DİNAR’DA DOĞAN YUNAN FOTO HANIMLA EŞİ DİNAR’DA

  • 03 Ağustos 2015
  • 3.364 kez görüntülendi.
DİNAR’DA DOĞAN YUNAN FOTO HANIMLA EŞİ DİNAR’DA

DİNAR’DA DOĞAN YUNAN FOTO HANIMLA EŞİ DİNAR’DA

         Bundan elli yedi yıl önce Dinar’da yayımladığım Yeni Dostluk gazetesinin 10 Eylül 1958 günlü sayısında  “İki Yunanlı Kazamızda” başlığıyla bu haber verilmişti.

ndrtgrcnagustos (1)

* Yeni Dostluk gazetesinin 10 Eylül 1958 günlü sayısının ilk sayfasının küçültülmüş durumu ve İki Yunanlı kazamızda başlıklı gazete haberi.

           Bu Yunanlı Tocton Ailesi’yle yaptığım konuşmayı Dinarla ilgili olması ve bazı bakımlardan önemli saydığım için gazetede yayımlamıştım. Şimdi de bu sitede yayımlamayı istedim.. Onarla yaptığım konuşmanın ilk satırları şöyle:

           İki gündür Dinar’da halkın dikkatini üzerlerine çeken iki yabancı var. Bunlar, İstiklal Savaşı’nın ilk günlerinde Dinar’dan Antalya yoluyla Yunanistan’a göç eden, meşhur Panelli’nin ortanca kızı Dinar doğumlu bayan Foto ve kocası Michael Tocton.

            Cumhuriyet Alanı’nın bir köşesinde oturmuşlardı. Çevrelerini kalabalık bir meraklı gurubu sarmıştı. İki yabancıyı kuşkulu bakışlarla seyrediyorlardı… Kalabalık beni görünce “İşte gazeteci geldi” diye Yunanlı konuklarla “merhabalı” el sıkışmama fırsat verdiler. Onlara “Dinar’ımıza hoş geldiniz” dedim. Bir tanıdık görmüş gibiydiler, durgun yüzlerine gülümseme geldi. Bayan Foto kırık Türkçesiyle “Hoş bulduk” dedi, kalktı elimi sıktı. Kocası birkaç sözcükten öte Türkçe bilmiyordu. Karısı konuştukça susuyor, İngilizce mırıldanıyordu.

        Etrafımızı saran kalabalıktan sorular geliyordu Yunanlı çifte. Bunlar biraz saygılı, biraz da yavan sorulardı. Onlar, konuk oldukları yabancı bir kentte kişilere nasıl davranılacağını, nasıl konuşulacağını biliyorlar, Bayan Foto uygun sorulara kıt Türkçesiyle cevap verirken gülümsüyor, cevapsız bıraktıklarından ise kibarca özür diliyordu.

          Duruşlarından ve bakışlarından benimle konuşmak istediklerini anlıyordum. Kendileriyle konuşmaya başladığımda kalabalıktan gelen bu tür sorular kesildi.  Dinleyen  kalabalık arttı. Benim ilk sorum hazırdı ama ilk soruyu bana bayan Foto sordu:

         -Gazeteniz ve gazeteciliğiniz hakında biraz  bilgi verir misiniz… 

        Bayan Foto’ya edebiyatla ve şiirle ilgili olduğumu, asıl işimin gazetecilik olmadığını, ailemizin sanayi kuruluşu olan un fabrikasında da görevli olduğumu söyledim. Bayan Foto “un” sözcüğünü duyunca Dinar’ın su değirmenlerini anımsadı ve –Dinar’da Değirmenlerin önünden geçerken burnuma  yanık un kokusu gelirdi , ne güzeldi ah!… diye iç geçirdi.

      Onlara elimdeki Yeni Dostluk adlı gazetemizin bir önceki sayısını gösterdim ve adının anlamını söyledim. Ve bu adın Türkçe’de sevgiyi, saygıyı, güvenilen, yakın arkadaşlığı sembolleştirdiğini anlattım. Diğer bilgileri konuşmamız sürdükçe öğreneceksiniz.. dedim.

     -Dinar’da bir gazete çıkması güzel. Benim yaşadığım yıllarda Dinar’da gazete yoktu. Bizimle konuşmak istiyorsunuz. Gazeteciler hep önemli kişilerle konuşurlar, bizim ne gibi önemimiz var?

