KOCA MUSTAFA TÜRKÜLERİ VE NEDRET GÜRCAN’DAN ŞİİRLİ ANILAR

  • 07 Mayıs 2015
  • 5.508 kez görüntülendi.
KOCA MUSTAFA TÜRKÜLERİ VE  NEDRET GÜRCAN’DAN ŞİİRLİ ANILAR

KOCA MUSTAFA TÜRKÜLERİ VE NEDRET GÜRCAN’DAN ŞİİRLİ ANILAR

 

Bundan önceki yazımın sonunda eşkıya Koca Mustafa’nın Dinar köylerinde yıllarca söylenen türkülerinin dizelerini de gün gelir yazarım demiştim. Benim için önemli olan Koca Mustafa’nın dağlarda, köylerde, kentlerde yaptıkları değil; (tenkilinden) yani ölümünden sonra köylüler tarafından söylenen türkülerin dizeleri, yani şiirleridir. Ve ben şiirle dolu olduğum yıllarda bu dizeleri toplayıp unutulmamasını, Dinar’ın şiir ortamında kalmasını sağlamak istedim.

Bu türkü sözlerinin yazılı olduğu defterle birlikte yayımlanmış, yayımlanmamış yetmiş yıllık şiir, öykü, roman ve çeşitli çalışmalarımın tamamı ve Koca Mustafa türkü sözleri de neredeyse altmış yılı aşkın bir süredir Dinar’da büromuzda ve fabrikamız depolarında çelik dolaplar içinde saklı duruyordu. Koca Mustafa türkü dizelerini yazımın sonunda yazacağım.

1

  • Nedret Gürcan Dinar’da büroda kitaplar arasında ve Dinar’da bürodaki kitaplığı

1a

 

Depremden üç yıl sonra 1998’de Dinar’dan ayrılırken Ankara’daki yeni evimizin o denli bir arşivi taşıyamayacağını gördüğüm için altmış yıllık birikimim olan kitaplarımın ve ansiklopedilerin çoğunu Dinar Şehir Kitaplığına, Dinar’da okula, İstanbul’daki araştırmacı yazar bir dostuma ve benden sonra onlara sahip olacak, yaşatacak olan sevgili çocuklarıma ve torunlarıma verdim. Yazı, şiir ve edebiyat yaşamımı Ankara’da da sürdürürüm diye önemli bir bölümünü de Ankara’da çalışma odamda bulunduruyorum.

5

6

  • Dinar’dan Ankara’ya taşıdığı kitaplarının küçük bir bölümü Ankara’daki çalışma odasında iki bölüm halinde

 

Önce kendimden söz etmeğe başladığım için değerli okurlarım beni bağışlasınlar. Bir yazıya başlamanın en zor tarafının ilk satırlar ve konuya giriş olduğunu bilenler bilir. Burada da tüm içerik bunu gerektiriyordu…

Dinar’da, İzmir’de yayımladığım dergi, gazete ve kitaplarımdan sonra Ankara’da da o günden bu güne kadar 10’dan çok şiir, öykü, anı ve romanım yayımlandı. Taşradaki bir edebiyatçıyı mektupları ve Dinar ziyaretleriyle onurlandıran, Türk sanat ve edebiyatının çok sayıda ünlüleri oldu; bunlardan bazıları: Bülent Ecevit, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Oktay Rıfat, Ahmed Arif, Cemal Süreya, Attila İlhan, Tarık Dursun K. , İlhan Berk, Metin Erksan, Kemal Tahir, Arif Nihat Asya, Fahir Aksoy, Özel Arabul, Hasibe Ayten, Hamiye Çolakoğlu, Mahmut Makal, Fakir Baykurt, Yılmaz Güney, Fikret Hakan, Ozan Sağdıç, Mustafa Şerif Onaran ve eşi, Özdemir İnce, Kemal Bilbaşar, Kayhan Sağlamer gibi ünlülerdi. (unuttuklarım da olabilir; bağışlasınlar)

Elli yıl boyunca birçok edebiyatçı ünlüden gelen 1580 adet- çoğu elyazılı- mektuptan yayın için seçilecek“Nedret Gürcan’a Mektuplar” adlı bir kitap yayımlanmak üzere yayınevinde bekliyor. Mektuplar, edebiyatımızın o yıllarını (1950-I980) kavga ve dostluklarını, kıskançlıklarını anlatır. Yaşarsam eğer, üzerinde uzun zamandır çalıştığım “Biz Taşralılar” adlı Dinar yaşam ve özlemiyle sevgisini anlatan bir anı kitabım daha olacak.

Uzun yıllardır düşlediğim ise Dinar’ın bölgede Marsyas’ı il ve ilçe sınırlarının da dışına çıkarıp taçlandırarak bir kültür ve sanat kenti yapmaktı. Bu seçimlerde Meclis yerine Dinar’ı tercih eden Belediye Başkanı sevgili Saffet Acar’dan şimdi bir beklentim de bu…

(Bir küçük anı: 1955 yılında İzmir’de yapılan nişan törenime gelen Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir, İzmir’de yayımladığımız Kervan sanat dergisinden (1952) beni tanır ve severdi. Kendisine sordum: “Üstat, Marsyas Efsanesi Polatlı, Çine ve Dinar arasında geziniyor. Siz bu kültürün Türkiye’deki en önemli kişisiniz; hangisi doğru?” “Üçü de doğru! Ama, Marsyas gezintideyken kim onu yanına çeker, onunla olursa o doğru olur) demişti.

Evet! Marsyas Dinar’ın oldu. Güzel! Ama Dinar’dan tüm Türkiye’ye ve Dünya’ya da açılmalı, bu da olmalı…

 

Dinar’da şiir ışıkları ve Doğan Hızlan yazısı:

Koca Mustafa türkülerini de 2008 yılında İstanbul –Heyamola Yayınları’nda çıkan Hoşça Kal Dinar adlı kitabımda 350 dize olarak yayımlamıştım. Eşe dosta gönderdiğim imzalı kitaplarımın dışında Dinar’daki okurlarımın kitaplarımı okumadıklarını biliyor, okumak isteyenlerden ise sık sık e-postalar, telefonlar alıyordum, alıyorum… Mevcudu tükenen, yeni baskıları yapılmayan kitaplarımı bu değerli okurlarıma gönderme olanağım yok. Ben ancak Belediye Web Sitesi’ndeki köşemde herkesin okuması için Dinar’la ilgili ilginç bulduklarımı “Bir Zamanlar
Dinar” başlığı altında yeniden yazıyor ve bu istekleri karşılayabiliyorum. O yazılarımı bazılarının (!) ders niteliğinde içlerine sindirmelerini isterim.

Bu yazımda Koca Mustafa’dan sonra Dinar köylerinde eşkıya serüveni için söylenen türkülerin dizelerinde okurları aydınlatıcı bazı açıklamaları ve bilgileri de yazacağım.

Bu arada fırsat fırsattır diye son yıllarda ilçem Dinar’da var olan, insanı mutlu eden şiir sesi ve ışığından, şiirle ilgili geçmiş yıllardan, önce kendimden örnekler vererek anlatmak istiyorum. Önce ünlü edebiyatçımız, araştırmacı-yazar Doğan Hızlan‘ın cümlesini okuyalım:

“Nedret Gürcan, Dinar’da tek başına üç yıl Şairler Yaprağı Dergisi’yle Anadolu’ da şiiri var etmiştir” (Hürriyet Gazetesi, 1 Temmuz 1998) Bu, benimle, Dinar’la ve şiirle ilgili bir mutluluk yazısıdır. Dinar kültür tarihinde yerini bulmuştur.

