DİNAR’IN KAYBETTİĞİ FIRSATLAR

  • 03 Ocak 2016
  • 1.817 kez görüntülendi.
DİNAR’IN  KAYBETTİĞİ  FIRSATLAR

                   DİNAR’IN KAYBETTİĞİ FIRSATLAR

             Kentlerin kaderi de çok kere insanların kaderinden farksızdır…

          İnsanlar yaşadıkları sürece ayaklarına gelen bazı fırsatları bazen bir şanssızlıkla, bazen haksızlığa uğrayarak kaçırırlar…

           Dinar, hak ettiği birçok fırsatı ya ilgisiz kalarak değerlendirememiş, ya pişmiş aşa su katan, lokmasına göz diken rakip kent kurnazlarına kaptırmış.. ya lidersizlikten ve içine kapanmış olmasından ya da kentin bir adım daha ileriye gitmesini düşünemeyenlerden…

       Sabahtan akşama dek Yaşar’ın Kahvesi önünde kendilerini ilçenin asıl sahipleri sanan ‘lömlömcülerin’ boş kibirleri ve çağdaş dünyadan haberleri olmayanlar yüzünden kaçırmıştır.

           Örneklerini sıralayacağım:

           22 Mart 1955 günlü Dinar’da yayımlanan Mücadele gazetesinin manşetinde “Dinar’ın
mutlu günü” başlıklı bir haber vardı. Birlikte okuyalım:

        “Dinar’da kurulması kararlaştırılan bira fabrikası hakkında gerekli etüdleri yapmak üzere Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Sayın Profesörlerinden Dr. Turgut Yazıcıoğlu şehrimize teşrif buyurmuşlardır. Etüdleri müsbet netice verdiği taktirde Turgut Yazıcıoğlu adı Dinar’ın iktisadi tarihine altın yazılarla geçecek isimlerden biri olacaktır. Sayın Prof. Yazıcıoğlu’na hoş geldiniz der, mesaisinin Dinarımız için hayırlı ve uğurlu olmasını candan temenni eder, bugünün hemşehrilerimiz için mutlu bir gün olduğunu belirtiriz”

        Yine aynı gazetenin 1. 4. 1955 günlü sayısında “Bira fabrikasının kurulması için yapılan etüd çalışmaları Tekel Genel Müdürlüğü İçki Fabrikaları Şubesi Müdürü Rıza Ergüven ile İzmir Şarap Fabrikası Müdürü Remzi Ket kazamza teşrif etmişler ve etüdleri sonunda müsbet kanaat sahibi olaraak kazamızdan ayrılmışlardır. Bu himmetlerini Dinarlı ar daima hürmetle yadedeceklerdir” şeklinde bir haber daha yer almaktadır”

           Dinar arpası ve Gönül Hanım yarası!

          Siz okurlarıma yukardan itibaren Dinar’da yayımlanan Mücadele gazetesinin haberlerinden iki bölüm sunmuş oldum. Şimdi ise, o yılları yakından yaşayan bendenizin bu konudaki bildiklerini ve önceki yıllarda kitaplarıma aldıklarımı birlikte gözden geçirelim.

        Gençlik yıllarımda belediye nikâh salonunda Dinar’ın kalkınmasıyla ilgili zaman zaman yapılan, katıldığım toplantıları anımsıyorum. Bu toplantılardan birinde Prof. Turgut Yazıcıoğlu, Dinar arpasının bira üretimi için çok uygun olduğundan söz ederek bu yolda bir rapor hazırlanacağını bildirmişti. Arpa ekilen tarlaların birkaç katına çıkarılacağı ve üretim çiftliklerinden ıslah edilmiş yardımcı tohumların getirileceği haberini de vermişti.

         Bira fabrikası etüdleriyle ilgili rapor hazırlamak için o günlerde Ankara’dan oldukça güzel, öğretim üyesi bir hanım ilçemize gelmişti. Ben bu hanımı merak etmiş, o yontma taş basamaklarından kuş gibi belediyeye girip çıkarken görmüştüm. Kadın güzel ya.. ilçede aldı bir dedikodu, belediye başkanımız kadına sevdalanmış! Ama… Kadının ruhu bile duymaz!..

