sevgili Özel Arabul’u yazıyorum:
Sevgili Özel’in, O’nun unutulmaz dostluğu için ıslanan kalemim kaç gündür bana: “Özel senin için ne kadar güzel şeyler yazmıştı, sen de onun için yazmıştın, yaşasaydı bu yazışmalar sürüp gidecekti. O Özel ki, çok içten bir Dinar sevdalısıydı, kaç kez Dinar’da konuğumuz olmuştu. (O’nun mektuplarından birini burada yayımlıyorum, lütfen okuyunuz)

O’nu anarken kalemim Dinar’ı da, Dinar anılarınızı da yazacaksın. Dinar’ın kül tür sayfalarına bu kez saygıyla, sevgiyle anılacak Dinarlı olmayan bir edebiyatçıyı konuk edeceksin… Hadi yaz!..” dedi.
Önce Özel Arabul’u tanıtmalıyım:
Sahne ve radyo oyun yazarı, şair Fatma Özel Arabul İstanbul doğumludur. Yüksek öğreniminden sonra sanatla şiirle ilgilenmeye başladı. Şiirleri çeşitli edebiyat dergilerinde yayımlandı. Ders kitaplarında ürünlerine yer verildi. 200’den fazla radyo oyunu Ankara, İstanbul, İzmir radyolarında seslendirildi. “Arkası Yarın” ve “Radyo Tiyatrosu” O’nun eseri. Ankara radyosunda “Uykudan Önce” programlarını ve “Masal Saatleri”ni yönetti. TRT, TRT-INT kanallarında gösterime giren dört bölümlük GÜNEŞİN BATTIĞI YER adlı dizi tv senaryosu ile ödül aldı. Devlet Tiyatrosu’na sahne oyunları yazdı. “Rüzgarlı Kadın” “Foto Bahar” “Deniz Dibinde Zil Sesi” adlı oyunları İngilizceye çevrildi. İnönü Vakfı ödülü ile Sanat Kuurumu’ndan “Övgüye Değer Yazar” ödülünü aldı.
Bütün bunlardan başka Özel Arabul’un birçok şiir, öykü ve oyun, sahne kitapları var.

Gelip geçerken uğranılan ve şiir hatırına konaklanan kent Dinar
“Türkiye’nin Tek Şiir Dergisi Şairler Yaprağı”nı yayınlamam bir anlamda Türkiye’ye “Dinar ışığı” olmuştu. Türkiye’nin birçok ünlü şair, öykü ve roman ve gazete köşe yazarı, sahne ve film sanatçıları, ressam ve heykeltıraşları Ege’ye, Akdeniz’e giderken ya da “Bir ilçede böyle bir dergi nasıl çıkar?” sorusunun yanıtını almak için 1950, 60, 70, 80’li yıllarda bana, yani Dinar’a uğrar olmuşlardı. Bazıları birkaç gün konuğum olurlar, bazıları ise yollarına devam ederler, onlarla bir öğle ya da akşam yemeği boyunca beraber olurduk. Bu değerlerin adlarını önceleri bazı kitap ve yazılarımda tek tek saymıştım. Şimdi, değerli okurlarımın izniyle -belki okumayanlar vardır diye- yeniden yazmak istiyorum. Okurlarımdan Türk sanat ve edebiyatıyla ilgilenenlerin bu önemli adları bildiklerini düşünüyorum.
Ses sanatçılarını yazmıyorum. Ama aşağıda sunduğum listede unuttuklarım olabilir.
Yaşar Kemal ile başlıyayım. Aşık Veysel, Yılmaz Güney, Cemal Süreya, Tarık Dursun K, Mahmut Makal, Fakir Baykurt, Metin Erksan, Demir Karahan, Kemal Tahir, Fahir Aksoy, Özdemir İnce, Ülker İnce, Alim Şerif Onaran, Mustafa Şerif Onaran, eşi Leziz Onaran, Türkan İldeniz, Tanju Cılızoğlu , Fikret Otyam, Seçkin Selvi, Ozan Sağdıç, Cengiz Yörük, Cengiz Bektaş, Hamiye Çolakoğlu, İlhami Soysal, Azime Korkmazgil, Özgen Acar, Kuzgun Acar, Aysun Uğur Kezer, Osman K Akol, Aşık İhsani, Arif Nihat Asya, İsmail Sivri, Hikmet Çetinkaya, Necati Doğru, Şadan Gökovalı, Onur Şenli, Fikret Hakan ve Özel’in yakın arkadaşı Hasibe Ayten ve