 

Koca Mustafa türküleri için

Yine, Eşkıya Koca Mustafa’nın infazından sonra Suçıkan yokuşunun üstünde yaşanan, büyük Yengem Zehra Hocanım’ın anlattığı kırık ve tek taraflı bir aşk öyküsü de var. Dinar’da Ferruh adlı bir güzel kızla eşkıya takibine gelen bir teğmenin hüzünlü öyküsünü de okurlarıma gelecek yazımda anlatacağım.

4

  • Koca Mustafa öykülerini Nedret Gürcan’a anlatan büyük yengesi Zehra Hocanım’ın Dinar Haber gazetesinde (1890-1981) bir yazıyla anılması

Koca Mustafa ve kızanı İnce Mehmet’in serüvenlerini büyük yengem Zehra Gürcan Hocanım’dan dinleyip not ettikten sonra 1950-1952 yıllarında Dinar Lisesi’nde tarih öğretmeni olan, Dinar ve çevresini “İnsan Kültürü” başlığı altında “Tarih Öncesi” ve Tarih Çağlarını” Dinar’ın milat öncesi ve sonrası yüzyıllarını Dinar’da yaşadığı sürece büyük bir çalışmayla didik didik eden öğretmen Rıza İncel’den de sayfalar dolusu not aldım, öğrendim.

Dinarlı” adıyla Koca Mustafa ile ilgili bana not düşen değerli arkadaşıma yazdıkları için saygı duyuyorum. Ama bizim kulaktan duyma yazdıklarımız o günleri yaşamadığımız için Koca Mustafa’yı ayrıntıyla ve doğru olarak yansıtamaz. Hep diyorum; Dinar’ın o yıllarını eli kalem tutan birileri yazıp bir kitap olarak bizlere bıraksalardı…

Dağda taşta ve düğünlerde söylenen, 1920’li yıllardan kalan, yaratıcılarının adları tek tek bilinmeyen, Koca Mustafa üstüne söylenen bu (anonim) dizelerin şiir diline yatkın ve uygun olanlar ve dörder dizeyle yakılan türküler o yıllarda bana önemli ve ilginç gelmişti. Ben, anlatılmaz bir merakla 1950 yılların sonları ile 1960’lı yıllarda parti ilçe başkanlığım sıralarında Dinar’ın köylerini gezerken bir şair olarak önem verdiğim bu türkülerin sözlerini topladım. Ama kolay olmadı.

Köy çalgıcılarından bir dört dizeyi almak için aylarca beklediğim oldu. Köyünden Dinar’a gelerek bana dize getiren bazılarına (istemedikleri halde, yorgunluk aşkına) para da verdim. O köylerde siyasi konuşmalar yaptım, hem Dinar’daki işletmemizle ilgili buğday üreticisi köylülerden hem de siyasetten pek çok tanıdığım insanlar oldu. Bu da şiir kadar benim için önemliydi.

Dinar’daki arkadaş düğünlerini de hiç kaçırmıyordum. Bazı Dinar düğünlerinde de Koca Mustafa türküleri söylenip çalınıyordu. Özenle dinlediğim bu türkülere müzik olarak kulaklarımla ve şiir yönünden de bir şair olarak ilgi duydum.

Yine, türkü dizelerinde şiire uygun bazı düzeltmeler yapmak, bazı dörtlüklere şiir sesini vermek için uzun zaman gerekti. 1954 yılında Dinar’da Şairler Yaprağı dergisini yayımlarken tam olarak düzlüğe çıkmamış olan ve sayfalar tutan bu dizeleri yeniden elden geçirdim. Sonra düşündüm: Bir eşkıyanın ardından yakılan bu türkü ve destanımsı dizeler ne kadar iyi şiir niteliğinde olsa da Şairler Yaprağı dergisinin çağdaş şiirlerinin içeriğine uygun düşmüyordu. O nedenle dergime koymadım.

 

 

Dinar’da ilk kitap, ilk dergi, ilk gazete ve şiir akşamları:

Çok değer verdiğim, birçok kitaba imzasını koymuş bir araştırmacı-yazar ve öğretim üyesi dostumuz Dinarlı Mehmet Tekin‘i bilirsiniz “Dinar Yazıları” adlı kitabında baştan sona Dinar’ı anlatır. Dinar’ın eski düğünlerinden ve eğlence hayatından bahseden yazısında (s. 136) Dinar için “Her Pazar fasılla uyanan şehir” der. Güzel bir saptama, yakıştırma ve çok doğru. Dinar hâlâ öyle mi bilmiyorum; müzik, şiir ve şenliğin her türlüsü güzel değil mi?

Şimdi ben Dinar’dan ayrıldıktan sonra görüyor ve mutlu oluyorum ki Dinarımız artık neredeyse şiirle yatan, şiirle kalkan bir kent olmuş. Kitaplığımda değerli ve sevgili şair Raif Öztürk başta olmak üzere sıra sıra şiir ve anı kitapları var.

Çok çok yıllar önce, yani 1950’lili yılların başında.. Üç büyük ameliyatım nedeniyle ortaokuldan sonra okuyamamanın acı suyunu içmemek için günün birkaç saatini Dinar Halkevi’nin zengin okuma salonunda geçirir oldum, her gün çeşitli konulardan en az yüz sayfa okudum. Halkevi kitaplığındaki binlerce kitabın arasında, şiir, roman, öykü, inceleme, anı ve araştırma ile ilgili Dinarlı bir yazarın, şairin kitabını aradım; yoktu!.. Bırakalım şiir kitabını.. Dinarlı bir yazarın hangi konuda olursa olsun (1952-1954) bir kitabı da yoktu. Şaşırmış, üzülmüştüm… Bu eksikliği bir şekilde gidermek gerekiyordu. Ve nihayet:

1953’de Dinar’ın ilk kitabı, Ankara Kaynak Yayınları arasında “Yaşadıkça Aşk” adlı şiir kitabım yayımlandı. Kitap elden ele gezdi. Kaymakam, adliye mensupları, öğretmenler, bankacılar, imzalayıp gönderdiklerim, ilçenin lacivert elbiseli büyükleri (22 yaşımdaydım) kitabımdan ötürü beni kutladılar. Çarşıdaki büromuzda oturup saatler işi şiir söyleştik onlarla. “Oh be!” dünya varmış dedim. Sevindim. Ve, Dinarımızda şiire şapka çıkarıldığını gördüm!

