DİNAR’IN ESKİ ÇARŞILARI, ESNAFLARI VE CENNET KIZIN ÖYKÜSÜ -2-   

  • 09 Ağustos 2017
  • 1.099 kez görüntülendi.
DİNAR’IN ESKİ ÇARŞILARI, ESNAFLARI VE  CENNET KIZIN ÖYKÜSÜ -2-   

 DİNAR’IN ESKİ ÇARŞILARI, ESNAFLARI VE CENNET KIZIN ÖYKÜSÜ -2-   

         Sözde yeni bir kent yaratmak için…

         Sevgili ilçemde depremde yitip gidenlerin yerine aceleyle, saçma sapan ve sözde yeni bir kent yaratmaya kalkışan bazı siyasilerin ağında, bir takım baskı ve hatırların tuzağında, ucuza mal etmek isterken her şeyi bozup çirkinleştiren ilgili kurumların çok bilmiş (!) yetkili bürokratlarını önceki yazımda kibarca anmıştım…

O günlerde sevgili Fethi Acar arkadaşıma “Gel, dedim, seninle kentin en azından, elli altmış yıl öncesinden başlayarak ve belleğimizi zorlayarak kentimizin o yıllarını dolaşalım

Artık bir daha geri gelmeyecek olan kentin (Dinar’ın) o eski güzel görünümünü, önümüze eski fotoğraflarını dökerek, kimi kez plânlar çizerek, kimi kez hüzünlü düşler içinde gezmeye çalıştık. Antika türü bahçeli evler, başta belediye binaları olmak üzere, özgün görünümleriyle pek çok kamu ve özel kuruluşa ait yok olmuş binalar… Deprem sonrası yapılan yakışıksız, trafo kılıklı, dışları badana ve kötü boyalarla renklendirilmiş anayol üstündeki gösteriş evleri! Depremin darmadağın ettiği güzelliklerin yerine yapılanlar özlemler ve anılarla kanayan bir yara gibi eskiyi aratıyordu… Özlemin ne olduğunu duyurarak…

Özlem? Yıllar önce o zeki, o cesur, o Dinar’ını seven Belediye Başkanı Ali Veziroğlu’nu aramak, anımsamak , anmak… Tüm Dinar’ın borcu. Eğer bir Dinar varsa halâ onun eli ve çalışmaları ile var…

 

Yeni bir Dinar için Saffet Acar

Geçen gün Dinar’dan sevgili dostum Turan Çekinir’le telefonla konuşurken bana “Seni özledik, gel Dinar’ı şimdi gör, Suçıkan’ı gör, Suçıkan cennetten bir parça oldu, bunu sağlayan Belediye Başkanımız Saffet Acar da bir yeni Ali Veziroğludur. Suçıkanın temellerini o atmış, Suçıkan’ı olması gereken güzelliklere erdiren de Saffet Acar oldu…” dedi. Başkan Suçıkan konuklarının bir bir masalarını geziyor, onlarla sohbet ediyormuş. Ne güzel…

Yetmiş yıl tüm ailemizle birlikte (23 nüfus) yaşadığımız sevgili Dinar’ın havasından, güneşinden, ayından, rüzgârından, yeşilinden, buz gibi sularından, her biri severek yaşanır dört mevsiminden beslendiğim, beni şiir dünyasına kavuşturan Dinar’a Dinar’da yaşayanlara selâm olsun…

Sevgili Saffet biliyordum, bu kez Turan’ın anlattıklarından sonra daha çok sevdim.

Seni hep kutladım, yine de çok çok kutluyorum, iyi ki varsın sevgili Saffet Dinar seni kucaklasın!.

Marsyas heykeli ve arka plan da Atatürk’ün Kocatepe heykeli bir arada

Cennet Kızın Öyküsünü yazımın sonuna alarak:

Ben şimdi, Fethi arkadaşımın yazıya dökmemi istediği önce eski çarşıları, esnafları ve daha sonra Cennet Kızı yazmak istiyorum. Evet; Cennet Kızın babasıyla alışverişe geldiği çarşı dükkanlarından Yahya Kitiş Amca’nın dükkânına kadar olan çarşının köşesine ve Yeni Cami önünden Yeni Yol İlkokuluna  kadar uzanan yerleri yazmalıyım.