     -Dinar’da doğdum, büyüdüm, diyorsunuz. Yaşamınızdaki bir unutulmaz özlem çok yıllar sonra sizi doğum yerinize getiriyor. Bu benim için, bir gazete için çok önemlidir.

        Ayrıca  bizim gazeteciliğimiz büyük şehirlerdeki gazeteciliğe benzemez. Mesela, İstanbul’daki gazeteler için İstanbul, Ortodoks  Patriği Athenagoras’la (1888-1972) konuşmak önemlidir. Ama bizim için siz önemlisiniz…

        -Neden acaba, ne demek istiyorsunuz?”

      -Demek istiyorum ki, bir taşra gazetecisi Athenagoras’la konuşmak için kalkıp İstanbul’a gitmez. Daha çok çevresindeki olaylar ve insanlarla ilgilenir. Bugün bu kasaba ve bu gazete için önemli olay sizlersiniz.

          Kocası Michael  -İngilizce- –Evet, kalabalıktan belli. Herkes neden bizi merak ediyor?

        -Çevrenizi saran insanlar önce eşinizin Dinarlı olmasını, yıllar sonra doğduğu kenti ziyaretinizi merak ediyorlar.

         Foto: Ne gibi?

       -Yunanistan’dan geliyorsunuz. Dinar’da doğup büyümüşlüğünüz var. Bu durum herkes için merak konusudur.

        Michael: -Eşim Foto burada doğmuş büyümüş. Ben İngiltere’de doğdum, İngiliz tabasındanım, eşimle Yunanistan’da birleştik.

          -Sorularımı lütfen samimi kabul ediniz. Bunca yıl sonra Dinar’ı ziyaret nereden aklınıza geldi?

           Foto: -Ben Dinar’da doğdum. Biz ailece yıllarca Dinar’da oturduk. O zaman burada Rumlar çoktu. Babam burada ticaretle uğraştı. Annem Dinar’ı çok severdi. Kardeşlerimle birlikte genç kızlık çağım burada geçti. Dinar annemim burnunda tüter.

 

           Foto’nun annesi “Dinar’ı görmeden gelmeyin…” demiş

           Bu yıl İzmir Fuarını görmek için gelmeye niyetlendik. Annem “Dinar’ı görmeden buraya dönmeyin, dedi. Annemin isteğini yerine getirdiğimiz gibi ben de ebediyete göçüp gitmeden doğduğum memleketi bir daha görmüş oldum. Bunun insan ruhunda nasıl güzel izler bıraktığını size anlatamam… Bir kaç gün önce İzmir’re geldik, işte şimdi de Dinar’dayız.

          -Dinar’dan ne zaman ayrılmıştınız?”

           Foto: -İstiklal Savaşı’nın başlangıcında..

         -‘Savaş başlangıcı’ kararı düşünceli Rumlardan olduğunuzu gösteriyor.

          Foto: -Bunu da nereden çıkardınız?”

      -Savaşın sonunu önceden kestirmişsiniz. Zararın neresinden dönersek kârdır diye başlangıçta göçmüşsünüz.

         -Foto: Akıllı olan biz değil, babamdı. Anneme ve bana kalsaydı Dinar’dan ayrılmak istemezdik. Dinar’ı çok seviyorduk. Şimdi şurada durduğum yer bile ruhuma güzellik katıyor.

          -Yaaa! Çok sevindim… Bunu duymak benim ruhuma da içtenlik katıyor. Dinar’ın da dağıyla, taşıyla, berrak sularıyla gizlice sizi sevdiğini size teşekkür ettiğini düşünüyorum.

          Suçıkan’da kuş sesleri…

         -Foto: Dinar’ı çok değişmiş buldum. Menderes’in kaynağı Suçıkan’ı gördüm. Ah! Suçıkan’da Kuş Sesleri.. Dinar’da bir evim olsun,ömür boyu orada  yaşamayı isterdim.