2

İlk kitabı Yaşadıkça Aşk ve diğerleri

 

 

Şiirlerim 1948 yılından başlayarak İzmir, İstanbul, Ankara’nın edebiyat dergilerinde yayımlanıyordu. Ama, İzmir’de ortaokulda iken dergi ve gazetelere gönderdiğim ilk şiirlerim beğenilmedi ve yayımlanmadı. Çöpe gitti. Bu da bana ders oldu! O nedenle diyorum ki şiir çocuk oyuncağı değildir! Çok okumak, okumak, okumak ister, yazı için de söylenebilir bu…

7

  • Nedret Gürcan’ın on yedi yaşında iken 1948 yılında İzmir’de Anadolu gazetesinin sanat sayfasında yayımlanan ilk şiiri “Dinar İçin” Üstündeki resim de Dinar’dan bir görünüm Nedret Gürcan’ın çizgisi

 

Sonraları sayfalar dolusu Dinar şiirleri yazdım. Yalnızca Dinar için değil; ayrıca Türkiye’nin Tek Şiir Dergisi olan Şairler Yaprağı ile ünlü edebiyatçılarımızın merakı ve durağı da oldu Dinar’ımız. İstanbul ve Ankara’dan Ege’ye giden ünlülerden bazıları beni ve derginin yayımlandığı Dinar’ı görmek için, bir kahve içimi ya da günlüğüne konuğum ve dostum oldular. Önceki yazımda Dinar’a gelen Yaşar Kemal’i örnek verdim.

Türkiye’nin Tek Şiir Dergisi olan Şairler Yaprağı’nın üçüncü sayısından sonra baskı adedi üç bine yükseldi. Dergimin yurtta binlerce, Dinar’da yüzlerce okuyucusu vardı. Her ay PTT’den postalanan dergim yüzünden postanenin işleri aksıyordu. Şimdi Dinar Haber gazetesinin yönetici ve yazarı sevgili Ramazan Gürbüz yanımda çalışıyor ve dergi çıktıkça koltuğunun altına alarak önceden belirlenmiş şiir meraklılarına (parasız) dağıtıyordu.

İnsanların şiiri ekmek gibi su gibi aramalarını istiyordum. Şiirin duygu açlığı çeken insanların yüreklerini, beyinlerini yıkayıp ruhlarını doyurduğunu anlıyor, seviniyordum…

3

 

  • Türkiye’nin Tek Şiir Dergisi Şairler Yaprağı’nın, İzmir’de yayımladığı Kervan Sanat Dergisi’nin, Dinar’da çıkardığı Yeni dostluk ve Vatandaş gazetelerinin birer sayfaları

 

 

 

İlk gazete.

Dinar’ın ilk gazetesini de yazmalıyım. Dedeoğlu Un Fabrikası sahibi Mehmet Dedeoğlu abimiz 1950’lili yıllarda DP saflarında siyasete soyundu. Meclis, onun tutkusuydu.

Dinarlı dört ağabeyimiz Kazım Uysal, Mehmet Uysal, Mehmet Göbekli,
Fevzi Başyiğit‘te DP saflarında siyaset yaptılar. Demokrat Parti iktidardaydı. Dinar, DP’nin yanındaydı.

Son derece de efendi, yardımsever bir insan olan Mehmet Dedeoğlu Meclis yolunun bir gazete çıkarmakta olduğunu düşündü ya da siyasi yaşamı olan dostlarından “bir gazete” fikrini aldı. “Dinar Postası” adıyla haftalık (Salı günleri çıkar alt yazısıyla) 1952 yılında bir siyasi gazete çıkarmağa başladı. Afyon’da Temiz İş Matbaası’nda basılan gazete baskı ve içerik bakımından kötüydü. Gazeteyi benim ele almamı istedi. Öylesine kötüydü ki.. kabul etmedim. Mehmet Abi, 1954 seçimlerinde Afyon’dan aday oldu. Seçilemedi. Gazete kapandı.

Mehmet Dedeoğlu (1955-958) Dinar belediye başkanı oldu.

1958 ve 1960’da Dinar’da benim benim çıkardığım Yeni Dostluk gazetemle Vatandaş‘ı ve diğerlerini ayrı bir yazımda konusunu edeceğim.

 

Dinar’da şiir akşamları

Orta ve lise öğretmenleriyle ve yaz günleri üniversitelerden gelen Dinarlı öğrencilerle birlikte yıkılan o güzel mimarili belediye salonlarında şiir ve sohbet geceleri düzenlerdik.

8

  • 1960-1970-1980 lerde Dinar’da şiir gecelerinin düzenlendiği eski belediye sarayı

9

  • Dinar’da düzenlenen şiir gecelerinden birinde Kaymakam Sebahattin Durakoğlu (1961-1963) açılış konuşması yapıyor. Daha sonra Nedret Gürcan şiir okuyor.

9a

  • Dinar’da şiir gecelerinde güzel şiir okumasıyla tanınan Enstitü Müdüresi Kadriye Samancı, önde ince beyaz yakalı ve beyaz puanlı elbiseli

 

Unutulmaz (rahmetli) öğretmen Kadriye Samancı‘yı ve yıllar sonra kayınbiraderim gazeteci Günay’ın (Dinar’da bir şiir akşamında görüp beğendiği ve evlilik yaptıkları) eşi olan öğretmen Ecmel’i, davudi sesiyle avukat (rahmetli) dünyalar iyisi Metin Arıkan‘ı mikrofon başında görmeliydiniz. Ankara Radyosu’nda şiirler okuyan Kadriye öğretmen Dinar’a tayin edildiği ve geldiği gün beni bulmuştu. Beni görmeden çok önceleri Ankara’da kitaplarımı ve dergilerdeki şiirlerimi edindiğini, radyoda “Asker Saati”nde şiirlerimi okuduğunu söylemişti. O’nların yaşadıkları Dinar’da o yıllarda da güzel bir edebiyat ve şiir dünyamız vardı…

10

  • Dinar Şen Kardeşler Orkestrası eşliğinde Nedret Gürcan şiir okuyor

11

  • Nedret Gürcan İstanbul’da bir sanat evinde şiir okuyor.

12

  • Aynı sanat evinde edebiyatçı arkadaşlarıyla. En sağda başı görünen ünlü şair Ümit Yaşar Oğuzcan

13

  • Nedret Gürcan İzmir’de bir sanat toplantısında şiir okurken

14

14a

14b

14c

  • 8 Nisan 2000 günü Salihli Şiir İkindileri toplantısında Ege’nin üç şairi arasında seçilen Nedret Gürcan konuşurken ve şiir okurken. Salihli Belediye Başkanından ödül alırken ve Dıonysos Şiir Ödülü onur yazısı

O öğretmenlere güvenerek eski belediye binasının nikâh salonunda şiir geceleri düzenlerdim. Şiir gecelerimiz İstanbul, Ankara, İzmir’de bulunduğum, matinelerde şiirler okuduğum (güzel şiir okuduğumu da söylerlerdi) gecelerden farksız olurdu. Meraklı halkımız ikinci kattaki salona ulaşmak için yer bulamayınca belediyenin merdivenlerine kadar şiir dinlemeye gelirlerdi. “Dinar mı?” diyenlere, “İşte Dinar budur derim!!!”

sairantoloji

Dinarlı Şairler Antolojisi ve Eberli Ali Güneş

Eberli Ali Güneş’i nasıl unuturum. Ay geçmez, salı günleri pazar alışverişi için Dinar’a geldiğinde yanıma da gelirdi. Efendi, saygılı tavırları ve şiirleriyle tanıdım onu.

Şiirlerinin küçük yıpranmnış sarı defterini (şairlerin defterleri genellikle yıpranmış olur) ağır ağır, biraz utangaç koynundan çıkarır, biraz bekler ve gözlerimin içine bakarak başlardı okumaya. Bir değil; iki değil; birkaç şiirini ardı ardına sıralardı. İyisi de vardı, şiir olmayanı da. Ama onu kırmazdım. “İyi mi? Nasıl?” diye sormazdı. Çok sevdiğim bir şiirini Varlık dergisine de gönderdim, ama yayımlanmadı.

