GEÇMİŞ YILLARIN ÖZLENEN YÜZLERİ

  • 09 Eylül 2016
  • 1.557 kez görüntülendi.
GEÇMİŞ  YILLARIN  ÖZLENEN  YÜZLERİ

GEÇMİŞ  YILLARIN  ÖZLENEN  YÜZLERİ

 

             Değerli okuyucum,

             Yazılarımı birkaç ay için fotoğraflarla sürdüreceğim. Bir yandan bayramın ve yaz         sıcaklarının geçmesini, bir yandan da yeni kitabımın baskısını ve yayımını bekliyorum.

             “Fotoğraflar” yalnızca görüntü veren sakladığımız değerler ve anılar değildir; her fotoğrafın bir öyküsü de vardır. Ben, bu yaz günlerinin boşluğunda arşivimi yokladıkça Dinar’ı yeni baştan yaşar gibi oluyorum… Önümüzdeki aylarda Dinar’ı hem yeni kitabımdaki edebiyatçı mektuplarıyla hem bu sayfalarda yine birlikte fotoğraflarla yaşayacağız…

          Bazı fotoğraflar var ki, onları tanımayanlara tüm özellikleriyle tanıtacağım, uzun satırlarla da olsa onların fotoğraflardaki duruşlarını ve o kişinin -bilebildiğim kadar- ruh derinliğindeki anlamlı bakışlarını bazılarını ise -özellikle bu zamanlara benzedikleri için- anlatacağım. Önceki kitaplarımdan bilenler dışında yeni okurlarımın sıkılmadan zevkle okuyacaklarını umuyorum.

        Değerli, sevgili ve vefalı okurum Hollanda’dan Hülya Hanım da son yorumunda fotoğraflardan söz ederken “Çok eskilerde olmasına rağmen ben doya doya Dinar’ı da yaşıyorum…” diyor. Evet; bu duygu ve yaşam çok yerinde… Hülya Hanım, yeni kitabımda sanırım sorularının yanıtını da bulacak. Adresini telefonundan öğrenir, kitabımı gönderirim.

         Dinarlı Ayhan Kalkan kadeşimiz de bir süredir Web Sayfasında arşivindeki fotoğraflarla bizlere eski Dinar’ı, Dinar’da yaşayanları ve yaşananları anlatıyor. Ne güzel!

        Ayhan’la bazen aynı fotoğrafı yayımlıyoruz. Örneğin bizim depremden sonra belediyedeki -sözde- yetkili kıskançların (!) yıktırdığı o güzel evimizin, o güzel ve simge sokağın, yani benim bir kitabımda adını verdiğim “Teyzeler Sokağı”nın fotoğrafı var.  Bendeki fotoğrafların çoğu ‘artık yaşamayan’ aile büyüklerimin çekmecelerinden alınmadır. Benim sakladıklarıma gelince.. o kadar çok ki.. onların tümünü yayınlamaya kalksam ömrüm yetmez!..

          Ekim ayının yarısında Dinar depreminin bazı fotoğraflarını ve kalan yarısında da benim çok sevgili, özlediğim aziz arkadaşım Fethi Acar’ın dördüncü ölüm yıldönümünde ve dokuzuncu ölüm yıldönümünde de bir o kadar sevgili ve aziz eşi Güler Hanım’ı yayımlanmış ve yayımlanmamış fotoğraflarını yayımlayarak anacağım. Lütfen bekleyiniz…

Şimdi  fotoğraflar ve öyküleri:

 nedretgurcan992016 (1)

  • Tarih: 10 Ekim 1978, Ankara’da bir restoranda solda Afyon Milletvekili değerli insan Dr. Şükrü Yüzbaşıoğlu ve bakanlığı yıllarında Dinar’a büyük hizmetleri olan hemşehrimiz Ulaştırma Bakanı Avukat Güneş Öngüt ve Nedret Gürcan.