İlk yazımda anımsarsanız çarşının bir köşesindeki Nadir Emekli’nin bodrumlu evini ve üst katını, o evde oturan Dişçi Sait Beyi, eşini ve oğlu sevgili arkadaşım Refik Erkman’i, kardeşi Vedia’yı yazmışım.

Ege’ye Akdeniz’e, İç Anadolu’ya açılan yolların hem ana hem kılcal damarları ilçemizin göbeğinden, çarşıdan geçer. Kareye yakındır, bir başka bakışla dikdörtgendir de diyebiliriz. Tüm çevresi yollarla çevrilmiştir. Yolların kenarlarından büyüklü küçüklü Büyük Menderes’in kabına sığmayan suları arık arık kenti dolaşarak Ege Denizi’ne doğru akar gider. Çarşı esnafı bu sudan yaralanır, suyun önünü keserek yaz günleri yolun sıcaklığını almak ve serinlemek için kürek kürek ya da su dolu kovaları serperek yolları sularlar. Ayrıca çocuklar suyun önünü taşlarla keserek kasa kasa Müzü Samancı’nın gazozunu soğutur., birazını kendileri içerler birazını da “buz oldu, buz gibi…” diye bağırarak yoldan geçen amcalara satarlar…

Çarşımız:

Cumhuriyet Alanı’nın geniş çevresi fırdolayı büyüklü küçüklü, eski yeni dükkânlarla, köşeler ise kahvehanelerle sarılıdır. Bunların içinde önceki yazımda anlattığım gibi en itibarlısı Yaşar’ın Kahvesidir. Bizler kahvenin önündeki yoldan geçerken orada oturan ilçe büyüklerimizi görüp saygıyla selâmlar önümüzü iliklerdik.

Dedeler, babalar, amcalar, dayılar orada olurlardı.

Suçıkan’a ve Dedeoğlu Un Fabrikasına doğru açılan yolun içinden, sağa sapılan bölümde ünlü Belediye Başkanı Ali Vezirğlu’nun eserlerinden iki katlı, üstü balkonlu, karşı yola kadar uzanan beyaz yontma taşlarla kaplı büyük binanın altında, köşede Aşçı Mehmet Ali Amca’nın oğlu, dünya iyisi insan Süreya Uysal abinin küçük bir tuhafiye mağazası vardı. Süreya abi dükkânından çıkıp yola düştüğünde hızlı hızlı yürürdü. Arkasından koşan mı var? Sorduğumda “Spor olsun diye…” yanıtlardı beni. Süreya Abinin dükkânının yanında da bu yazının sonunda öyküsünü anlatacağım Cennet Kız’la ilgili Yahya Kitiş Amca’nın düğün elbiseleri satan dükkânı vardı. Lütfen bu ilginç öyüyü bekleyiniz.

Bu üç katlı beyaz yontma taşlı yolun öbür yakasına kadar uzanan binanın Yahya Kitiş Amca’nın bitişiğindeki dükkân tüccar Ferit Cengiz’indi. Ferit Cengiz çarşının “dost bankası”ydı. Zorda kalan tanıdığı çarşı esnafına bir haftalığına on günlüğüne ceketnin iç cebinden çıkardığı tomar tomar kâğıt paralardan ödünç verirdi. İlçenin Tekel Bayii idi. Ayrıca kumaş cinsinden çeşitlerle rafları dolu olurdu. Ferit Cengiz’in dükkân yanından yukarı kata uzanan düzgün bir taş merdivenden Sıtma Savaş Dinar Şubesi’ne, müdürü Osman Yavaş’a çıkılırdı. Osman Yavaş unutulmaz bir sağlıkçıydı.

Helvacı Mehmet Özkül’ün dükkânını yazmadan binanın üst katlarında oturan ailleri de yazmalıyım. Köşe dükkânın üstünde balkonlu evde Dinarlı Mühendis Abdurahman Ertörün Abi ve eşi Dedeoğlu’ların kızı Şahver Abla, bitişiğindeki dairede ise Belediye Doktoru Cihat Ceyhun Bey, oğlu, annesi, ablası ve benim gençlik sevgilim Rezan otururlardı.