İzmir’de Buca Yatılı Ortaokulu’nda hem çok değerli edebiyat öğretmenlerim hem de edebiyat tutkunu arkadaşlarım oldu. Üç güzel Türkçe öğretmenimden Necla Acemi, Türkçe derslerinde “Kapatın çocuklar kitaplarınızı, bugün dersimiz
Orhan Veli
olsun. Onun
Masal
şiiri üstünde
konuşalım” derdi, Necla Hanım’n şu sözünü de hiç unutamam: “Şiir, insan olmanın bilincidir,
umuttur“, Dirahşan Erden “Şiir ışıktır, inanıştır” ,
Serhat Kestel Hanım da “Şiir aydınlıkların yoludur; yüce duyguların arayışıdır,sevgidir, barıştır”
derdi.

Emekliye ayrıldıktan sonra Serhat Hanım’ın onlarca kitabı yayımlandı. Beni çok severdi, ölümüne dek “Sevgili dostum” başlıklı mektuplar yazdı bana. Mücevher gibi saklıyorum o edebi mektuplarını Serhat Hanım’ın. Ruhları şiirler içinde donansın, yatsın…

15

  • Nedret Gürcan’ın İzmir-Buca Yatılı Ortaokulu’ndan Türkçe öğretmeni ve yazar Serhat Kestel

 

Benim şiir tutkumu bu öğretmenler kolladılar, bana yardımcı oldular, zengin okul kitaplığında okunmadık şiir kitabı kalmadı. Yasaklı Nazım Hikmeti’i kaçamak, Oktay Rifat’ı, Orhan Veli’yi, Melih Cevdet’i, Fazıl Hüsnü’yü, Cahit Sıtkı’yı, Behçet Necatigil’i ortaokul sıralarında aldığım Varlık dergisinden tanıdım. 1950’lerden sonra Varlık’ta benim şiirlerim de yayımlanmaya başladı. Okulda sonradan edebiyatçı ve şair olan arkadaşlarım da oldu: Ünlü roman ve öykü yazarları Cengiz Tuncer ve Yörük Ali Efe’nin oğlu Cengiz Yörük. Türkçe derslerine düşkünlüğümüz yüzünden diğer dersler hep zor geçiliyordu.

Ünlü edebiyatçı arkadaşım sevgili Tarık Dursun K’.yı da 1951’de İzmir’de tanıdım. Tarık ve Cengiz’le Kervan adlı bir sanat dergisi yayımladık. Çok tutulan, ünlü edebiyatçılarının dergisiydi Kervan. Yıl 1952. Biz üç arkadaştık ve 1931 doğumluyduk, yani yirmi yaşında… Cengiz öldü, Tarık ve ben yaşıyoruz: 84’lük olduk… İşte öyle…

16

  • Ünlü roman ve öykü yazarı Tarık Dursun K. ile İzmir’de Konak Meydanı’nda 951

17

  • Koca Mustafa türkülerini topladığı yıllarda köy kahvesinde millet vekilleri ve köylülerle

 

O yılların İzmirli ya da İzmir’de yaşayan ünlü edebiyatçılarıyla da biz çömezler Ankara Palas salonlarında arada bir buluşur, onları can kulağıyla, saygıyla, sevgiyle dinlerdik. Hemen aklıma gelenler: Nahit Ulvi Akgün, Halikarnas Balıkçısı, Kemal Bilbaşar, Attila İlhan, Necatı Cumalı, Suat Taşer.

 

Ve Çolpan İlhan’lı Karşıyaka:

Canımız sıkılınca Tarık’la ve Cengiz’le vapura atlar Attila İlhan abinin Karşıyaka’daki deniz gören menekşe bahçeli evine giderdik. Hem yeni şiirlerimizi Attila İlhan’a okumak hem de güzel kız kardeşi Çolpan İlhan’ı görmek ve onun elinden çay falan içmek ve güzel gözlerine bakmak için!.. Şiir öyle kapılar açıyordu ki anlatılmaz… Çolpan İlhan çayı önce bana verirdi. Bu olay arkadaşlarım Tarık ile Cengizi kıskandırırdı… Onları kızdırırdım…

İlk şiirim 1948 yılında 17 yaşımda “Dinar İçin” başlığıyla İzmir Anadolu gazetesi’nin sanat edebiyat editörü ünlü şair Attila İlhan’ın seçkisiyle yayımlanmıştı. Şimdi de burada yayımlıyorum, üstündeki resim de benden. Evet; şiirle birlikte resimle de uğraştım. Önemli edebiyat dergilerinde şiirlerin üstünde benim çizgilerim vardır. Demek altmış yedi yıl olmuş. Dile kolay. Bundan cesaret alarak söylüyorum: “şiiri iyi bilirim” diyemem ama “iyi şiiri bilirim” dersem şiirle ilgili sevgili okurlarım ve Dinar’da yaşayan şair dostlarım beni lütfen hoş görünüz.

 

Suçıkan’da Saygı Gecesi, Dinar’ın şiir kültür kaynak kitabı:

Sizlere Kadriye ve Ecmel öğretmenlerin ve avukat Metin’in şiir gecelerimizde şiir okuyuşlarından söz ettim. Şimdi de var. Suçıkan’daki “Saygı Gecesi“ni değerli dostum Turan Çekinir’in gönderdiği DVD’den izledim. Yine, Ankara’da evimde eşim, çocuklarım ve torunlarımla Turan dostum o geceyi canlı ve heyecanlı olarak bize internetten izletmişti.

O gece bütün şiir okuyanlar beni mutlu etti. Ama bir şiir güzeli vardı ki anlatılmaz… şiirlerimin ruhunu içerek okuyan edebiyat öğretmeni Aynur Tiken Hanım’ı nasıl unuturum… Bu saygıdeğer öğretmen hanım’a hemen bir kutlama mektubu yazdım. Kitaplarımı imzaladım gönderdim. Güzel, çok zarif mektubunu da arşivimde saklı tutuyorum. Eliyle yaptığı bir değerli tablo da artık evimin duvarlarındaki ünlü ressamların özgün resimleri arasında…

Belediye Başkanı Saffet Acar‘ın kent çalışmaları yanında kültür-sanat-edebiyat yayınlarına da yer ve değer vermesi ve belediyenin katkısıyla yayımlanan kitaplar ilçemizin onuru, Dinar tarihinin ölümsüz eserleri arasındadır. Başkan’ı kutlamanın tükenmezliğidir bu. Değerli öğretmen arkadaşlarımız Dinar Halk Eğitim Merkezi Müdürü Araştırmacı-Yazar Yaşar Sağlam ve sevgili kardeşim, değerli yazar-şair Raif Öztürk‘ün derlediği Dinarlı Şairler antolojisi kitaplığımın önemli köşesinde, sayfaları defalarca çevrilmiş, güzel, zarif, ölümsüz yüzü beni hep seyrediyor; bana şiirini de özlediğim ve hiç unutmadığım Dinar’ı getiriyor. Bu eser, Dinar sanat-edebiyat ve kültürüne katılmış çok önemli, emekli bir antolojidir ve kaynak kitap niteliğindedir. Ve on kadar antoloji çocuklarımla torunlarımın kitaplığındadır.