Fotoğraf arkasında Şükrü Bey’in yazısı: “İki can dostla, çok değerli bir anı”

nedretgurcan992016 (2)

 

  • Tarih: Ağustos 1982, solda Diş Doktoru, Dinarlı Muzaffer Maden, (yıllardır İsviçre’de yaşıyor, mesleğini orada sürdürüyor), ortada Avukat Güneş Öngüt ve Nedret Gürcan

nedretgurcan992016 (3)

  • Tarih: 27 Mart 1989, solda Av. Güneş Öngüt, yanında Nedret Gürcan, yanında

amcası Mehmet Yılmaz ve Dinar Belediye Başkanı seçildiği gün Turay Yılmaz

nedretgurcan992016 (4)

  • Bir bayram töteninde belediye önünde solda Av. Güneş Öngüt, yanında

Kazım Uysal, yanında Nedret Gürcan, yanında İlçe Komutanı ve Dinar    kaymakamı Burhan Yavuz Yılmaz ve izleyiciler. Tarih: 1972 olmalı

nedretgurcan992016 (5)

  • Tarih: 1973- 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı töreni. Belediye Başkanımız Ali

Veziroğlu’nun ölümünden sonra Belediye Başkan Yardımcısı Nedret Gürcan ve

öğretim üyesi

nedretgurcan992016 (6)

Kara Hakim ve iki dava öyküsü:

  • Fotoğraf arkasındaki benim yazım: “Dinar’ın ünlü yargıçlarından “Kara

Hakim” adıyla da anılan İlhami Arslan. Ve İlhami Beyin fotoğraf arkası   yazısı: Fotoğraf  sanırım bir Antalya gezisinden.

“Bir Akdeniz akşamında bir dostla, 3. 9. 962”

Yargıç İlhami Bey, Dinar’da edindiğim (buna diş hekimi Muzaffer

Maden de dahil) en aydın, en okuyan, en düşünen ve insan sevgisiyle dolu

dostlarımdı…

               Hukuk Yargıcı İlhami Bey, akşamüstleri, adliye çıkışı çarşıdaki bizim büroya uğrar, bana İstanbul’dan yayınevlerinden ve edebiyatçı dostlarımdan gelen imzalı kitapları gözden geçirir, bir bölümünü alır, okuduktan sonra getirirdi. Bana ve ailemizin bütününe sevgisi kendi deyimi ile hukukçu bir aileden oluşumuzdu; bu ilgi hemen hemen tüm adliye mensuplarından da geliyordu. Şöyle ki:

Kadı Dedem:

                  Dedem Ali Niyazi Gürcan’ın adına ilk Dinar Kadısı ve Cumhuriyet Mahkemelerinin ilk yargıcı olarak görev yaptığı yıllarda özellikle köy düğünlerinde çalınıp söylenen türküler yakılmıştı:

“Uzat ellerini kınalar vurayım/ Tatlı dillerine kurban olayım/ Yine de  geldi  mahkemenin günleri günleri / Çil kadıya ne cevaplar vermeli…”

 

           diye uzayıp giden türkü ‘çil yüzli’ dedemin çok etkin, tarafsız yargı görevi yaptığı hep söylenirdi. Ağabeyim Necdet’in de aynı niteliklerle avukatlığı buna katkıydı.

          Dedem (1877- 1954) çarşı yolunda Yaşarın Kahve önünden geçerken kahve önündeki alanda oturan müşterilerin ayağa kalktıklarını görürdüm. Aynı saygıyı tüm adliyeciler ve kaymakamlar da görürlerdi. Dinar, bu saygı davranışını hiç bozmadı.

             Dinar’da yaşadığım tüm yıllarda (70 yıl) her Dinarlıyı, Dinar’da yaşayanı taşını, toprağını, güzel suyunu, göklerde uçan kuşları bile sevdim; ve dostluk kurduğum değerli kaymakamlar, yargıç ve savcılar, bankacılar ve öğretmenler olmuştu. Hemen bütün yargıç ve savcılarla çok içten, saygı ve sevgi dolu dostluklar kurmuştuk. Ayrılırken yüreğimi yokladım, onca yıl yaşadığım ilçemde acaba benim kırıldığım, beni kıran bir kişi oldu mu? Hayır; olmadı, yoktu…

              Sonraları yıllar süren bu dostlukları da yazacağım.

            İlhami Bey’i evlendirmek istedik:

             İlhami Beyle gerçek bir ağabey kardeş gibiydik. İlhami Beyi Isparta’da matbaalarında bir süre Şairler Yaprağı dergimin basıldığı  Tütüncü Ailesi’nin kızı,  Isparta’nın değerli Avukatlarından  Saliha Hanım’la evlendirmeyi düşündük. Her şey yolunda giderken, İlhami Bey’in annesi hanım bana şunu söyledi: “Evladım, İlhami evlenirse ben  yalnız kalırım, bana sevgisi eksilir” bu  gerekçe ile bu evliliği yaptırmadı. Oysa… Mutluluk kapıdaydı…

               İlhami Bey, birkaç yıl sonra Samsun hakimliğine tayin oldu, oradan da İzmir’e tayini çıktı. Bir süre mektuplaştık. Hastaydı. Yazışmalar kesildi…

              Kendisinden çok şey öğrendiğim unutamadığım çok değerli insan, yargıç İlhami Ağabeyi özlem, saygı ve rahmetle anıyorum… Işıkların da dostudur orada.