       Gönül Hanım, kendisi için uydurulan -sözde- bu ilgi ve dedikodudan haberi olunca çok bozulmuş. Bira fabrikasıyla ilgili çalışmalarını Ankara’da tamamlamak üzere Dinar’ı terketmiş. Mış ile miş ile anlatılanlar böyle…

       Yazımın başlarında anlattığım kahvehane tiplerinin uyduruğu ve yakıştırmaları aslında dedikodu… Biraz.. belediye başkanını kötüleme, biraz da pişmiş aşın üstüne şal örtmekten başka şey değil. Gönül Hanım’ın Ankara’da evleneceği nişanlısı var. Ne yapsın

          Dinar’ı minarı? Üstelik kadının fabrika için hazırlamakta olduğu rapor Dinar lehine imiş. Ama, bir kurcalayan ve engelleyenler var bu işi. Sakın “bira” deyince “içki günahtır” diye lömlömcülerin dünyasına aykırı düşmesin bu fabrika!?

           Onlara, “gölge etmeyin eylemeyin, şu ilçeye yüzlerce işçinin çalışacağı bir fabrika kurulsun…” dendi. Ama, başka bir bahane de hazır: fabrika finansmanı için bakanlık bütçesi yeterli değilmiş… Dosya buzdolabına kaldırılmış…

         Gerçek neden:

         Gönül Hanım muhabbetinden ve bira takıntısından sonra aradan yedi yıl geçti.

         15. 5. 1962 tarihli benim yayımladığım Vatandaş gazetemin 52. sayısında “Dinarlılar artık uyanın!” başlıklı manşet yazımı ve olayın gerçek nedenini birlikte okuyalım:

      “Son günlerde Afyon gazeteleri Afyon’da kurulması ihtimali kuvvetlenen bira fabrikası konusunu işlemektedir. Bu konuyla ilgili olarak geçen hafta Sanayi Bakanı Fethi Çelikbaş’ın başkanlığında Alman Centoplan Şirketi mümessilleri ve bazı Afyon Milletvekilleriyle bir toplanı yapıldığı haberi alınmıştır.

          “Şeker fabrikasını Dinar’dan kaçırarak Burdur’a kurduran eski devrin Sanayi Bakanı Burdurlu Fethi Çelikbaş, ne talihsizliktir ki bu defa da İnönü Hükümeti’nin Sanayi Bakanı olmuştur. Çelikbaş, şeker fabrikasından sonra şimdi de Dinar’a ikinci darbeyi vurmaya hazırlanmaktadır. Bira fabrikası için her bakımdan en uygun yerin Dinar olduğuna dair rapor vardır. Seçim nutuklarında Dinarlıları Dinar’ın öz evladı gibi hizmet edeceğini söyleyen, Dinar kontenjanından Adalet Partisi Afyon Milletvekili seçilen Mehmet Turgut, Fethi Çelikbaş ile el ele vererek Dinar’ı bağrından hançerlemekte…”

        Benim gazetede bu yazıma 8 haziran 1962 günü 484 sayılı Türkeli gazetesi başyazarı Dr. Saadettin Aygen “Meselemiz” başlıklı başyazısında “Dinar’da kıymetli şair Nedret Gürcan tarafından neşredilen Vatandaş gazetesinde Dinar’da kurulması önlenen bira fabrikasıyla ilgili “uyanamadık” başlığı altında güzel bir yazı yazmış ve çok mühim bir davaya parmak basmıştır”

          Şeker fabrikası işi:

      Yüzlerce işçinin çalışacağı, yıllık seksen bin ton pancar üretiminden nakliyesine değin girdileriyle kentin ekonomik ve hatta sosyal yüzünü kat kat güldürecek fabrikayı kim vurduya getirerek Dinar’ın elinden alan, hatta bir anlamda yüreğinden kopararak Burdur’a kaçıran kişi yine Burdur Milletvekili Prof. Fethi Çelikbaş’tı.

          İçimize işleyen bu acının hesabını günün birinde soracaktık, “Allah Büyük!” dedik… Ki… Üç yıl sonra bir fırsat doğdu: Prof. Fethi Çelikbaş, İsmet Paşa’nın heyetiyle İnönü Hükümetinin bakanı olarak Dinar’a geldi. Yüz kişilik partili heyetiyle bizim evde verilen o akşam yemeğinde Prof. Fethi Çelikbaş da vardı. Çelikbaş’ın çoktan unuttuğu fakat Dinarlıların unutamadığı bira fabrikası işini yemek sırasında açmam istendi Dinarlı particiler tarafından. Bunu haber alan Burdurlu bir gazeteci Çelikbaş’ın kulağına, “Bira fabrikasını işini sizin Dinar’dan Burdur’a kaçırdığınızı söyleyecekler…” demiş.