Ve yine uzun yıllardır bıkmadan araştıran, yazan, kaynak kitaplar yayımlayan Ayhan Kalkan ve uzun, ciddi çalışma ve araştırmalarıyla her Dinarlının başucunda olması gereken, Dinar’ın yeraltını “Marsyas’ın İlinden” (Gelenia, Apameıa-Cibitos, DİNAR) adlı eseriyle Avukat Mehmet Özalp ve edebi yazılarını ilgiyle izlediğim değerli H. Fikri Ulusoy kardeşim, Dinar’ın kültür ve sanat koltuklarını onurla dolduranlardır; yürekten kutluyorum…

O’nlara ve adlarını bir bir sayamadığım bütün yazı ve kalem dostlarına Dinarımızın edebiyat yaşamını yazıları ve kitaplarıyla var ederek yarınlara taşıdıkları için sonsuz teşekkür borcumuzu ödüyorum, ödemeliyiz…

18

  • Dinar’da 06. 06. 2000’de Dinar Kaymakamı Ömer Eru’nun teşekkür yazısı.

(Değerli okurum, şimdi de Koca Mustafa Türküleri’ni sunuyorum. Lütfen sabırla okuyun bu türkü sözlerini. Eşkıya serüvenini olaylardan etkilenenler ne kadar da gerçekçi, sağlam, çarpıcı ve eşkıyanın sevda dolu gönlünü de dizelerle anlatmışlar; sonunda düşünce ortamını yaşayacaksınız)

 

 

KOCA MUSTAFA TÜRKÜLERİ

 

Dağlar dağlar yaz kış bana köşk olan

Kaderim babamın sulbundan (döl) inen

Sevdamdı sarılıp kaçara salan

Doğru olan ölüm, gayrisi yalan.

 

Hey Mustafa annen gelmiş ünnüyor

Alt yanında düşmanların dinniyor

Sol yanında beşli mavzer inliyor

Annem gitsin yarim sarsın yaramı.

 

Bindim kır atıma Macur’dan geçtim

Kumalar Düzü’ne alkanlar saçtım

Diniler’i (Dinar’ı) elde mavzerle bastım

Duymadın mı kaymakam bey namımı?

 

Kırıklar’a vardım ama gezmedim

Kalem alıp güzelleri yazmadım

Kadir Mevlâm böyle yazmış yazımı.

 

Keklik oldum alaylar mı düzmedim

Kol kol olup yarinen mi gezmedim

Bu kara yazıyı kendim yazmadım

Yaradanım kara yazmış yazımı.

 

Ceylan gördüm dikilmişti yaylada

Sürme gözü süzüm süzü süzmede

Yavrusuyla dağı taşı gezmede

Sorma beni neden çıktım dağlara?

 

Pusu kuran kahpelere sinmedim

On yerimden kursun yedim ölmedim

Gık demedim için için inledim

Arkadaşım kancık imiş bilmedim.

 

Esen yeller oldu zehile katran

Kurşununu kuşa değil bana sıkan

Düne kadar köpekleşip havlayan

Efeliği beş kuruşa harcayan.

 

Kalk gidelim İnce Mehmet dağlara

Dağlar değil, candırmasız köylere

Selam söylen yoksullara varlara

Selam söylen Mustafa’dan beylere…

 

Kırıklar köyünün önünde harman

Dolanı dolanı dizimde derman

Angara’dan gelmiş vur deyi ferman

Kalk gidelim sürmelim buralardan.

 

Kır atıma bindim eyledim dizgin

Şahinin payına iner mi kuzgun

Var mı benim gibi sıladan bezgin

Eğrilmiş bahtımın neresi düzgün?

 

Bindim kır atıma dolandım dağı

Eridi kalmadı yüreğim yağı

Verdiler bana da bir fincan ağı

İçmedim kırdım o ecel bardağı.

 

Yeşil ördek su başına oturu

Yavrusunu kanadında götürü

Turnalar gördüm havada uçarı

Çok sevene tez ayrılık getiri.

 

Güzleyin gelir bağların kesimi

Dinle a kız turnaların sesini

Koy gitsin kız yüreğine fesimi

Dağ dağ gezdim bulamadım eşini.

 

Kırıklar’ın sıra sıra harmanı

Alev alev yüreğimin dumanı

Kız diceğim var sen gücenme emme

Senin anan cavur değil Ermanı.

 

Kır atımın başı püsküllü koza

Kanlarım karıştı dumana toza

Sağ kalırsam sorarmıyım ben size

Ben bilirim yakacağım köyleri.

 

Bir yanım Akdeniz bir yanım Balkan

Kır atımın üstü bayraklı kalkan

Yanıma gelmesin ölümden korkan

Bilirim ben yakacağım köyleri.

 

Sümbül sandım şu yaylanın otunu

Menekşeyle beslen benim atımı

Neyleyim bu dünya saltanatını

Ahirinde ölüm olduktan keri.

 

Uzat ellerini kına vurayım

Tatlı dillerine kurban olayım

Yine de geldi mahkemenin günleri

Çil Kadı’ya ne cüvaplar vermeli)

 

A gız senin saçlarını örmeli

Gül yüzünden o gülleri dermeli.

 

 

Eğri büğrü gider kağnının izi

Mahpus damlarında annemin gözü

Dağlarca büyüdü içimde sızı

Eğleniyor benimle şu köyün kızı.

 

Yanan yüreğimi harman mı sandın

Kız sen beni neden alaya aldın

Gidersem başımda kalar mı sandın

Kaçıp gittin nerelere saklandın?

 

Ne gezersin a güzel bağda bahçede

Hiç hevesin yok mu altında akçada

Bir mendilim kaldı kız senin bohçada

Ver mendilimi ver de gideyim gelin.

 

Güzel gelin allı gelin has gelin

Kunduranı nokta nokta bas gelin

Ağlaya ağlaya bağrımı deldin

Dursun gözyaşların biraz sus gelin.

 

Durdum kiraz dallarını taşladım

Al yanağı elma sanıp dişledim

Bilmem hayır, bilmem günâh işledim,

Ağrıyıp da dökülesi dişlerim.

 

Yüce kayalardan indiremedim

Yönünü yönüme döndüremedim

Sen benim yarimsin dedirtemedim

O tatlı dilinden bir kezcik olsun.

 

Karşı dağda güzel kızın yolu var

Kemer sıkmış incecikten beli var

Nere varsa güzellerin yeri var

Çirkinlerin elindeyse törpüler

 

Cavur kızı Ermanı’dır Ermanı

Küçücükten kaşı gözü sürmeli

Güzelleri gizli gizli severken

Çirkinleri divan harbe vermeli.

 

Yüce dağlarda serilidir kilim

Güzelin koynunda hep söylenirim

Çirkinin koynunda tutulur dilim

Sağımda kız olsun solumda gelin.

 

Yaz olunca yaylalrda gezmeli

Kalem alıp güzelleri yazmalı

Alnı top kırkma, başı mor yazmalı

Hanginizden ayırayım gönlümü.

 

Kır atıma burçak verin kişnesin

Yaralara fitil salın işlesin

Ben gidince benim yarim nişlesin

Koyu gölgelerde gergef işlesin.

 

Karşıdan gelen şu kız beni bildi

Elini ağzına koydu da güldü

Çıkardı belinden bir elma verdi

İstemem elmanı ağılar olsun.

