HİLELİ VE HORMONLU GIDALAR YİYİYORUZ

  • 26 Temmuz 2017
  • 289 kez görüntülendi.
HİLELİ VE HORMONLU GIDALAR YİYİYORUZ

HİLELİ VE HORMONLU GIDALAR YİYİYORUZ

                        Başta sofralarımızın başköşesini süsleyen ekmek olmak üzere son zamanlarda yediğimiz birçok gıda maddesi ya hormonlu veya hileli olduğunu her gün basın, televizyon yayınlarında görmek mümkün fakat yine evimize elimizle getirmekteyiz. Tavuktan et ürünlerine, kuru gıda maddelerinden sebze meyveye kadar tatsız lezzetsiz hormonlu gıdalar yediğimizden de hastalıklardan kurtulamıyoruz. Yanlış uygulanan tarım politikası da doğal ürünleri üreten çiftçimizi maalesef bitirdi.

                         Dinar’a ilk çıkan sebze ve meyve özellikle Antalya tarafından gelir, Son yıllarda başta domates olmak üzere gelen sebzeler hormonlu olduğundan tat ve lezzeti de yok. Kesildiğinde içi boş, sivri çıkıntılar da varsa mutlaka hormonludur. Yerli halk lezzetli bir domates, yemek için ağustos ayını bekler İlçede üç beş çiftçi ailelerin getirdiği yarma domatesi bulunca her kaç lira olursa alır burnuna götürerek kokar ve hakiki domatesi yemenin mutluluğunu yaşarlardı. Fakat son yıllarda o mis kokulu ürünlerde kayboldu. Her ne hikmetse tohumları bile yasaklandı, insanlarımıza illaki tatsız , hormonlu lezzetsiz sebze yiyeceksiniz denildi. Amaç neymiş efendim?” Daha fazla ürün almak” bu uygulamalar yalnızca sebzede mi? Tabii ki hayır, nohut, fasulye, mercimek, buğday, arpa et mamulleri ve tavuk. Yumurtadan çıkar çıkmaz civcive antibiyotik veriliyor kemikleri gelişmesin et yapsın diye. Hiç kıpırdamadan kapalı bir ortamda yetiştiriliyor, kadınların meme kanserine yakalanmasına neden olduğu uzmanlar açık açık söylüyorlar. Ucuza satılan sucuk diye et yerine kemik, kıkırdak, deri ağırlıklı bir karışımların satıldığı ara ara yapılan ve yakalanan ürünlerin laboratuarlarda yapılan tahliller sonunda halka açıklandığında öğreniyoruz.  Allah aşkına kilosu 15 liraya sucuk olurmu? Dinar pazarlarında bile satılıyor, ne denetim var nede yasaklayan. Fakir vatandaş et yemeye yanaşamıyor ki sucuk yesin gidip içerisinde et dışında ne olduğu bilinmeyen o sucuğu alıyor yiyor ve hastalanıyor.

                         Köyler her gecen gün boşalıyor, şehirlere önü alınamayan bir göç var. Çiftçilik tamamen bitmiş durumda tarım politikalarının yanlış uygulanması sonucunda nohut, fasulye, mercimek buğday başta olmak üzere birçok gıda maddesi dış devletlerden alınmaya başladı. Avrupa’nın en küçük devleti Lüksenburg’tan buğday ithal eden ülkem Fransa’dan arpa, Rusyadan buğday, etiyopyadan kuru fasulye, İran’dan kavun karpuz getiriyor. En acısı mercimek tohumunu Türkiye’den alan Kanada şimdi Türkiye’ye yeşil mercimek satıyor. Marul tohumuna kadar dışarıdan alıyoruz, salatalarda kullandığımız yeşillikler maalesef ispanyadan ithal edildiğini öğrendiğimde ülke tarımının ne hale düşürüldüğünü hayretler içinde kaldım. Tarım ülkesi olarak bilinen Türkiye, kendi vatan topraklarında bol miktarda yetiştirebileceği ürünleri bile ithal eder durumuna düşürüldü. Yanlış tarım politikaları bir yandan çiftçiyi küstürdüğü diğer yandan ülkeyi dışa bağımlı hale getirdiler. Daha düne kadar Türkiye buğday, mısır, fasulye ve mercimek gibi hububatın yetiştirildiği bir ambardı. Şimdi ise milyonlarca dolar ödeyip dış ülkelerden alma durumunda bırakıldık. Son zamanlarda ithal edilen buğday ve arpadan verginin önemli miktarda düşürülmesi Türk çiftçisini bitirdi. Sanayici daha ucuza ithal ederim diye, Tüccarda mal elimde kalır düşüncesiyle buğday almadığından yakınan çiftçinin hasatı tarlada kaldığı ve mazot, gübre fiyatlarının da zam üstüne zamlanması çiftçiliği yok etti bitirdi. Köylerde çiftçi tarlasını ekip biçmiyor tarladan çok kahvehanelerde lak lak ederek veya okey oynayarak vakit öldürüyor.