         Tümüyle hatırlayabildiğim yer İstasyon Mahallesi. Gelir gelmez orayı gezdim, koşup oynadığım yerleri gördüm. Gözlerim yaşardı. Ne de olsa ben o mahalenin tek katlı güzel evlerinde doğdum, ağladım, güldüm ve büyüdüm. Rum ve Türk arkadaşlarım oldu, onlarla oyunlar oynardık. Bu duyguyu siz bir şair olarak çok daha iyi anlarsınız. Şairler her yerde saygı duyulan kişilerdir, onların ürettikleri mısralar kalıcıdır. Dinar’a girerken kokusu tüm yeşillikleriyle, bahar çiçekleriyle burnumda tütmeye başladı. .

           Daha ne diyeyim? Siz şair olarak  bu güzellikleri yazmış olmalısınız.

          -Evet, yazdım, yazıyorum. Şairler hakkındaki sözleriniz için teşekkürler, duygularınıza saygı duyarım, ne güzel anlatıyorsunuz… Şiir gibi diyebilirim… (Üç kez tekrar etti)J

          -Foto: Şiir gibi, şiir gibi, şiir gibi… Buradan anneme şeker ve toprak götüreceğim.

 

           Toprak altına gömülen altınlar!?

        -Bayan Foto: İnanmak istemiyorum ama yıllardır bir söylenti var Dinar’da. Sizin için de söylemişler. Giderken burada toprak altına altınlarınızı bıraktığınızı, savaş sonrası gelip onları alacağınızı konuşmuşlar. Sizden önce gelenler de olmuş, onlar için de aynı şeyler söylenmiş. Duyduklarıma gülüp geçtim. Size bu konuyu açtığım için özür dilerim. Ancak bu konudan bir parça da bizim aile için dedikodu yapıldı. Bu dedikocular bir elin parmakları kadar az.. zavallı insanlar. Bayan Foto, bu konuyu size anlatmayı gereksiz buldum.

          -Foto: Lütfen anlatın. Bize akıllı Rumlardansınız demiştiniz. Akıllı kimse altın gömer de gider mi?

         -Bunu söyleyenleri görmenizi isterdim. İşleri yok, akşama kadar yalan üreten insanlar.

        -Foto: Onları görmemize gerek yok! Bu tür yalanlar her yerleşimde oluyor. Uyduranların ağzının payını vermek gerekir. Siz ne yaptınız?

      -Kısaca anlatayım: Un fabrikamızı şu karşıda gördüğünüz çarşıdaki binamızın temelinden çıkan Rumların giderken gömdükleri altınlarla yaptığımızı da konuştular. Yıllar yılı sürekli çalışmalarımız, büyüklerimizin Karadeniz’den geldikten sonra İzmir ve İstanbul ihracatçılarıyla toptan hububat ve bakliyat işi yaparak varlık sahibi ve 27 yıl aralıksız vergi rekortmeni olduğumuzu, 1943’de Dinar’ın en yüksek Varlık Vergisi veren üç müesseseden (Gürcanlar, Dedeoğlu, Kitişler) biri olduğumuzu herkes bilir. Çarşıdaki binanın arsasını yol fazlası olarak (80 m2) 1942’de belediyeden aldık. Temel kazılırken çıkacak altınları gece gündüz merakla izleyenler hava aldılar (!) ve düş kırıklığına uğradılar… Yol fazlası bir toprağın altında altın ne gezer?

ndrtgrcnagustos (2)

Cumhuriyet meydanına bakan, altında altın var dedikodusu yapılan iki katlı binamızın fotoğrafı

ndrtgrcnagustos (3)

1954 yılı ekim ayında Kaymakam İbrahim Koloğlu arafından açılışı yapılan un fabrikamız

ndrtgrcnagustos (4)

Fabrikamızın açılışında bulunan Dinarlılar.

 

         Temellerde altın aradılar!

Yetmedi, bizim temelde altın çıkmayınca gömülen altınların bitişiğimizdeki Sebahattin Arıtaş adında bir komşunun dükkânın altında olduğu söylendi. Arsa sahibi kazı yaptırdı. Kazıyı sabah akşam iki zabıta memuru ve onlarca meraklı izledi o arsadan da altın yerine hava çıktı! Bir zamanlar şu karşıda gördüğünüz kahvede (Yaşarın kahve) her gün oturup bu tür dedikoduyu üretenler vardı. Ben onlara “lömlömcüler” diyordum. Başka işleri yok. Biraz tarlaları var. Kiraya verip ürün parasından pay alıp kasılıyorlar; kendilerini Dinar’ın sahibi sanan zavallılardı onlar. Her şehirde üç beş ileri zekâlı (!) kişi bulunabilir.