 

Aşağıdan gelir eli şişeli

Bizim dağlarımız mor menekşeli

On sene oldu da ardına düşeli

Senin gibi oynağını görmedim.

 

Kız bacanızda kara dumanlar tütsün

Ak gerdanın üstünde çayırlar bitsin

Bayram ayı gelsin ecelin yetsin

Donlar tutsun kazılmasın mezarın.

 

Yüksek saraylarda baykuşlar öter

Hilal kaş üstünde yılanlar yatar

Zemheri gelince ömürün yeter

Donlar tutsun kazılmasın mezarın.

 

Çadır kurdum Kumalar’ın düzüne

Aynalı martini aldım yüzüme

Yatıversem allı gelin dizine

On beş sene az geliyor gözüme.

 

Havalarda kara bulut ağıyor

Karanlık Dere’ye yağmur yağıyor

Salına salına koyun sağıyor

Takmış bakracını koluna gelin.

 

Çadır kurdum Kumalar’ın düzüne

Çakır gelin otursana dizime

Beşli mavzer sevdam söyler yüzüne

On beş sana az geliyor gözüme.

 

Kızın adı Hatçe değil Hatice

Yolun gözlerim horozlar ötünce

Sarılıp yarla yatağa girince

Viran evim saray olur o gece.

 

Bizim köyün turnaları havada

Allı gelin yolma yolar ovada

Dürzü kocan ölsün kalsın orada

Kız bohçanı al gidelim dağlara.

 

Kırıklar’ın alt yanları çayırlık

Arkadaşın kalbindeki cavırlık

Ölüm ver Allah’ım, verme ayrılık

Yetsin gayri ne yazdıysan alnıma.

 

Çıktım durdum kestaneninn dalına

Seyreyledim Isparta’nın yoluna

Senin adın Ayşe değil Halıma

Ne yiğitler telef oldu yoluna.

 

Sandıklı’nın ipliği yeşil olur

Kayaların kekliği seker gelir

Güzeller içinde yarin yokluğu

Anlatamam sizlere bir zor gelir.

 

Kaçırırım kız seni bi hevesilen

Anangil döğünürler kara yas ilen

Alırım seni o gece zifafıma

Sunarım şarabımı altın tas ilen.

 

İnci midir mercan mıdır dişlerin

Kudretten olmalı keman kaşların

Bir omuzdan bir omuza saçların

Yel estikçe döver ince belini.

 

Ay karanlık bildirsen ya kendini

Tutaydım gül yoluna kandilimi

A kız keklikten mi aldın sürmeyi

Geldim gayri sil gözlerin yaşını.

 

Sarı çiçek ile sararan dağlar

Kırmızı gül ilen açılan bağlar

Bülbülün gönlünü konca gül eyler

Ağlarsa bana anca o yar ağlar.

 

Oduncular dağ başını yol eder

Yeşil ördek su başını göl eder

İki güzel pencereden el eder

Biri alsam biri inkisar (gücenir) eder.

 

Sabah namazı olur ezan okunur

Ezanın sedası içime dokunur

Yari güzel olan çifte gül sokunur

Çirkinlerin bahçesi de un ufak olur.

 

Kırıklar’a varmak için yol ister

Sarılmağa arşın arsın kol ister

Benim gönlüm fidan boylu yar ister

Elin gönlü dünya dolu mal ister.

 

Bir of çeksem karşı dağlar eğilir

Bugün posta günü canım sıkılır

Müfrezeler bölük bölük çekilir

Ak göğsüme kanlı hançer sokulur.

 

Doğarmış şafak yıldızı Mardin’den

Başımı alıp gidemem derdimden

Rüzgâr olup essem yarin ardından

Dahası yok, budur gelir elimden.

 

Kır atımla siyah siyah gezmedim

Kalem alıp mektubunu yazmadım

Buhurcu’nun (1) bostanını bozmadım

Attım sıkıları arka vurmadım.

 

Yetiş İnce Mehmet’im aldırdın beni

Bıraktın yadellere saldırdın beni.

 

Benim burda oldğumu bildiler

Buhurcular bölük bölük geldiler

Sanılmasın ak alnıma sıktılar

Sırtlarımı delik deşik deldiler.

 

Dağdan dağa adım sanım ünnedi

İnce Mehmet kulak verdi dinnedi

Güneş indi, sular dondu, kuş sustu

Koca dağlar inim inim inledi.

 

Sıra sıra Diniler’in (Dinar’ın) söğüdü

Biz giderken yaprakları göğüdü

Beni vuran Buhurcu’nun bitiği

Erkekliği kahpeliğe döndürdü.

 

Kırıklar’ın keçileri alabaş

Mustafanın söz ettiği hain baş

Kancıklardan kim edinmiş de yandaş

Ferik Ratıp (2) olsun ona arkadaş.

 

Kalkar kalkar kayalara dayanır

Keten gömlek alkanlara boyanır

Hey Koca Mustafa söyle bana be

Bu ölüme anan nasıl dayanır?

 

Bahçelerde tutam tutam urfarsın

Buhurcu sen İslâm değil Bulgarsın

Gelsin İnce Mehmet beni kurtarsın

Karakaşlım sarsın sızan yaramı.

 

İnce Mehmet atar atar vuramaz

Müfrezeler dumanından duramaz

Hiçbir doktor yaralarım saramaz

Gelsin karagözlüm sarsın yaramı.

 

Kalkar kalkar kara taşa dayanır

Dinmez kanım akarsular boyanır

Karakaşlım dağlar sana yol vermezse

Kimler sarsın şimdi benim yaramı?

Kırıklar’ın çeşmeleri harlıyor

İnce Mehmet makineli yağlıyor

Domdon kurşun ciyerini dağlıyor

Güllü gelin başucumda ağlıyor.

 

Kumalar’da meler sürüyle koyun

Kestiler kellemi vurdular suyum

Cellatlar geliyor celâlım (eşkıyam) soyun

Anlamadım gitti bu nasıl oyun?

 

Akkaya üstünde kalmasın ölüm

Bir yanıma kız girsin bir yanıma gelin

Gelinin koynunda söylenmez dilim

Kızların koynunda söylenen gibi.

 

Virandır bahçenin gülleri viran

Var mıdır dünyada dengini bulan

Önünü koyup sonunu bilen

Doğrusu ölümmüş gayrisi yalan.

 

Haydarlı’nın altı çifte değirmen

Angara’dan vur emri gelmiş ferman

Yetiş dayıcım dizine derman

Ay karanlık gece vurdular beni.

 

Sabah sabah filintalar patlıyor

Berber Osman cenazemi bekliyor

Düşmanlarım gelmişler sıra sıra

Seyir için yollarda inekliyor.

 

Altı yılan üstü yalan dünyanın

Bülbül konmuş sarayına gönlümüm

Kaşlar keman gözler mercan güzeller

Mezarımda ılım ılım ötseler.

 

Çoban vurmuş çeşmelere koyunu

Mor menekşe gibi eğmiş boynunu

Cennet köşkü sandım yarin koynunu

Uyumuşum uyandıran olmadı.