                            İşin kötü tarafı dışarıdan ithal ettiğimiz bu gıda maddelerinin birçoğu hormonlu, ilaçlı fazla verim alınması için birçok zararlı gübre ve katkı maddelerinin eklenmesi sonucunda tüketen kişilerde başta kanser olmak üzere birçok hastalıkları da beraberinde getirdiği uzmanlar tarafından her gün televizyon programlarında halka açıkça anlatıldığı halde yetkililerin kılı kıpırdamıyor. GDO’lu gıda maddeleri “sağlığa zararlı, kanser yapıyor” denilmesine rağmen rahatça satılabiliyor. Hani plastik damacanalar kansorijen maddesi taşıyordu? Hani bunlar yasaklanacaktı? Hani ne oldu? Neden verilen sözler tutulmadı. Bizler hala bunların içindeki suları içiyoruz. Bir yandan hormonlu tat ve lezzetsiz gıdaları tüketirken diğer yandan insanlıktan nasibini almamış sahtekârların ürettiği hileli yiyecekleri yemekteyiz. Kırk günde kesilen hormonlu ve birde kilo bassın diye şırınga ile içerisine su enjekte edilen tavuklar, et dışında içerinde kıkırdak, deri bulunan sucuklar, merdiven altında üretilen bir sürü gıda maddeleri ancak tesadüfen yakalanırsa pislikleri ortaya çıkıyor ve bizler bunları sofraya getirmek mecburiyetinde kalıyoruz. Belediye Zabıta teşkilatının da bazı yetkileri geçmiş hükümetler tarafından ellerinden alındığı için sıhhatli bir denetleme yapılamamaktadır.

                              Geçmiş Hükümetler tarafından çıkarılan kanun hükmündeki kararnamelerle Belediye Zabıta birimlerinden bazı yetkiler alınarak Gıda tarım Bakanlığına verildiği için şehirlerdeki gıda tarım Müdürlükleri Zabıta gibi kolluk kuvvetlerine sahip olmadığından gıda maddesi imalat ve satanlarına sıhhatli bir şekilde denetleme yapamıyorlar. Gıda Tarım Müdürlüğünce Yapılan kontroller ise yetersiz olduğundan kalitesiz, gramı eksik, içerisinde ne olduğu bilinmeyen bir sürü gıda maddelerini yemek mecburiyetinde bırakılıyoruz ve akabinde başta kanser vakaları olmak üzere çeşitli hastalıklara maruz kalıyoruz.

                                      Dinar’da en son sebze yetiştiren yılların çiftçisi mesut Acar Denizli Caddesi üzerindeki tarlasında her türlü sebzeyi doğal yollardan yetiştirir pazara getirirdi, bunların içerisinde enginar bile gelirdi. Dinar’lının yakından tanıdığı çitçi Dincer acar, Mehmet cirit her çeşit ve kış, yaz aylarında sebze pazara getirirken şimdi pırasa bile ekemez oldular. Artık bunlar hayal oldu üç beş yerli çiftçinin pırasa ve turp dışında getirdiği hormonsuz gıda yok gibi. Başta köylerimizdeki çiftçiler olmak üzere bu işlerle iştigal edenler hormonsuz sebze yetiştirmesi için teşvik edilmelidir. Tamamen doğal ortamda yetiştirilecek ürünlerde köylüler, doğal tarımın bir gereği olarak kimyasal ilaç ve gübre kullanmadan sağlıklı sebze üretmeleri sağlanmalıdır. Organik olarak bilinen doğal ürünler pazara çıktığında vatandaş birkaç lira fazla verip bu doğal ürünleri alacak çiftçide emeğinin karşılığını aldığı, tüketicide hormonsuz, lezzetli sebze yediği için memnun olacaktır. 

SAYGILAR.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Kişi Doğrulama Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.