           Foto: Artık bizim altınla falan ilgimiz olmadığını sanırım herkes anlamış oldu.

          -Evet; artık başka konulara dönelim. Kıbrıs’tan ne haber diye sorsam ne dersiniz…

         Foto ve eşi: Biz Kıbrıs işine karışmayız ve anlamayız. Ancak, sizin Taksim Teziniz en iyi çözüm olabilir. Biz Atina’da oturuyoruz. Savaşı ve kan dökülmesini istemiyoruz. Şuurlu Rumlar Taksim Tezi’ni benimsiyorlar. Savaş işini Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios kışkırttı, şimdi de dökülen kanları seyrediyor.

            Konuşmamızda Makarios’lu konu uzadıkça uzadı. Çevredeki birkaç Dinarlı Makarios’un aleyhine konuştu. Foto’nun kocası Michael, siyasi konulardan hoşlanmadığını, bu işlerin papazların işi de olmadığını, siyasetçilerin işi olduğunu kabul ettiklerini söylediler. Elizabeth’ın kocası damat bey bu konuyla ilgilidir, fırsat olsa da ona sorsanız!

           “Biz, bu dünyada yaşayan bütün insanları ve sulhu severiz. Dünyadaki bütün kavgaların bitmesine dua ediyoruz.Dünyadaki bütün kavgaların bitmesini ve Kıbrıs’tan başlamasını dileyelim”

            Foto’nun kocası Michael’in konuşmalarını kelimesi kelimesine eşi Foto Türkçeye çevirdi. Dinar’dan ve Türkiye’den ayrılalı otuz ylı geçmiş. Eşi Foto hanımın Türkçesi kırık dökük ama anlaşılır sevimli bir Türkçe idi.

        Fotoğraflarını çektirmek için Foto Çakmak’a haber gönderdim. Geldi. Ama konuklar fotoğraf istemediler. Hatta bu söyleşinin gazetede yayını da istemediler. Akşam yemeğine İmren lokantasına davet ettim. Tren saati geliyordu. İzmir’e gitmek için hazırlık yapmaları gerekiyordu, sıcak teşekkürlerle bir daha gelmek üzere, “ama altınlarımız (!) için değil, Dinar’ı görmek için diye takıldılar Dinar’dan sevgiyle ayrıldılar.

              Ayrılırken büromuzda ziyaretleri ve veda sözleri:

             Aradan bir saat geçti. Büromuza geldiler. Tren vaktine kadar birlikte oturduk. Yaşlarını sordum. Elli yaşlarında olduklarını söylediler. Bayan Foto Suçıkan’ının etkisi altında kalmıştı. Dinar’da genç kızlığında Suçıkan gözde değilmiş. Öyle olsaydı babası kızı Foto’yu  Suçıkan’a götürürmüş. Aradan otuz yıldan fazla zaman geçmiş, bu sabah eşiyle yürüyerek Suçıkan’a gitmişler. Bir kanepede oturup kayalıklardan sızıp gelen Menderes suyunu, baraj suyunda yüzen sevimli ördekleri seyretmişler. Ama galiba sabahın o saatleri nedeniyle kimseler yokmuş. İnsan sesi yerine Suçıkan’ın üstünü ve kayalıklarını kuş sesleri çınlatıyormuş. Yoldan tek tük geçen arabalar da olmasa terkedilmiş bir yer gibi düşünmüş…

              Suçıkan’a girdikleri ilk adımlarında bir dünya güzelliği gözlerini kamaştırmış. “Kamaştırma” yerine şimdi burada tekrar edemeyeceğim Yunanca bir sözcük kullandı. (Foto Hanım bazı sözcükleri tam bir Türkçe ile söyleyemiyordu. Ben yardımcı oldum)

            1925’lerde Suçıkan’ın bakımsız, ama doğasıyla, kenarını süsleyen kayalarıyla, Tanrı vergisi çiçek tarlasıyla ve de kulağa müzik gibi gelen “Kuş Sesleri”yle eşi bulunmaz bir dinlence yeri olabileceğini söyledi. Otuz yıl önceden otuz yıl sonrayı görebilen ve hayal eden  Bayan Foto’yu kutladım. Ve ona şunu da itiraf ettim: “Ben şiir kitapları ve yüzlerce Dinar şiiri olan kişiyim ama sizin “Suçıkan’da Kuş Sesleri” dizesini bir şiirimde yazmayı çok isterdim” dedim. “Ah!” dedi. “Suçıkan Dinar’ın gözü ve ruhu gibidir Bayan Foto” dedim.