        Paşa’nın masasında bir tartışma çıkmaması için Çelikbaş benim kulağıma “Bu konunun gerçeğini Ankara’ya geldiğinizde konuşalım” dedi. Ve yemek sonrası hemen Burdur’a hareket etti.

           O günden sonra bu konunun gerçeğini Çelikbaş’tan dinleme fırsatımız olmadı. Daha doğrusu doğruyu söyleyeceğinden emin değildik. Bira fabrikasının yarası henüz kapanmamıştı.

            İsmet Paşa’yla doğan ve kaçan fırsat:

           İsmet İnönü’nün başbakanlığı günlerinde Dinar için yakaladığımız büyük bir balığı eimizden nasıl kaçırdığımızı anlatmak istiyorum:

ndrtgrcnock2016 (3)

  • İsmet Paşa Dinarlı hanımlarla. Kucağında Nedret Gürcan’ın oğlu Ali Niyazi.

 

ndrtgrcnock2016 (4)

Nedret Gürcan evinde eşi ve oğlu ile. 28 Kasım 1958

         İsmet İnönü, 27 Kasım’da bir gün ve gece kaldığı Dinar’dan 28 Kasım 1958 tarihinde ayrılırken evde beni yanına istemiş ve etrafımızı çeviren Dinarlıların da duyacağı sesle şunu söylemişti:

           “Bir gün iktidar bize nasip olursa, Ankara’ya gelip beni bul, Dinar’a faydalı olmak isterim!..”

             İsmet Paşa’nın bu sözü Dinar için altı imzalanmış altın değerinde, çok önemli bir çekti. Ben, “Emredersiniz Paşam…” derken gözlerimden damlalar yanaklarıma iniyordu.O andaki heyecanımı unutamam… Paşa’nın bu sözünü duyan yanımızdaki Dinarlılar da benden farksız bir sevinç ve heyecan içindelerdi.

            15 Ekim 1961’de, yani Paşa’nın Dinar’dan ayrıldığı günden üç yıl sonra genel seçimler yapıldı. Ve İsmet İnönü Başbakan oldu. Bendeniz de ilçe başkanıydım. Sabirsız partili arkadaşlarım sabah akşam büroya gelerek bana, “Haydi, gün bugündür! Hemen Ankara’ya İsmet Paşa’ya gidelim ve Dinar için verdiği sözü hatırlatalım” demeğe başladılar.O günler tüm ülke için güç günlerdi. 27 Mayıs ve Yassıada Duruşmaları sonrası çalkantılar sürüyordu. Rejimin oturmamışlığı ve siyasi ortamın bulanıklığı nedeniyle böyle bir ziyaret çok erken olabilirdi. Arkadaşları bu konuda ikna ettim ve beklemeğe başladık.

            “Bende para yok!” diyen bakanlar:

             Partinin 16 Ekim 1964 günü yapılacak XVII. Kurultayı Paşa’yı ziyaret için bir fırsattı. Ve ben Kurultay delegesiydim. On kişilik partili heyetle Ankara’ya hareket edildi. Otellere yerleştik. Partimizin Afyon Milletvekilleri Dr. Şükrü Yüzbaşıoğlu ile Avukat Asım Yılmaz’ın önderliğinde bir ziyaret programı oluşturduk. Kurultay gününden önce, çürümekte olan hükümet konağımız için İçişleri Bakanı Orhan Öztrak’ı ziyaret ettik. Bakan, “Bende para yok!” diyerek bizi Maliye Bakanı Ferit Melen’e gönderdi. Orada da para yoktu!” Bunu anlıyorduk da (!) makamlarında heyet mensuplarımıza ikram edilen en kaliteli çikolatalarla, sigara ve püroları anlıyamıyorduk… Bu iki sayın bakandan da elimiz boş döndük…

ndrtgrcnock2016 (5)

Nedret Gürcan yazıda sözünü ettiği Kurultay’da ikinci sırada Afyon Milletvekilleri Dr. Şükrü Yüzbaşıoğlu ve Avukat Asım Yılmaz’la. 1964

            16 Ekim günü Kurultay’a katıldık. İnönü 1317 delegeden 1255 oy alarak genel başkan seçildi. Kendilerini hem kutlamak hem de Dinar için isteklerimizi sunmak için Başbakan İsmet İnönü’den 22 Ekim günü randevu alındı. Dinar’ı teşriflerinden sonra altı yıl gibi süre geçmişti. Bakalım bizleri, yani Dinarlıları anımsayacak mıydı?

ndrtgrcnock2016 (2)

Milletvekilleri Dr. Şükrü Yüzbaşıoğlu, Asım Yılmaz, CHP İlçe Başkanı Nedret Gürcan ve Dinar heyetiyle birlikte Başbakanlıkta İsmet İnönü ile birlikteler.