Helvacı Mehmet Özkul’un bir kapısı alana  arka kapısı arka sokağa açılan bodrumlu dükkânı  Salı günleri tıka basa köylülerle dolardı. Orada helvanın her çeşidi vardı. Çocukları Yaşar ve Nedim de hep orada hizmet ederdi. Üstündeki evde Dinar’ın ilk Şeker Bank Müdürü eşi ve kızı otururdu. Kız, çok saatler belediye binasına bakan evin balkonunda oturur kitap mecmua okurdu. Belediye Başkanımız Fevzi Bey’in bankacının kızına âşık olduğu falan söylenirdi. Ne kızın ne de başkanın bu dedikodudan haberleri yoktu.

Bitişikteki köşeye kadar uzanan binanın alt katı İlçenin büyük manifatura mağalarından biriydi. Kâzım Kalyoncu ve çocukları Cavit, Mehmet Ali.

Sonradan binayı Ziraat Bankasına sattılar ve İzmir’e aynı işi yapmak için göç ettiler. O bina Ziraat Bankası’na geçmeden önce ilçenin ünlü kişilerinden (sonra DP’den Milletvekili) Ahmet Veziroğlu Bey’in ilçeden on kadar tüccarla birlikta kurdukları Birlik mağazası oldu.

Daha çok giysi ve ev eşyası üzerine yoğun satişları olurdu.

Ziraat Bankası’nın ilk binası (yıl 1932) benim çocukluğuma rastlar. Göbekli zadelerin çarşıya çıkılan yolunun sağındaki büyük blokun Ulu Cami ara yolundan girilen ve üst kata çıkılan ahşap gıcırdaklı merdivenlerinden bankanın havuz biçimi sıralı dairelerine girilirdi. Müdürü Sedat  Orbay beydi. Oğlu Kaya ve Oktar, kızı Bülbül arkadaşımızdı. 1950’lerde ben yirmi yaşlarımdayken esnafa verdiği en büyük kredinin on bin Tl. olduğu söylenirdi. Bizimkiler, yani babam ve amcam ilçedeki tek Ziraat Bankası’na uğramazlardı, beni Kara Lütfi’nin Austin marka küçük  taksisiyle Isparta’ya İş Bankası’na gönderirlerdi. İş Bankası’yla aramız çok iyiydi. Müdür kalkar hoş geldinizle elimi sıkardı.

Eski Ziraat Bankası Cumhuriyet Alanı’nın köşesine taşınınca önce Şeker Bank sonra İş Bankası açıldı. Esnaf rahat etti ama benim arkadaşlarımın babaları Sedat Bey de açılan bankalarla yarışa kalktı. Ziraat Bankası’nın arkasındaki dar sokağın başında Kadir ve Hakkı Ezanoğlu kardeşlerin ilçenin en donanımlı lokantası vardı. Lokantanın üstündeki otelinde ben Aşık Veysel ve daha nice ünlü sanat ve edebiyatçı arkadaşlarımı ağırladım. Elbette lokantasında da en mükellef şekilde… Kadir abi ölünce “Hakkıın Lokantası” adını aldı.

Dinar’ın esnafı o yıllarda en çok kasıla kasıla yürüyen lacivertli Mal Müdürüne kızardı. Sanki esnaf düşmanıydı…  Çarşıya çıkar yan gözle esnafları izlerdi, “Maliye Vekili geçiyor” diye alay konusu olmuştu. Bir gün takıldım, “Ne yapayım huyum öyle falan” dedi.

Beyaz taş bina köşesinden karşıya geçtiğimizde Yani Cami’yi, caminin altındaki dükkânda hoca efendinin oğlu Necati’yi görürdük. Hiç unutmam, ünlü yazar Fikret Otyam  Cumhuriyet’e röportaj için tura çıktığında Dinar’a bana da uğramıştı, bir din adamıyla görüşmek istedi, Necati’den izin almak istedik, babasının uykuda olduğunu söylemişti…

Atlatıldığımızı anladık…

Caminin yanı kahveydi, müşterisi gelip geçenlerdi. Bitişiği Dedeoğlu Un Fabrikası yazıhanesi üstü noterdi. Bitişiği de ilçenin “ne ararsan bulunur” dükkânı Tokyüzler’im Mehmet ve kardeşi Hasan Efendilerin çok zengin çeşitleri olan, yaşlı annelerini dükkânın bir köşesinde sürekli dua okurken  görürdük. Gülümseyen bir yaşlı hanımdı.