               Kırk yıllık dostlar gibi el sıkıştık. Taksi çağırdım. Doğduğu evin önünden geçerek

              Tren istasyonuna gideceklerini söyledim. Foto: -Biliyorum, ayrılık üzüntüsü var içimde.. dedi.

***

              NOT: Önceki “dostluk” yazılarımın birinde bu şiir vardı. Şimdi bu yazının konusuna çok daha uygun düştüğünü belirterek yeniden yazıyorum. (şiir yazım tarihi: 1960’lar)

      APAMEİA’NIN DÖRT IRMAĞI

 

 Ey!

Apameia kentini sulayan ve süsleyen

Celene doğumlu

Dört koldan Ege’ye doğru akan

Dört billur ırmağı kasabamın

Suçıkan, İncirli, Norgas ve Düden

Bir ucunuz Apameia, bir ucunuz Ege.

Yolunuzda özgürlük şarkı olsun

Tüm yüreklerin dillerin şarkısı

Marsyas flütünü üflesin çalsın

Athena’nın fırlatıp attığı

Varsın onun yüzü çirkin kalsın

En güzel sesler için, en zor yontulan

Gölünden ve kamışından

Frikya’nın.

Kaç hükümdar gelip geçmiş

Kral Midas, İskender, Antiochos, Selevkos…

Yüz binlik ordularla savaşlar görmüş

Yunmuş yıkanmış dökülen savaş kanları

Dostluk kokar toprağı.

Celano’yla Neptune’un aşkları

Taşlar not defteriymiş yer altını yazmış

Gördüm beyazdı ve tuz gibi dağılmış

Tanrının gökgözlü nazarından

Suçıkan’ın bir suyu varmış

Buz gibiymiş ama çok da sıcakmış!

Yürümüş içinden dağın, geçmiş bir çoban

Kraliçe Athena’nın süt dolu memeleri

Doldurmuş denizleri, dünyayı dolaşmış!

Sevabına içmişler gelen geçen orduların

Savaşa giden ve dönen askerleri

Suçıkan’ın bereketli suyunu

Tadından edinmek için.

“Tablo eskir çerçeve kalır

Öyle kalmış bize yaralı ve kırgın

Koskoca Anadolu toprağı…

Apameia kentini sulayan ve süsleyen

Dört ırmagın altın suları

Durmayın akın ve selâm edin

Geçtiğiniz yerlere şarkımızı söyleyin

Özgürlük ve barış bizim olsun

Üstünüzde ak güvercinler uçsun

Gagalarında Grek mektubu

Zeytin dalı ağzınızdan düşmesin.

Durmadan uçun, uçun ve dönün

Irmaklar, ovalar, dağlar boyunca

Denizlerine tüm dünyanın…

Bir Zamanlar Dinar fotoğrafları:

nedrtgrcanagustos (1)

Yeşillikler arasında balçık içinde Ali Çetinkaya Caddesi

nedrtgrcanagustos (2)

  • 1930’lu yıllarda Cumhuriyet Meydanı’nın görünümü

nedrtgrcanagustos (3)

  • Halkevinin arsası, yıl 1941

nedrtgrcanagustos (4)

  • Halkevi binasının ön cepheden görünümü

nedrtgrcanagustos (5)

  • Yeniyol İlkokulu’nun temel atma töreni

nedrtgrcanagustos (6)

  • Cumhuriyet Alanından bir parça, köşede camlı tek kat Ispartalı Mustafa’nın kahvesi, sağda yüz yıllık çınar, uzakta görünen Ulucami’nin minaresi ve ilkokul öğrencileri Atatürk’ü anma törenine geliyorlar

nedrtgrcanagustos (7)

  • Cumhuriyet Alanı’nı çevresinden bir başka görünüm. Solda Kitişlerin binasında “Yaşarın Kahve” ortada Kavas Ali dükkânı, sağda İbrahim Gönen dükkân ve evi. (sağ köşede şimdi İş Bankası binası)

nedrtgrcanagustos (8)