 

 

 

 

AÇIKLAMALAR

(1) Buhurcular: Dinar’da güçlü ve kalabalık bir yörük aşiretidir. Koca Mustafa’dan zarar görmemek için yakalanmasına çalışmışlar. Koca Mustafa bu nedenle Buhurcular’a düşmandır. Benim Buhurcular ailesinden Dinar’da tanıyabildiğim kişi Buhurcu Hüseyin Ağa idi. Bana nerede görse “Kadızade” derdi. Bir gün bizim büroya davet ettim ve Koca Mustafa türkülerini kendisine okudum. Sabırla dinledi. Koca Mustafa’ya ait birçok olay anlattı. Asıl Buhurcular’ı rahatsız eden neden aşiretlerinden bir kıza göz koyması imiş. Birkaç kez yaylalarını basıp kızı kaçırmak istemiş. Her baskını Buhurcu kafilesi bastırmış, Koca Mustafa ve kızanlarını püskürtmülşer. Koca Mustafa’yı ihbar işinin de doğru olduğunu söyledi.

(2) Ferik Ratıp, Koca Mustafa’nın öldürülmesini sağlayan müfrezenin kumandanıdır.

FOTOĞRAF ALTI YAZILARI:

 

  • Nedret Gürcan Dinar’da büroda kitaplar arasında ve Dinar’da bürodaki kitaplığı
  • İlk kitabı Yaşadıkça Aşk ve diğerleri
  • Türkiye’nin Tek Şiir Dergisi Şairler Yaprağı’nın, İzmir’de yayımladığı Kervan Sanat Dergisi’nin, Dinar’da çıkardığı Yeni dostluk ve Vatandaş gazetelerinin birer sayfaları
  • Koca Mustafa öykülerini Nedret Gürcan’a anlatan büyük yengesi Zehra Hocanım’ın Dinar Haber gazetesinde (1890-1981) bir yazıyla anılması
  • Dinar’dan Ankara’ya taşıdığı kitaplarının küçük bir bölümü Ankara’daki çalışma odasında iki bölüm halinde
  • Nedret Gürcan’ın on yedi yaşında iken 1948 yılında İzmir’de Anadolu gazetesinin sanat sayfasında yayımlanan ilk şiiri “Dinar İçin” Üstündeki resim de Dinar’dan bir görünüm Nedret Gürcan’ın çizgisi
  • 1960-1970-1980 lerde Dinar’da şiir gecelerinin düzenlendiği eski belediye sarayı
  • Dinar’da düzenlenen şiir gecelerinden birinde Kaymakam Sebahattin Durakoğlu (1961-1963) açılış konuşması yapıyor. Daha sonra Nedret Gürcan şiir okuyor.
  • Dinar’da şiir gecelerinde güzel şiir okumasıyla tanınan Enstitü Müdüresi Kadriye Samancı, önde ince beyaz yakalı ve beyaz puanlı elbiseli
  • Dinar Şen Kardeşler Orkestrası eşliğinde Nedret Gürcan şiir okuyor
  • Nedret Gürcan İstanbul’da bir sanat evinde şiir okuyor.
  • Aynı sanat evinde edebiyatçı arkadaşlarıyla. En sağda başı görünen ünlü şair Ümit Yaşar Oğuzcan
  • Nedret Gürcan İzmir’de bir sanat toplantısında şiir okurken
  • 8 Nisan 2000 günü Salihli Şiir İkindileri toplantısında Ege’nin üç şairi arasında seçilen Nedret Gürcan konuşurken ve şiir okurken. Salihli Belediye Başkanından ödül alırken ve Dıonysos Şiir Ödülü onur yazısı
  • Nedret Gürcan’ın İzmir-Buca Yatılı Ortaokulu’ndan Türkçe öğretmeni ve yazar Serhat Kestel
  • Ünlü roman ve öykü yazarı Tarık Dursun K. ile İzmir’de Konak Meydanı’nda 951
  • Koca Mustafa türkülerini topladığı yıllarda köy kahvesinde millet vekilleri ve köylülerle
  • Dinar’da 06. 06. 2000’de Dinar Kaymakamı Ömer Eru’nun teşekkür yazısı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 7 YORUM
  1. bahri kılınçel dedi ki:

    ruhi su ince mehmet türküsünü söylemiş 48 yıl önce bundan bahsetmemiz gerekir değerli şairimiz necret gürcana selam ve saygılarımla

  2. ömer yılmaz dedi ki:

    Üzülerek söylüyorum ,tüm edebiyat çevreleri tarafından tanınan Nedret GÜRCAN ismi Dinarlılar tarafından yeterince tanınmıyor. 1950′ lerde Dinar’ da şiir dergisi çıkarmış, birçok ünlü sanatçıyI Dinar’ a getirmiş bu ismin çoktan bir okula verilmesi gerekirdi. Belki bu vesileyle kitap okumayı sevmeyen biz Dinarlılar Nedret GÜRCAN ismini öğrenmiş oluruz.

  3. ömer yılmaz dedi ki:

    Üzülerek söylüyorum ,tüm edebiyat çevreleri tarafından tanınan Nedret GÜRCAN ismi Dinarlılar tarafından yeterince tanınmıyor. 1950′ lerde Dinar’ da şiir dergisi çıkarmış, birçok ünlü sanatçıya Dinar’ a getirmiş bu ismin çoktan bir okula verilmesi gerekirdi. Belki bu vesileyle kitap okumayı sevmeyen biz Dinarlılar Nedret GÜRCAN ismini öğrenmiş oluruz.

  4. Raif ÖZTÜRK Raif ÖZTÜRK dedi ki:

    Değerli üstat, edebî değerinin yanında Dinar yerel tarihinin kesitleri olan yazılarınızı heyecanla bekliyor ve büyük haz duyarak okuyoruz. Gönlünüze, kaleminize sağlık. Zaman zaman yazılarınızda şahsımla ilgili de cesaretlendirici ifadeler kullanıyorsunuz. Ülkemin önemli bir şairi, yazarı ve düşünce adamı olarak değer bilir ifadeleriniz için teşekkür ederim. Bu ifadeleriniz bizlere güç vermektedir, sizden aldığımız güçle, sizin açtığınız yolda yürümeye çalışacağım. Sağlıklı günler diliyor, saygılar sunuyorum. Raif ÖZTÜRK