                 İki davanın öyküsü:             “Çıplak Kadın” resmi ve “Akis Davası”

               Dinar’da yaşadığımız yetmiş yıl boyunca hemen bütün adliye mensuplarıyla dostluklar kurmuştuk diye yazmıştım birkaç satır önce. Peki, benim ya da ailede kimsenin hiç adliyelik işi olmadı? Davalık bir durumumuz olmadı mı? Olmaz mı?

                Yirmi üç nüfuslu aileden yalnız benim iki mahkemem oldu:

          Dinar’a matbaa getirinceye kadar Şairler Yaprağı dergimin ilk sayılarını Isparta’da Tütüncü matbaasında bastırıyordum. Şimdi adını anımsayamadığım bir sözde rakip derginin yöneticisi  Şairler Yaprağı’nın Ocak 1956, 19. sayısında bir şiirin üstünde çıplak kadın resmi basıldığını Isparta C. Savcısı’na şikayet etmiş. Savcı Faruk Bey hakkımda soruşturma açtı. Çıplak kadın diye belledikleri resim ünlü Fransız ressamı Claude Monet’in “Çıplak Kadın” adlı ünlü röprodiksiyonuydu. Monet’in Fransız baskılı kitabından almıştım. Ben dergimde şiirlerin üstüne süs olsun diye benzer sanat resimleri koyuyordum. Savcı Bey, sanatla ilgisiz bir Hukuk Prof’u olan Sulhi Dönmezer’i bilirkişi tayin etmiş. Yanıt İstanbul’dan “Çıplak kadın resmidir, müstehcendir” diye geldi.

                 İlçemdeki C: Savcı ve yargıçlarına durumu açtım. Birlikte karar verildi, davavı Dinar’a alıp bilirkişi değiştirdik. İstanbul’da yakından tanıdığım Maya Galerisi sahibesi Adalet Hanım bana bilirkişi olarak Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nu salık verdi.

                      Evraklar oraya gitti. Bir hafta geçmedi Bedri Rahmi Bey “o resmin Monet’in röprodiksiyonu” dur diye savcılığa yazıyla ve resmim orijinal kitap kopyasıyla gönderdi. İddia mahkemesiz düştü. Akşam İmren lokantasında bir yemek yedik…

Akis Davası

            İkinci olay da Başbakan Menderes ile Sabah Gazetesi sahibi Safa Kılıçtaroğlu’nun Akis dergisinde yayımlanan bir yazım üzerine başladı.

          Yarım kalan öğrenimimden sonra ilçemde bir şeyler yazmak çizmek, en azından şiir dünyamın kapılarını açmak istedim. Açtım; yetmedi, İstanbul gazetelerinde çalışan edebiyatçı arkadaşlarım beni Dinar Muhabiri yaptılar: O yılların, yani 1950’lerin gazeteleri Hürriyet, Cumhuriyet, Tanin, Hadiselere Tercüman, Yeni Gün, Yeni Gazete ve Yeni Sabah.  Hepsinden muhabir kartım geldi. Bir hevesle göreve başladım.

            1954 yılında da Ankara’da tanıştığım Prof Nihat Erim Bey’in isteği ile Dinar’da CHP ilçe örgütüne üye oldum. Fazla sürmedi ilçe başkanlık görevini üstlendim. Muhabiri olduğum gazetelere Dinar’daki haberler bakımından tam tarafsız yazılar gönderiyordum. Hepsi yayımlıyor yalnızca Sabah gazetesi haberlerimi -DP taraftarı olduğu için- ya seçerek ya da kısaltarak yayımlıyordu. Bu bir süre devam etti. Tuttum, yazı işlerine biraz dokunaklı uzun bir mektup yazdım.

                 “Dinar halkının Menderes sevgisini de yergisini de yazıyorum, benden daha ne istiyorsunuz, öbür gazeteler gibi olsanız ya… Sonra da sizin muhabirliğinizden istifa ediyorum” diye. Ayrıca “Menderes’in giderek sevimsiz duruma geldiğini iktidarın sonsuza kadar onun olmayacağını” da o mektupta belirttim.