Afyon-Sandıklı’dan, Suçıkan’dan gelen uzun yolun ve Tokyüzlerin magazalarından   dönülen yol ağzında benim berberim Hidayet Sezer Amca’nın dükkânı vardı. Saçlarımı tıraşta yolan Ali Ustadan sonra Hidayet usta her tıraşta teşekkürü hak ediyordu.

Bitişiği Oktay’ların mağazası ve ünlü esnaf Adnan Ersoy’un bol çeşitli dükkânı vardı.

Daha ne yazayım bilmem ki. Lütfen, inanın omurilik ağrılarımdan bilgisarayın başında doktor izniyle günde yarım ya da dayana bilirsem bir saat kalabiliyorum. Okurlarımı yazılarımsız bırakmamak için çalışıyorum.

 

Şimdi artık Cennet Kızı’n öyküsünü anlatayım:

Yahya Kitiş Amca belediyenin önemli bir işinden emekliydi. Süreya Uysal’ın bitişiğindeki dükkânı da o kiralamıştı. Dükkânda sık sık eşi Zarif teyzeyi de görürdüm. Bizim büro ve evimiz de alanın karşısında İş Bankası sokağının köşesindeydi. Yani Yahya Amca ile komşu saylıyırdık. Yahya Amca Dinar’ın unutulmazlarındandı, Kitişler ailesindendi. Ufak tefek, karıncayı ezmez örneği  ağır ağır yürüyen, dükkândan çıkar çıkmaz bir sigara yakan, elleri titrek, sinirli görünümlü ve koyu Demokrat Partili idi. Bazen benimle D.P. CHP tartışması yapardı. CHP’yi kötülerdi.… Bir ara “Amca, İnönü’ye çok haksızlık ediyorsunuz” demiştim. Hışımla cebinden İnönülü paraları çıkarıp elime tutuşturmuştu. Gülüp geçtim. Çocukları Atalay ve Oktay amcamın oğlu Coşkun’un yakın arkadaşlarıydı. Yahya Amca büyüğümdü, ben de daha o yıllarda partiyle falan ilgili değildim. Ama, CHP’ye yakınlığımız biliniyordu. Çok yıllar sonra aralıksız otuz yıl süren CHP ilçe başkanlığım oldu.

Alan’a çıktığımda bazen Süreya abiye uğrardım, önünde geçerken de dükkân kapısı önünde eli sigaralı Yahya Amca’yı görür selâmlardım. Yahya Amca’nın dükkânı küçük ama düzenliydi. Sefertasıyla Zarif teyzenin getirdiği yemekleri ayakta tıpkı serçe kuşu gibi bir  nefeste yerdi… İkindiüstülerde bazen camiye gider bazen başını manifatura toplarına yaslayarak kestirirdi…

Müşterileri genelde köylerden gelen “düğüncüler” olurdu. Az ve öz iş yapardı. “Bir çay parasına oyalanıyorum “ derdi. Yahya Amca’nın düğün giysiler satan dükkânına o gün yine köyün birinden kız ve erkek tarafından düğün harcı görmek için gelmişler. Cennet kız da, anası da yanlarında. Basma kesme, gelinlik gibi kumaşlar alacaklar. Tam bir saat biraz da fazla kız beğensin diye dükkânın iki rafını tezgâha indirmişler. Kıza sormuşlar “Bu nasıl? Bundan isten mi?” Kız her soruya omzunu kaldırarak “istemem” yanıtını vermiş. Babası, annasi ve erkek tarafından gelenler “Gız Cennet gurban olalım sana, bi gonuş gızım, hangisini isteyon sen? Bi gonuş a gızımız, Cennet kız yine omzuyla yanıt vermiş, yani “hiç birini istemiyom” demiş.