Özel Arabul

Özel Arabul ile Hasibe Ayten çok yakın dosttular. İkisi de Ankara’da yaşıyorlardı. Şair ve yazardılar. Hasibe Ayten, Ankara’da Sesimiz adlı kültür sanat dergisini çıkarıyordu. İkisi de beni Şairler Yaprağı’ndan, şiir ve yazılarımın yayımlandığı dergilerden tanıyorlardı. Benimle yüz yüze tanışmaları ve ilerleyen dostlukları 1970’li yılların başlarında Dinar’a ziyaretleriyle başladı.

08-arabul

  •  Şair- yazar Hasibe Ayten Dinar’da. Solda Necdet Gürcan, ortada Ali Niyazi Gürcan, Nedret Gürcan, (Kara) Kemal Özsoy, oturan Vakıflar Banka Md. İsmail Altıner, 1990’lı yıllar

2003 yılında İstanbul- Dünya Kitapları arasında yayımlanan “Benim Sevgili Taşram” adlı kitabımın 430-431 sayfalarında bu iki dost için yazdıklarımı buraya alıyorum:

Şair ve oyun yazarı sevgili dostumuz Özel Arabul ve şair-yazar Hasibe Ayten’in unutamadıklarını sandığım bir güzel Dinar’ları, Suçıkan’ları olmuştu bir zamanlar. Evimizin önündeki ağaçlardan havalanarak, onları sabahın ilk ışığına, camları tıklayarak uyandıran kuşlar ve seslerindeki sabah müziğini sevinçle dinleyen bu dostlar bilmem o günleri hala anımsarlar mı?
Özel Arabul sürekli mektuplaştığım dost. Mektupları birer edebiyat şahaseri… Çalışkan bir yazar. Yazdığı oyunlar zaman zaman tiyatrolarda, sahnede. Mükemmel bir anne, iş kadını ve eş. Eşi Hüseyin Bey’in yanında bir “hanım er!” Öylesine devingen: Yılın yarısı uçaklarda, başka ülkelerde geçiyor. Bir vakit oraları da yazsa diyorum. O müthiş gözlemleri ve benzersiz tertemiz anlatımıyla…

(Not: Ölüm haberinden sonra hemen yakın arkadaşı Hasibe Ayten’i telefonla aradım. Başsağlığı diledi. Ağlıyordu, gözyaşları fazla konuşmayı engelledi.

İşte Özel Arabul’un mektuplarımndan birisini O’nu sevgi , saygı ve rahmetle anarak
elyazısıyla yayımlıyorum

03-arabul

· Özel Arabul’un Nedret Gürcan’a yazdığı mektuplardan Dinar sevgisini belirten 18 ağustos 1975 tarihlisi
…………………………….

Şimdi de şair-yazar Özel Arabul’un 23 temmuz 1998 tarihli Cumhuriyet gazetesinin ekinde benim için kaleme aldığı tam sayfa yazısının bir bölümünü ve Dinar’ı seçerek “taşra gerçeği” nin bilimsel yorumlarını kısaltarak yayımlıyorum:

05-arabul

· Cumhuriyet gazetesi kitap ekinde 1998- temmuz ayında yayımlanan Özel Arabul’un Nedret Gürcan’ı anlatan tam sayfa yazısının yarım sayfası
“Şiir serüveni elli yıla varan Nedret Gürcan’ın beşinci şiir kitabı Tutkun ve Kırgın,iki yıl sonra bana ulaşabildi. Kitap, ozanın eski bir dostu olan Tarık Dursun K:’nın ilgiyle okunan bir ön yazısıyla başlıyor:
“Tekdüze ve insanı her dakika sıkboğaz eden bir taşra ortamının şairi. Yaşamı boyunca hep büyük kent düşleri kurdu, büyük kentlere özlem çekti; ama şiiri oldum bittim taşralı kaldı.”
Ve Özel Arabul’un kaleminden:
“Akdeniz’e, Ege’ye doğru akıp giden yolların üzerinde bir ilçe. Milat öncesinin Gelenia’sı, Apameia’si, Küçük Asya’nın 2. büyük kenti, Marsyas Söylencesi’yle, Suçıkan’ın eteklerinde çalınan ilk flütün ezgileriyle ve bence, bir de “Şairler Yaprağı Dergisi”yle ünlü Dinar. Ozan Nedret Gürcan’ın doğduğu, yaşadığı yer.
Büyük usta Aziz Nesin de bunu şöyle yazıp yorumlamış: “Biz Habeşistan Savaşları’na kadar Adisababa denilen yerin nerede olduğunu bilmiyorduk; Şairler Yaprağı’ndan sonra seni ve Dinar’ı öğrendik.” (….)
Beni bağışlarsa, Tarık Dursun K.’nın bu son “taşra” yargısına katılmıyorum. Kim kullanırsa kullansın, bu “taşra” sözcüğünde sanki biraz küçümseme var: Taşra, bir itilmişliğin, unutulmuşluğun, gözardı edilmişliğin tanımı gibi… (….)…….
Şiirin “taşralısı” , “kentlisi” mi olurmuş? Şiir evrensel değil midir? Öyleyse evrensel şiiirin ozanı da evrenseldir. Alphonse Daudet “Değirmenimden Mektuplar”ı taşrada yaşayıp yazdı diye, güzelim öyküleriyle birlikte taşralı mı sayılır? Ya Lorca nerelidir? Lorca tadında şiirler yazan Nedret Gürcan nereli? Belki de Dinar’a ve mitolojisine bu denli sahip çıktığı, kendi istediği için ona “taşralı” dediler. Ona kendi yurdunda, kendi çağında sürgün, kendine sürgün bir ozan demek daha doğru olur kanısındayım. (…)
Tarık Dursun K. kadar olmasa da 1970’lerden bu yana tanırım Nedret Gürcan’ı, yaşadığı ilçeyi, ortamını… Kaç kez konukları oldum. Taşrada oturur ama bir ayağı hep kentlerdedir. Kentlere sanatçı dostlarını, sanat etkinliklerini görmeğe gider. Döndüğünde de oturup şiirini yazar. (….)
İzmir ilk gençlik yıllarının kentidir. Tarık Dursun K.’yı, Cengiz Tuncer’i, Ziya Metin’i orada tanımıştır. Kervan sanat dergisini birlikte yayımlamışlardır. (…) Şimdi aradan kırk yıldan fazla zaman geçmiştir. Ama ozan hep o taşra köprüsünü kullanmıştır.
(….) İki yıldan fazla oldu, Nedret Gürcan Dinar’da deprem felaketi yaşadı. Kentle birlikte alıştığı mekânlar, sokaklar, parklar yıkıldı; ilçesinin kimliği ve kişiliği kayboldu; göçler oldu; dostlar, dostluklar biçim değiştirdi. (…)
Depreemden sonra yayımladığı “Tutkun ve Kırgın” adlı şiir kitabı şimdi elimde. Okuyorum; bir okyanus suyu sanki… canlı, aydınlık, betimlenemez. Ben onun sanatıyla, şiiriyle Dinar’ın ünlü Suçıkan’ının sularındaki aydınlığa benzeyen dostluğuyla; Tanrı Pan’ın flütündeki ölümsüz ezgiyi, tüm insanlığa aktarmayı sürdüreceğine inanıyorum. Solu direncini, yaşama sevincini ve derin duyarlılığı tanıyorum çünkü…
Nicedir beni sarsan kitaplar için, şiirler için bir şeyler yazmayı düşünürüm hep. Edip Cansever’i, Turgut Uyar’ı, Metin Altınok’u… Her defasında yüreğim yetersiz kalmanın kaygısıyla sıkışır. Şiir benim yaşamımı gönendirir ve benim söyleyeceklerim de şiirin izdüşümü olabilir ancak. Çünkü hiçbir söz şiirin anlattığı kadar açık ve dürüst olamaz. Nedret Gürcan’ın “Tutkun ve Kırgın”daki şiirlerini okurken de bunları duydum. Ozanın renkli, coşkulu, soluk soluğa yaşamının kaynaklarından damıtarak, imbiğinden süzdüğü içtenlik dolu dizeler. Çocukluğumu, annemi, ve bütün anneleri “Oyun Bozan” şiirinde olduğu gibi içim sızlayarak anımsadım. (….)
Nedret Gürcan’ın şiirlerinde balkon bolca vardır ve bir ironidir bazen. İlk kitabının (1953) adı “Yaşadıkça Aşk”tır. Ozan bunu bir koşul olarak kullanmış sanki. Şimdi bakıyoruz da nice yıllar sonra şiirlerinde aşk yine öne çıkmaktadır. Yüzlerce aşk şiirinden, salt iki dizeyi hiç yorum getirmeden tüm güzelliğiyle buraya alıyorum:
“Sen hep balkondasın/ Orada başlamıştı gözlerimiz”
(Ara not: Özel Arabul, uzun yazısında Dinar’a gelen cambazları, pehlivan güreş günlerini, siyaset yaşamımı ve fabrika günlerimden, çiftçilerden, edebiyatçı arkadaşlarıyla yaşadığımız İzmir-Kordonboyu akşamlarından birçok dizelerimi yazılarının arasına serpiştirmiş. Özel Arabul’un uzun yazısında sık sık şiirlerimden alıntılar var. Ama ben burada Özel’in son şiir kitabı “Ay Öldü” den bir şiirini almak istiyorum. O nedenle yazımı kendi şiirlerimle uzatmak istemedim N G. (….)
“Nedret Gürcan’ın şiirlerini okuduktan sonra içime bir telaş… sanki uzun bir yola çıkacakmışım gibi, ya da yolculuktan yeni dönmüşüm de yolların dumanı üstümde… Bir de ben yaz geceleri böyle olurum, başımı kaldırdığımda ansızın yıldızları ve sonsuzluğu görünce.. Tekrarların farklılığıyla oynayan Ravel’in Bolerosu’ndaki tad.. denizin yakamozunda gizem.. güneşin yalazıyla kavrulan kayaya düşen ilk yağmur damlası.. aynı telaş aynı şaşkınlık dolandı içimde..
Dilerim ara vermez şiire; sevdalarıyla, taşrasıyla, kentleriyle Nedret Gürcan. Anılarını da yazmasını beklerim ondan. Robenson yalnızlığından, el dizgisi, köhnemiş pedal matbaada, 1950’li yıllarda, ayda üç bin adet basarak dört yıl sürdürdüğü Şairler Yaprağı günlerini anlatmalı. Anadolu’nun kuş uçmaz yerlerinde bir şiir bekçisi, bir şiir nöbetçisi olarak yaşadı o. Şiirle yaşadı, şiir nasıl yaşatılırmış anlattı. Binlerce ozan, sanatçı mektupları arşivinde. Cemal Süreya’nın, hele hele Ahmed Arif’in yüzlerce mektubundan birkaçını anılarıyla birlikte bize aktarsa. Anlatsın; edebiyatımızın bunlara müthiş gereksinmesi var.
Ve bir pencere, bir kapı ansızın açılsın, isterse başımızın üstüne çktiğimiz çatılar uçsun.. bir durgun sularda, bu sığlıkta temizlenmek için sağnak fırtınayı bekliyoruz hepimiz.”