             Mektubu aynı gün hem Sabah’a hem de arada bir yazılarım yayımlandığı İsmet Paşa’nın damadı Metin Toker’in Ankara’da yayımlanan Akis dergisine gönderdim.

           Metin Toker, sanırım “Tanrım! Gökte ararken yerde buldum!” diye benim mektubu hem de çok yakışıklı bir fotoğrafımla derginin orta sayfalarına koymaz mı?

İki gün geçmedi Afyon Valisi Nedim Evliyagil Dinar’a geldi. Kaymakam Besim Olcay Bey’in odasına çağrıldım. Vali Bey benim özür dilememi istiyormuş. Kaymakam beni yakından tanıyordu, Vali Bey’e anlatmış: “Her bakımdan çok dikkatlidir; haberlerinde de taraflı olmaz, özür dileyeceğini sanmam…” demiş. Vali Bey rica etti, dava açılırsa, hiç olmazsa “Ben o mektubu dergiye yayımlansın diye göndermedim” diye ifade vermemi istedi. Kırmadım, tam olmasa da isteğine yakın ifade verdim.

          Bir süre sonra Akis dergisi sahibi Metin Toker, Yazı İşleri Md. Y. Ziya Ademhan ve mektup sahibi benim hakkımda dava açıldı. Metin Toker, avukatlarımızı bildirdi: Turhan Feyzioğlu, Muammer Aksoy ve eski Adalet Bakanı Sahir Kurutluoğlu.

          Dava Ankara Toplu Basın Mahkemesi’nde iki yıldan çok sürdü. Her celsede gazetelerde adım geçiyordu. Baktım, Hilton’a gireceğim (o sıralarda basından mahkum olanların cezaevine Hilton adı verilmişti. Babam kalp hastası, siyasetten hoşlanmıyor, duymasın istiyorum, ama bazı arkadaşları gazetede adımı görünce babama biraz anlatmışlar. “Önemli bir şey değil;” diyerek babamı rahatlattım.

          Babam Dinar’ın Varlık Vergisi mağduru olarak CHP’ye kızgın ve ilçe DP üyesi. Kalktım İstanbul’a gittim. Avukat Turhan Feyzioğlu ile Divan oteli salonunda buluştuk. “Ne olacak benim durumum?” diye sordum. “Eğer dergi İsmet Paşa’nın damadı Metin Bey’in dergisi olmasaydı ve senin yazın o dergide yayımlanmasaydı bir şey olmazdı ama sen kendini şimdiden “Hilton”a hazırla!” dedi.

           Oğlum Niyazi bir yaşında. Olay ailede -babam hariç- sıkıntı yaratıyor. Eşim, “Ne işin vardı da o yazıyı yazdın? Şimdi ne olacak?” sorularıyla yatıp kalkıyor.

          O yıllarda çok ünlü bir ses sanatçısı vardı. Mualla Mukadder Atakan. İstanbul’da Yeniköy’de Etem İzzet Benice yalısında oturuyordu.

         Mualla Hanımla eşini 1954 yılında İzmir Fuarınde Kübana Favyonunda şiir okurken tanımış, kendileriye dost olmuştuk. Beni çok seviyorlardı. Konser için Dinar’a bile gelmişlerdi. Avukat Feyzzioğlu’nun yanından çıkıp doğru Mualla Hanım’a gittim. Durumu önceden de anlatmıştım. Yalıda bir hafta konuk oldum. Ankara’da siyasi büyüklerimizi tanıyorlardı. Eşini Ankara’ya gönderdi. Burhan Bey, Adliye Bakanı Esat Budakoğlu’na durumu anlattı.

          Sonuç: İkiyıldan fazla süren ve C. Savcısı Cumhur Aymakoğlu’nun mahkumiyetlerimizi istediği dava Yargıç Adil Güneşoğlu’nun son celsede kalp krizi geçirip yaşamını yitirmesinden sonraki celsede sonuçlandı. Ben beraat ettim. Metin Toker ve Yazı İşleri Md. 18’er ay  ceza aldılar. O gün, o akşam İsmet Paşa Dinar’da bizim evimizde konuktu. Eşi Mevhibe Hanım telefonla durumu Paşa’ya bildirdi. Babam, olayı orada duydu ve bana: “Keşke af dilemeseydin de onlarla bir yatsaydın!.. “ demez mi?