             Paşa’nın huzurunda…

             Anımsamaz mı? Özel Kalem’in, “Dinar heyetinin ziyareti Paşam” dediğinde Paşa, “Dinarlılar mı? Oooo, çok güzel! Görüşelim,” demiş. Özel Kalem kapıda bize bunu bildirdi.

            Başbakanlığa girdik. Paşa ayaktaydı. Yine el öptürmedi. Miletvekilleri beni “Paşam, Dinar ilçe başkanımız” diye tanıtmak istediler. Paşa, saniyelik bakışla beni hemen tanıdı ve bana doğru gelerek omzuma elini koydu, ailemizin sağlık durumunu sordu. “Hepsinin de saygılarını getirdim size Paşam” dedim. Dinar’ı unutmadığını, kendisine neler söyleyeceğimizi ve neler isteyeceğimizi sordu. “Söyleyin bakalım” dedi. Elimdeki süslü kâğıttan isteklerimizi tek tek okumağa başladım. Başbakanlık makam odası derin ve soluksuz sessizlik içindeydi.

ndrtgrcnock2016 (1)

Nedret Gürcan Dinar’ın sorunlarını İsmet Paşa’ya anlatırken.

             Dokuz maddenin okunması bittiğinde Paşa’dan bir ses çıkmadığını görünce içimden (çünkü bakan ziyaretlerinde eli boş dönmüştük) buradan da mı boş dönecektik… gibi bir “eyvah” geçti. Arkadaşların ve Milletvekillerinin gözleri benim üzerindeydi. Onuncu maddedeki istek, ” Dinar’a eğitim tümeni“ydi. Bu istek, ilçeye sürekli bir ekonomik kaynak sağlıyacaktır. Sosyal yapımız daha da güçlenecektir…” diye sözlerimi sürdürürken, elimi tutarak, “Burada durunuz!” dedi ve milletvekillerine dönerek, “Şimdi gideceksiniz ve İlhami’yi (Sancar) göreceksiniz. Kendisi sizi Milli Savunma Bakanlığı’mda bekler. Dinar heyetinin bu isteğini yerine getirilmesinin benim de isteğim olduğunu söyleyeceksiniz. Sonra da bana bilgi vereceksiniz. Milletvekillerimiz “Gözünüz aydın bu işiniz olacak…” dediler.

              İsmet Paşa’nın huzurundan teşekkürler ve sevinç gözyaşlarıyla ayrılırken Paşa’ya sarılıp bir öpmediğimiz kalmıştı.

             Tümen isteğimiz sümen altı oldu!

             Başbakanlıktan ayrılırken Özel Kalem bildirmiş olmalı, Milli Savunma Bakanı İlhami Sancar bizi odasında bekliyordu. Dikdörtgen büyük masanın çevresine dizildik. Sanırım, Özel Kalem de konuyu çıtlatmış olmalı ki, zile basıp bir harita istedi. Bu, Dinar’da bir askeri birlik için Refik Tulga Paşa’nın Dinar için olumlu asker yerleşim çalışmasının haritasıydı. Bakan, önce bunu hatırlattı, (içimden oh! İşimiz oluyor galiba geçti) sonra, Bakan, “Evet ama, bu şimdilik mümkün değil!” dedi. Alnımdan vurulmuş gibi oldum. Şoka girdim adeta. Yüzüm ne renk almıştı ki, Bakan, gözlerini benden ayıtrmadan, “Şu anda Kıbrıs işimiz var, Orada Türklerin imhası söz konusu. Jetlerimiz Ada üstünde ihtar uçuşları yapıyor. Yunanistan Ada’ya silâh gönderiyor. Türk köyleri kuşatılıyor, çatışmalar oluyor; şehitlerimiz var…”

          Ben yeniden, içimde kalmış acılı son bir solukla, “Efendim,” dedim. “Bizleri size gönderen İsmet Paşa Kıbrıs işini bilmiyor muydu? O bir asker değil mi?”

          Bu sözüme sinirlenen Bakan, nazik ama gizli öfkesiyle, “İsmet Paşa bilir, bilir ama her şeyi bilmez!” dedi. Bu, çok talihsiz bir kükremeydi… Ne yapsaydık? Gidip İsmet Paşa’ya Bakan’ı şikayet mi etseydik? Dizlerine yatıp “Paşam, Paşam… Olmadı” diye ağlasa mıydık?