  • Dinar’dan bir komşu köy ziyareti. Solda görünen paltolo zat Başöğretmen Nazif Uçak, yanında Tayyareci ünüyle anılan Mustafa Tezcan, Ali Keskin, Celal Toksöz, Cezaevi Md Kundakçı, köylüler, köy çocukları Karahacılı köyü gezisi

nedrtgrcanagustos (9)

 

  • Dinar’dan portreler: Solda Tüccar Mestan Atakulu’nun çocukları Hurşit ve İsmet, ortada babaları Mestan Bey, önde zabıta Mustafa Kitiş, soldan dördüncü belediyemizin ünlü memuru Ali Kaynak. (Not: öbür kişileri bilemedim)

nedrtgrcanagustos (10)

  • Şubat 1940 günü Adliye Vekili Dinar’da. Solda tüccar Ali Keskin, Yanında Savcı Süleyman Sırrı Kalayoğlu ortada Adliye Vekili, gözlüklü zatın yanında o yıllarda Dinar’ın tek ve ünlü eczacısı Ali Yakup Atasağun.

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 4 YORUM
  1. Tuğrul ALACAOĞLU dedi ki:

    Dinar’a atandığım 90’larda, bir edebiyat öğretmeni olarak, Şair Nedret Gürcan’ı biliyordum. Babamın kitaplığındaki Varlık Yıllıklarından kimilerinde şiirleri vardı. ”Jandarmalar geçip gitti korkumun en derin yerinden..” dizeli bir şiirini çok sevmiştim. Araştırdığımda, bir dönemde, edebi kişiliği ve sanatsal uğraşısıyla Dinar’ı merkez yapmış bir şairdi. O yıllarda Varlık Dergisi’nde kendisini anlatan bir yazı yayınlanmıştı. Yazan, Tarık K. idi.
    Ziyaretine gittim. Fabrika binasındaki büroda, yanında saygıdeğer kardeşi de vardı. Beyefendi insanlardı.
    Aydın kişiliğiyle eğitim, edebiyat, şiir üzerine özlü ve güzel anlatımıyla konuşurken, onun Dinar anlayışını ve algılayışını gördüm. Bilinç ve sevgi dolu bir yürekle bakıyordu. Ayrılırken şiir kitaplarını imzalayıp verdi.
    O şiir kitapları, depremde yıkılan evimin altında kaldı.
    Yıllar sonra, iki cilt olarak yayımlanmış İlçem Dinar kitabını aldım. Çok güzel, içten ve sevgi dolu yiğit yürek..
    Sanatın, şiirin olmadığı şimdiki dünyada, bir şair kalbin bu sitede de küt küt atışından çok büyük mutluluk duydum. Nedret Gürcan’ımıza sağlık, mutluluk dilerim.

  2. Raif ÖZTÜRK Raif ÖZTÜRK dedi ki:

    Değerli Üstat, Dinar’ın geçmişine ve yerel tarihine ışık tutan bu güzel yazınızdan dolayı ne kadar teşekkür etsek azdır.Kaleminize, yüreğinize sağlık. Saygılarımla….

  3. Demet Kitis dedi ki:

    Sevgili Nedret bey amcaya cok tesekkur ederim. Dinar’in Kurtulus savasi basindaki durumunu cok merak ediyordum ozellikle daha sonraki mimari yapiyla farklilik gosteren binalarinin kimlere ait oldugunu. Goc edenleri, goc hikayelerini. Bu yazi tam da merak ettigim seylere aciklik getirmis bire bir Dnar’da yasamis ve sonra goc etmis biri ile konusmak harika. Ayni zamanda cok uzucu. Iyi ki konusmussunuz ve sonra da yazip bizlere birakmissiniz. Harika bir arsiv.

  4. HİLMİ ÇALIŞKAN dedi ki:

    Sayın Nedret Gürcan Abimiz, Yaşayan bir tarih olarak keşke Dinarda aramızda olsaydın senden çok şeyler öğrendik hala öğrenmeye devam ediyoruz. Buram buram tarih kokan Dinar, senin kitaplarından ve zaman zaman belediye sitesinde yazmış olduğun yazıları zevkle okuyorum.
    Sana sağlık ve mutluluklar diliyorum…

BİR YORUM YAZ

Kişi Doğrulama Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.