Kocaman numaralı gözlüklü Yahya Amca, sinirlenmiş ve ilk kez dükkân içinde sigara bile yakmış, “Çok yoruldum kızım, kumaş indir, aç, kaldır kollarım ağrıyor, beğendiklerini göster hele bi konuş” diye yalvarmış. Kız bu kez hem omzunu kaldırmış hem da “cık” etmiş… “gız adamın dukkanını aşağı ettin” Kız yine cık’ları sıralamış. Yahya Amca’nın kan beyninde, ya sabır çekmeğe, titremeye başlamış, tezgâhın arkasına dönmüş, elinde ahşap metre kıza vuracak ama gözlüğünü düşürmüş, kızı da çevresini de göremiyor. Kızın babası sinir küpü, Cennet’in saçına yapışmış, “Gız gak guk edip duruyon burda, sana gelin harcı görmeğe geldik! Alırım seni şimdi ayağımın altına”demiş. Acımamış, yaradana sığınarak iki tokat patlatmış kızının suratına.

Yahya Amca’nın dükkânının çarşıda büromıuzun karşısında olduğunu yazmıştım. Bir raslantı büro kapısı önündeydim, düğüncülerin “Yapma, etme babası kızına vurma!” bağrışlarını duyunca fırlayıp Yahya Amca’ın dükkânına koştum. Bağrış çığrış, kızın annesi yerlere yatmış çırpınıyor, “Ey ahali yetişin bunlar kızımı öldürecekler; kurtarın…”

Kız ağlamıyor, iki eliyle yüzünü gözlerini kapatmış düşmana bakar gibi bakıyor babasına da Yahya Amca’ya da. Cennet kız 17 yaşlarında incecik ve güzel. O anda eline tabanca falan geçse ateşleyecek, yüzü sapsarı, dili tutulmuş yanaklarında basının tokatlarının izi, burnundan soluyor ama yine de konuşmuyor. Köylü güzeli derler ya sürmeli güzel gözleri bir noktada buz olmuş, donup kalmış. Ağlamıyor!

Önce yere düşen gözlük parçalarını toplayıp masaya koydum. Sonra yerlere saçılan kumaş parçalarını kızın babasına toplattırdım. Ona “Dayı, dedim, gelin bizim büroda soluklanın bir çayımı için. Nedir bu kavga anlatın, bir çare bulalım. “Peki” dedi, büroya götürdüm. Çayını içerken anlattı. Kızın evlenmesini istedikleri genç çok varlıklıymış. “Biz yoksuluz çok  çektik. Belkim Cennet’in sayasında düzeliriz dedik ama baktık olmayacak”

Cennet’in aklı başka yerde, omuzla domuzdan başka bir şey bilmiyor. Sonra anlar, anlar ama ne çare… Daha ne varsa bir bir anlattı. Köy yaşamından, evliliklerin çeşidinden söz etti.

Köye dönmek istediler. Bir taksi tutmamı istediler. El ettim bir taksi geldi. Beş kişiydiler, Cenneti anası yanına aldı, öptü sımsıkı sarıldı, boynuna dolandı. Öfkeli babası öne oturdu. Ona “Sakin ol; nihayet kızındır, sevdiği varsa bağışla onu” dedim. Taş gibiydi…

Taksiye binerken kıza iyice baktım, o da bana bakıyordu, gülümsedim, gülümsedi, çok güzeldi, düğün harcı için değil de sanki kasabaya gezmeye gelmiş gibiydi. Gittiler…

****

Aradan bir yıl falan geçti:

Aynı köyden tanıdıklarımız vardı. Fabrikaya buğday getirirlerdi. Konuyu açmakta bir sakınca görmedim. Yahya Amca’nın dükkânındaki olayı anlattım. Komşusu imiş. Biliyordu.

“Cennet kız evlendi mi?” diye sordum.

“Evlendi” dedi, “ama o oğlanla değil, askerden gelince –mecburen!?- sevdiği oğlanla.

“Senin anlayacağın kızın anası da biliyormuş zaten”

“Neyi biliyormuş?”

“Evlendiği oğlan askerden  izinli geldiğinde Cennet’in tıktığına vurmuşmuş!”

“Anlamadım; ‘tıktığı da’ ne oluyor, ne demek bu?”

“Yani senin anlayacağın kızı o zaman üfürmüşmüş!”