           Yahu, bu politika ne biçim şeymiş deyip durdum. Heyet arkadaşlarımla düş kırıklığı içinde bakanlıktan ayrıldık. Ben, gecikmeden postahaneye gittim. Beni yakından tanıyan Parti Genel Sekreteri Kemal Satır Bey’e ilçe başkanlığımdan istifa ettiğime dair bir telgraf çektim. Bu, bana ağlamaktan da iyi geldi. Ertesi gün Dinar’a dönmek için otele gidip valizimi hazırladım.

          Sabah oldu… Eşim ve çocuklar için Alışverişe çıkacaktım. Resepsiyondan haber verdiler. Kapıda Başbakanlıktan gelen bir araç beni bekliyormuş. Telgrafım Kemal Satır Bey’e ne çabuk ulaşmıştı. Üstelik postanede memur bu telgarafı göndermek istememiş, bu gibi durumlarda her isteyen böyle makamlara telgraf çekemezmiş. Ben memura “Bu bir ilçenin kaderiyle ilgilidir; lütfen başka maksat aramayın. İstifa telgrafının ne sakıncası var?” demiş ve zorlukla kabul ettirmiştim.

            Neyse… Beni kapıda bekleyen resmi arabaya bindim. Kemal Satır Bey beni makamlarında kabul ettiler. Ardından yin beni yakından tanıyan (Manisalı) Sanayi Bakanı Muammer Ertan, (İzmirli ) Köy İşleri Bakanı Lebit Yurtoğlu da geldiler. Konu açıldı. Bir saatten fazla konuşuldu. Dinar’ın bu isteğinin kabulu için çalışacaklarını ve daha fazlasıyla Dinar için çalışacaklarına üç bakan da söz verdiler. İstifamı geri aldım.

          Ama, o ana kadar sanki, Dinar bir numara farkla piyangonun büyük ikramiyesini kaybetmişti!.

               Ertesi sabah biraz rahatlamış olarak otelden ayrıldım.

              “Devlet işleri böyledir kardeşim”

          Dinar’a yolcu olmadan çok düşündüm. Yola çıkmasaydım acaba bir şekilde İsmet Paşa’ya varabilir miydim? “Paşam, Savunma Bakanı İlhami Bey sizin Dinarla ilgili emrinizi Kıbrıs Savaşı’nı ileri sürerek geri çevirdi, oysa Dinar, sürekli değişen bir eğitim tümeniyle bölgenin yıldızı olabilirdi…” diyebilir miydim? Bu çok zor bir davranış olurdu, yapamadım.

             Heyet arkadaşlarım da büyük üzüntülerle benden önce Ankaradan ayrıldılar.

           Ben, Ankara’dan eli boş döndükten birkaç ay sonra CHP iktidadan düştü. Bizim umutlar da iyice suya düştü! Dinar için verilen üç Bakan sözü de havalara uçtu! Ama, “Allah büyük” sözü yere hiç düşmemişti. Sitem, içimizde yumruk gibi duruyordu. Eğitim Tümeni’nin arada bir bando eşliğinde Dinar sokaklarında yürüdüklerini hayal etmekten öte ne yapabilirdik?

           1965 yılının sonbaharıydı. Suçıkan gazinosundan fabrikaya, telefon geldi. Oradaki hizmetli bir genç beni arıyordu: “Abi, paartinizin büyükleri geldiler. Sizi buraya istiyorlar” dedi. Suçıkan’ın iç bölümlerinde beton dökülüyormuş, arabalarını dışarıya park etmişler.

              On dakika sonra Suçıkan’daydım. İçimde yine bir kıpırtı vardı. Gerçi iktidar değişmişti ama olsun, umut tükenmezdi. Belki askeri isteğimiz gündeme gelmişti de bana müjde vereceklerdi???!!!

              Suçıkan’da parkın beton işleri yapılıyordu. Usta koyu AP’li Kerpiçcinin Mehmet’ti.