Acının bana düşeni:
Özel Arabul’un yazısı burada son buluyor. Önce şunu belirteyim, anılarımı yazmamı istemişti, bu isteği o yaşarken yerine getirdim, kitaplaştırdım ve imzalayıp Özel’e gönderdim.
23 Temmuz 1998 tarihinde Cumhuriyet gazetesi Kitap Eki’ndeki yazısını O’nun yaşamını yitirdiği günden on altı yıl sonra yeniden okuyup bölüm bölüm buraya aktarırken nasıl bir hüzün, nasıl bir acı, nasıl bir özlem duyduğumu anlatamam… En zor, çok zor yazdığım yazılardan birisi bu yazı oluyor.
Özel Arabul, yazısında ne diyor? “sanki uzun bir yola çıkacakmışım gibi…”
Şimdi artık o uzun bir yolun, sonsuzluğun yolcusu oldu. Değerli eşi Hüseyin Arabul’a, çocuklarına, tüm akraba ve yakınlarına ve de arkadaşı Hasibe Ayten’e, başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Ve de Türk edebiyatına…
Şimdi son şiir kitabı “Ay Öldü” elimde. “Sevgili Gürcanlar’a sonsuz dostlukla” diye yazıp imzalamış. Şiirler nasıl duygulu, nasıl güzel… Kaç kez okudum.. bir kez daha okumak istedim; okudum… O’nu ölümünden sonra daha çok tanıdım. Kitaptan bir şiirini alıyorum.