Üç fotoğraf daha

nedretgurcan992016 (7)

7-  Beni Akis dergisi yazısı mahkumiyetinden kurtaran ünlü ses sanatçısı Mualla Mukadder Atakan. 1954 yılı İzmir Fuarında, fotoğrafın solunda, İlham Gencer topluluğunda. Nedret Gürcan İlham Gencer’in başının üstünde görünen.

nedretgurcan992016 (8)

8- Mualla Mukadder Hanım, 1958’de Dinar’da konserden sonra Nedret Gürcan’la, Şairler Yaprağı bürosunda.

***

Değerli okuyucularım,

Biliyorum, yazım uzun oldu. Fotoğraflar ise az… Ama ben, okurlarımdan ve eski Dinarlılardan özür dilemek için bu kez 9’ncu fotoğrafla Dinar’ın simgesi, ünlülerinden, hepimizin çok sevdiği

BERDUŞ MEHMET’le

bu yazıyı sonlandırıyorum. Berduş Mehmet’in elindeki kitap benim ilk şiir kiabım “Yaşadıkça Aşk” yıl 1954. Arşivimdeki birçok fotoğraf gelecek aylarda gözlerinizin huzurunda olacak. Özlenen Dinar’ı ve yaşananları yaşayacaksınız.

nedretgurcan992016 (9)

Bayramınızı yürekten kutluyorum, selam, sevgi ve saygıyla, Nedret Gürcan

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 5 YORUM
  1. Hulya_Hollanda dedi ki:

    Saygi deger guzel insan savgili yazarim, evet sizinle bugun telefondan kisada olsa tanisma firsatimiz oldu .Sizi yalniz birakmayan dostlarinizin telefon trafiginden dolayi )) biraz kisa surdu ama olsun seker tadinda oldu .O kisacik surede inanin sesinizden ve konusmalarinizdan huzur aldim .Sizinle sohpetin yakinlariniza ve dostlariniza ilac gibi geldiginden cok eminim .Esinize selam soyleme firsati olmadi bagislayin esinize ve size saglikli , huzurlu Allahtan istediginiz kadar omur diliyorum .Saygilar sevgiler .

  2. Hulya_Hollanda dedi ki:

    Oncelikle bayraminizi kutlarim , size esinize ve tum ailenize sagliklar sevgiler gonderirim Hollanda’dan . Cok memnun oldum benden bahsedip beni anlamanizdan cok mutevazisiniz . Benden telefonla adresimi alip yeni cikarmis oldugunuz degerli kitabinizi gondereceginizi bildirmissiniz inanin cok cok sevindim .Aslinda o emek verilen kitabi kitab evinden almayi daha adil buluyorum ! Daha once 2011 yilinda’da gondermistiniz Hoscakal Dinar aldi eserinizi ve o degerli siir kitaplarinizi .Bir haftada merakla ve sevgiyle kitabinizi bitirdim ve tumunu sevgiyle sakliyorum kitapligimda. Sizi aricam ama cok heyecanlandim o enerjiyi topladigim an sizi arayip sizinle tanisma firsatini insaAllah canli yakalayacagim .Sevgiler.

  3. Raif ÖZTÜRK Raif ÖZTÜRK dedi ki:

    Değerli üstat, yazılarınız ve anılarınız çok güzel…Çok sevdiğiniz Dinar’ımız sizin anılarınızda ve yazılarınızda daha güzel oluyor. Her fotoğrafın ayrı bir dili var… Yazılarınızı dört gözle bekliyor. Dinar’ın bilemediğimiz güzelliklerini görmek, duymak ve bahtiyar olmak istiyoruz. Bayramınızı kutlar saygılar sunarım. Kaleminize, yüreğinize sağlık… Raif ÖZTÜRK

  4. Ramazan Gürbüz dedi ki:

    Sevgili Nedret ağabey Geçmiş yılların özlenen yüzleri yazını okudukça eski günler aklıma geldi Hakim İlhami beyin yazıhaneye geldiği günleri hatırladım. Lise Müdürü Dinçel Çakırl’la bayram törenindeki resminiz ise rahmetli eski müdürüm Dinçel Çakır’ı hatırladım ve onunla okuldaki günlerim aklıma geldi. Size çok teşekkür ediyorum bizlere eski geçmişimizi hatırlattığınız için. Bu vesileyle Kurban Bayramınızı kutlaryengemin ve sizin ellerinizden öperim.

  5. ender sahin dedi ki:

    Teşekkürler Nedret bey. Kitabınızı ilk alanlardan olacağım. Mutlu bayramlar

BİR YORUM YAZ

Kişi Doğrulama Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.