Gelen konukların CHP’li olduklarını öğrenince Suçıkan’daki hizmetli gence sandalye bile verdirmemiş, “Ayakta beklesinler Nedret Bey’i” demiş. Sanki Ankara’daki heyette bu usta da vardı da bize askeri birliği esirgeyen İlhami Sancar’ı cezalandırıyordu. Bir yandan çok üzüldüm bir yandan da Allah Büyüktür, dedim içimden…

          Konuklarla el sıkışıp, öpüştükten sonra ilgili genç gölgelik bir yere sandalyeleri çıkardı. Oturduk. Beton ustasının partizan tutumundan üzüldüğümü belirttim. Ama küçük yerlerde particiliğin bu boyutta olduğunu biliyorsunuz. Özür diliyorum, dedim. Ve hemen İlhami Sancar Bey’e şunları söyledim: “Bir yıl önce Dinar heyetinin Ankara gezisinden ve İsmet Paşa’dan çıkıp size uğradığını anımsarsınız. Eğitim Tümeni istemiştik sizden. Siz, Kıbrıs Savaşı’nı öne sürerek bu isteği İsmet Paşa’ya rağmen kabul etmemiştiniz. Özür dilerim ama söylemek zorundayım efendim, eğer o gün bu isteğimiz kabul görseydi bugün üç sandalyeyi sizlerden esirgeyen bu Dinar’daki şu beton ustası şimdi sizin önünüzde takla atardı!

           Kemal Satır Bey olayı biliyordu. İstifamı geri aldırırken Dinar’a askeri birlikle birlikte bazı yatırımlar da yaptırmak için söz vermişti. Ama, partinin ömrü yetmedi… İlhami Sancar Bey, “Çok üzgünüm ama kardeşim, devlet işleri böyledir” diye savunmuştu kendisini.

              Onları saygılı ama buruk gülümsemle uğurladım Dinar’dan.

             Bir benzeri de il olma hevesimizdi:

          1950’lili yılların sonlarnda Dinar’ın il olması için heyet halinde Ankara’ya gidişimiz ve Dinar’ın “Menderes” ili olma sözünün Başbakan Menderes’in makam odası kapısından döndüğü gibi. Bu öyküyü önceki yazılarımda anlatmıştım.

              Eğer o yıl il olsaydık. Ankara’ya giden heyeti Dinar’a döndüğünde ilçenin yirmi bin nüfusu, bandosu, kurdu kuşu bizleri istasyonda karşılayacaktı… Evet; kuşlar karşıladı!?..

           Trenden indiğimizde istasyonun o asırlık çınarının dallarından yüzlerce kuş öterek “hoş geeldiniz, ama boş geldiniz” le karşılamıştı bizi.

               Not: Yazılarımı okuyan değerli okurlarımdan bazıları benim Dinar’ın Kaçırdığı
Fırsatları da anlatmamı istediler. Örneğin, bira, şeker ve vagon fabrikaları gibi. Durum elverdikçe Dinar’ı yazmayı sürdüreceğim.

           Ben Dinar’dan ayrıldıktan sonra ilçeye kazandırılan İnfoteks Votka ve Meyve Suyu fabrikaları hakkında Dinar’da yaşayan yazar arkadaşların bilgilerine de gereksinim var.

             Tüm Dinarlıların, Dinar’da yaşayan değerli ve sevgili insanların yeni yıllarını kutluyor, barışla, sağlık ve sinerlik içinde yaşamalarını yürekten diliyorum. Saygıyla…

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. Hande dedi ki:

    Basta size , ailenize ve sizin Dinar’da vermis oldugunuz hizmete emege saygi duyuyorz,ama bu chp ” ye ve inonuye saygi duymuyoruz.Ama sizin seciminize tabiki saygi duyoyoruz o sizin seciminizdir .Yazilariniza inanarak ve severek okumaya devam ediyoruz edecegiz sihhat, saygi, selamlar.

  2. Raif ÖZTÜRK Raif ÖZTÜRK dedi ki:

    Değerli Üstat, çok fırsatlar kaçıran Dinar’ın ne mutlu ki siz gibi gönlü hâlâ Dinar’da olan bir evladı var. Her yazınızda şunu anlıyoruz. Nedret Gürcan, sadece Dinar’ın ünlü bir şair ve yazarı değil, aynı zamanda Dinar’ın cumhuriyet döneminin hafızası olan bir kişidir. Dinar adına, yazı ve kitaplarıyla ebediyen öyle anılacak bir değerdir. Ben, bu kaçırdığımız bira fabrikası fırsatını ve gelişmelerini bilmiyordum. Değerli üstat, Allah ömür ve sağlık versin, sizden öğreneceğimiz daha çok şey var. … En kalbi duygularla bu güzel yazını için teşekkürler, saygı ve selamlar.. Raif ÖZTÜRK

BİR YORUM YAZ

Kişi Doğrulama Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.