04-arabul

· Şair F. Özel Arabul’un “Ay Öldü” adlı son şiir kitabının kapak resmi.

ARTIK VEDA VAKTİ
Havada nemli ve tuzlu bir serinlik
Karanfil yağları damacanayla
Gül yağları, bergamut, lavanta
Akşam güneşine bulandı
Limanda boydan boya.
Ne dedilerse yaptım bavullar hazır
Geçmişi sığdırdım içine
Ağır değilmiş o kadar
Geçiştirmişiz zamanı
Ateş ve su ve güzelim deniz
Buluşmuşlar arasıra.

Her yerden akıyor gün
Suyun üstünde esintiler
Bir yolculuk vaktidir şimdi
Köklerinden koparak yolculuk
Yerinde sayarak yolculuk
Rüzgârlara karışıyor kalbim
Yamaçların, yarların en ucunda
Kızıl kuşlar gibi titreyerek.

Ey benim güzel aşkım
Sen hiç kış görmedin ki
Poyraz nedir, kar, tipi bilmezsin
Yalnızlık bile
Ağzının kenarında
Açıveren çiçekti.

Bütün gece limanlarda
Beni alacak tekneyi aradım
Yabancı yıldızların altında
Bir göktaşı gibiydim
Işığım gitgide eksildi.

Unutamazsın beni bilirim
Pencerene yine
Beyaz bir gül bıraktım…

ÖZEL’E VEDA…

Özel Arabul, adı gibi özeldi, güzeldi, “dostluk” sözcüğünü ve anlamını sanki O yazmıştı. Ö öldü… on beş yıldır ayrı düştüğüm Dinar gözlerimde yaşamağa başladı…
Hasibe Ayten’le konuğumuz olduklarında akşamları yemek, söyleşmek için Suçıkan’a giderdik. Özel, parktaki masaları, masalardaki insanları izlerdi. Bazılarını tanıştırır, bazılarını anlatırdım O’na. Merakla baktıklarında “Şair arkadaşlarım” diye tanıtırdım, saygı duyarlardı.
Eşimle ve bazen de birkaç kafa dengi dostla şiirli, öykülü söyleşi ortamımız olurdu. Özel ve Hasibe Ayten, “Taşrayı ve insanlarını sizinle sevdik” derlerdi.
Santral Park’ta onlar için doyulmaz bir keyif yeriydi ama Suçıkan’da Marsyas vardı; şiir ve Marsyas’ın öyküsü vardı. Şimdi Suçıkan’ın kayalıklarında olan “Marsyas’ın Flütü” şiirimi o kadar güzel okurdu Özel Arabul.
Özel, her defasında Suçıkan’da Marsyas’ı aradı durdu: “Belki de şu kayalıklarda şiir de okumuştur o Çoban” der, Dinar’ın milât öncesi yıllarını hayal, oralarda yaşayan o zamanın insanlarını merak eder ve sorardı: Şiir, onları da bizler gibi bir masada kaynaştır mıydı?
Özel anlatmakla bitmez…
Suçıkan’n suyunda yüzen ördeklere ekmek kırıkları atar onları adlandırırdı: “Bu ördeğin adı Özel, şunun adı Hüseyin, karşıdakinin Zafer, beyazlının Ece, dalıp çıkanın Armağan olsun derdi. Değerli ve sevgili eşini, çocuklarını anmak Suçıkan havuzundaki ördekler güzel ve anlamlı bir fırsattı Özel için.
O artık yok!.. Son kitabının adını “Ay Öldü” koymuştu. Bence ne Özel, ne ay öldü… O Kuşadası’nda ayın ve gökyüzünü kuşatan yıldızların ışığı altında yatıyor… yıldızların son ışığı sönünceye, sonsuza dek orada yatacak… yokluğunu hep duyacağız. Özel’in varlığı yüreğimize sımsıcak ve unutulmaz sinmiş…
O bütün varlıkları besleyen kutsal toprak altında uyuyor.
Kabrinin üstünde dört mevsim Kuşadası’nın en güzel kokan çiçekleri ve onun sevdiği çiçekler açsın…

06-arabul

·      7 Kasım 2014 günü Kuşadası’nda toprağa verilme töreninden…

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Kişi Doğrulama Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.