“Ha… şimdi anlaşıldı” dedim.

“Evlendiğioğlan da varlıklı mıydı bari?” diye sordum

“Ne gezer, onlar cıbırın cıbırıdır.. ama evlendiği oğlan filinta. Öbürü varlıkllıydı ama salağın biriydi. Belki de kızın durumunu yutardı…”

“Peki kız babasına durumu anlatmadan düğün harcına  neden geldi? Dükkânda ne sordularsa gak guk’la cevap vermiş, babası da basmış tokatı…

“Neden gak guk? Kız dilsiz miydi?”

“Yok be, kız dilsiz falan değil, anasının gözü, istediğiyle evlen ya git bak şimdi bülbül gibi ötüyor!”                                                                                        1 Ağustos 2017, Ankara

 

Not: Gelecek yazılar: Değerli eğitimci yazar, MEB. Talim Terbiye Eski Üyesi Sayın Ömer Özcan Bey’in, “Nedret Gürcan’ın Edebiyatçı Mektupları” hakkında yazısı,

Sevgili Dinarlı eğitimci kardeşim H. Fikri Ulusoy’un “Edebiyatçı Mektupları” hakkında yazısı ve,

Sayın Elif Aydoğdu Hanım’ın yine “Edebiyatçı Mektupları” ile ilgili yazısı. Ancak, bu notumu okurlarsa ince harfli yazısının net olarak okumaya gözlerimin yeterli olmadığını bana bir kopyasını göndermesini isteyeceğim.

 

  • Belediyenin deprem öncesi güzel görünümü

  • Belediye yan binasının deprem öncesi görünümü

  • Ali Veziroğlu’ndan önceki belediye binasından küçük bir görünüm.

  • Yazıda sık sık anlattığımız ünlü Yaşarın Kahve’sinin binası ve önünde halk,

  • Eski belediye binasının yanındaki dükkânlar ve Aloğlu Abdullahın kebab dükkânı

  • 7- 8-9 Cumhuriyet Alanı’nın çeşitli görünümleri. Yahya Şirin’in dükkânı 6 nolu fotoğrafta beyaz blok binanın sol köşesindeki ikinci dükkân

10- Cumhuriyet Alanı’nın sağ köşesinde Kalyoncuların binası, sonra Birlik mağazası, sonra Ziraat Banka binası.

11- Sağda gözlüklü Yahya Kitiş Amca, arkasında Tokyüzlerin Hasan Abi, altta açık renk elbiseli terzi Şükrü abi, tam arkasında amcam Mehmet Gürcan, yanında büyük amcam Hamdi Gürcan. Not: Soldaki beyi de tanıyorum ama adını çıkaramadım.

 

Not: Gelecek yazılar: Değerli eğitimci yazar, MEB. Talim Terbiye Eski Üyesi Sayın Ömer Özcan Bey’in, “Nedret Gürcan’ın Edebiyatçı Mektupları” hakkında yazısı,

Sevgili Dinarlı eğitimci kardeşim H. Fikri Ulusoy’un “Edebiyatçı Mektupları” hakkında yazısı ve,

Sayın Elif Aydoğdu Hanım’ın yine “Edebiyatçı Mektupları” ile ilgili yazısı. Ancak, bu notumu okurlarsa ince harfli yazısının net olarak okumaya gözlerimin yeterli olmadığını bana bir kopyasını göndermesini isteyeceğim.

 

 

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. raif öztürk raif öztürk dedi ki:

    Üstat, elinize, yüreğinize sağlık…. Sizin ve Saffet Başkanın Dinar sevdası ALTIN ŞEHİR DİNAR’IN yeniden ayağa kalkmasını sağlayacaktır. saygı ve selam..

  2. raif öztürk raif öztürk dedi ki:

    Üstat, bir değil bin kez yüreğinize, kaleminize sağlık… Sizde ve sayın Belediye Başkanı Saffet Acar’da ki sönmeyen Dinar sevgisi Dinar’ın yeniden ALTIN ŞEHİR olmasını sağlayacaktır. Dinar sevginiz ve yazılarınıza minnettarız. Saygı ve selamlar….

BİR YORUM YAZ

Kişi Doğrulama Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.