  5. Efe Torunu dedi ki:

    Saygıdeğer Nedret GÜRCAN beyefendinin Yüreğine ve Kalemine sağlık … Koca Mustafanın vurulma anı çatışmayı aynen yaşayan ve Koca Mustafa Efenin Zeybeği olan Düzbelli Ali Efe nin ağzından aynen şöyle olmuştur .. Koca Mustafa İnce Mehmetle ayrıldıktan yaklaşık bir hafta sonra Denizli taraflarından Dinara gelir ve bugünkü CeritYaylası köyünden geçerek Sandıklı yüzüne oradanda Hatice isminde bir bayanla evli olduğu için Karataş köyü Koçkayası mevkisine gelir … Koca Mustafa Efe ve Zeybeklerinin birçoğunun vurulduğu günün sabahı Gözcü olarak koydukları Zeybek korku içinde koşarak Koca Mustafa Efenin yanına gelir bu sırada Koca Mustafa Efe uyumaktadır ve Koca Mustafa ya Efem kalk kalk Vallahi Dombay Ovası Postallıdan görünmüyor der ve hakıkatende çok haklıdır Postallıdan kastı ASKER demektedir çünkü Koca Mustafayı yakalamak ve öldürmek için Afyon Denizli Isparta ve Burdur illerinin tüm Jandarması toplanarak Koca Mustafaya baskın vermişlerdir ve tabiki de 40 kısılık Buhurcu kuvvetide baskında yer almıştır …Ölüm uykusu Koca Mustafaya ağır geldiğinden ve Eceli tükendiğinden olsa gerek Koca Mustafa hiç umursamaz ve kılını bile kıpırdatmaz ve Zeybeğine derki Ali Efe ye söyle zaptiyeye ıkı daş atıversin diyerek hiçsinir… Zeybek Efesının buyruğuna uyar ve hemen Düzbelli Ali Efe nin yanına koşar aynı sözleri onada söyler Ali Efe koşar gider ve bir bakar ki gerçektende Dombay Ovası Askerden gözükmemektedir .. 4 Vilayetin Jandarması oradadır …Derken mavzerler adeta büyük bir savas alanıymıs gibi taklamaya başlar Dağlar Mavzer yankısıyla çınlamaktadır derken buyuk bir çatışma başlar bütün zeybekler can derdine düşmüş olanca varlıklarıyla mucadele ederler ama nafıle hemen hemen hepsi vurulur cunku karşılarında cok kalabalık Askerı bır guç vardır üzerlerıne yağmur gibi kursun yağar …Bu sırada Koca Mustafa Efe yi Jandarma kuvvetlerınden bir çavuş sağ kolundan vurur Koca Mustafanın vurulduğunu gören bugunku Duman köyumuzden olan rahmetlı Dumanlı Ahmet Efe hemen Koca Mustafanın yanına koşar ve Dayı vuruldunmu der ( Dumanlı Ahmet Efe Koca Mustafa Efe grubunun en kuçuk üyesiymiş bu nedenle diğer zeybeklere Dayı Emmi diye hitap edermiş ) Koca Mustafa Efenin kolundan oluk gibi kan akmaktadır Dumanlı Ahmet Efe hemen Koca Mustafanın yarasını sarmaya kalkar ama Koca Mustafa Dumanlı Ahmet Efe ye derkı benı bırak benım işim bitti kaçmaya bak canını kurtar der Dumanlı Ahmet Efe öz babası gibi sevdiği Koca Mustafayı bırakmak ıstemez ama ağlayarak Koca Mustafa Efe yi bir çalıya sırtını dayar ve toplu tabancasını eline vererek gözyaşları içinde Koca Mustafanın yanından ayrılır ve oradan kaçar o gunkı catışmadan sağ kurtulan tam YEDİ zeybek vardır bunların biriside işte bu rahmetli Dumanlı Ahmet Efedir … daha sonra Koca Mustafa Efe yaralı olduğu için orada bulunan bir pınarın başına sürünerek gelir ve su içmek istediği sırada onlarca Jandarma tepesine çullanır ve Koca Mustafa Efe yi sırtından vurarak delik deşik ederler ve Koca Mustafa Efe ruhunu oracıkta teslım eder …Bu sırada Düzbelli Ali Efe de bu sağ kurtulan 7 zeybekten biridir ancak yaralıdır sağ omzumdan vurulmuş ve kurşun sağ arka kürek kemiğini delerek çıkmıştır .. Sağ kurtulan bu zeybekler jandarma ve Buhurcu çemberini yararak kaçmaya başlamışlar herkes kendi memleketine doğru kaçmaya başlamış o zamanda Çöl Ovası ve Dombay Ovasında Harman zamanı olduğu için köylüler yolma yoluyorlarmış ve Efelerin kaçıştığını gören kadınlar bağrışmaya başlamışlar Efeler geliyo Efeler diye üzerlerinde Efe kıyafeti ve ellerinde mavzer olduğu için yakalanmalarının kolay olacağını bilen bu zeybekler önlerine denk gelenlerden normal kıyafet almışlar ve herkes kendi memeleketine köyüne doğru kaçmaya devam etmiş bunlardan biriside Burdur ilinin Tefenni ilçesinden ısmını bılmedığım Düzbelli Ali Efenin yakın arkadaşı olan Zeybek bugun kı Norgas köyümüzün üstüne gelince orada Efe elbisesini soyunmuş mavzeri tabancası fişekleriyle beraber bir çalının içine saklamış ve normal kıyafet giyerek gece olmasını beklemiş ve çatışmanın yaşandığı Kumalar dağı eteklerine doğru bakarak saatlerce ağlamış ve akşam karanlığı çökünce memleketi Tefenniye doğru yola dusmus …Düzbelli Ali Efe de o yaralı haliyle köyüne yani bugunkı Düzbel köyüne akrabalarının yanına gelmiş ve akrabaları onu alarak Akdağ dağında bir mağaraya saklamışlar akrabalarından bir tanesi tam bir ay boyunca Ali Efenin yarasına Tereyağı ve Balı karıştırarak sürmüş ve yarasını iyi etmiş Ali Efe iyi olmuş ancak Zaptiye her yerde Ali Efe yi aramaktaymış .. aradan bir yıl veya daha fazla gectikten sonra Duzbel köyünde bir düğün varmış Ali Efe de saklandığı mağaradan köye düğüne gelmiş ancak akrabalarından bir tanesi Çivril Zaptiyesine Ali Efe yi ihbar etmiş ve zaptiye Ali Efe yi köyde yakalayarak Çivrile doğru götürmeye koyulmuşlar bu sırada Zaptiye kumandanı yanına onbasıyı çağırmış ve onbasıya demişki KAÇTI KAÇTI diye bağırda koltuğunun altına bir kursun çek öldür su eşkiyayı demiş bu durumu anlayan Ali Efe hemen Zaptiye kumandanının yanına yanasarak kumandan bey ben senın maksadını bılıyorum ancak al su bı kese Sarı lirayıda ( Osmanlı Reşat Altını ) canımı bağışla demıs ve öylelıkle oldurulmekten kurtulmuş…Daha sonra bu sağ kalan Zeybeklerin geriye kalan 6 sınıda Devlet yakalamış ve Konya ilinde Divanı Harp kurulmuş 7 zeybeğin yediside ağız birliği yapmış ve Mahkeme Başkanı işte filanca Beyi Ağayı kım vurdu filanca köyü kim bastı filanca zaptiyeyi kımvurdu diye sordukça hepsi Koca Mustafa vurdu Koca Mustafa Bastı Koca Mustafa kesti diyerek butun suçları Koca Mustafanın ustune atmışlar ve sonuçta mahkeme bu Zeybeklere 7 yıl hapis cezası vermış ve Konya cezaevinde tam 7 yıl hapış yatmışlar …hiçbirisinde para pul olmadığı için gecimlerini yine Efelik yaparak sağlamışlar diğer zeybekler Ali Efe ye sormuşlar efem ne yer ne içeriz biz burda diye Ali Efe de demişki ulen biz Efe değilmiyiz diye Konya Cezaevinde yatan mahkumları haraca bağlamışlar…Gardiyanlarda bu efelerden korktukları için sesde cıkaramamıslar öyle öyle 7 yılı doldurup cezaevinden çıkmışlar ve doğru Dinara gelmişler burada son bır kez eskı gunlerını yad ettıkten sonra son bır defa helalleşmişler ve hepsi yine köylerinin yolunu tutmuşlar … zaten bu 7 zeybek 2 Dinarlı birisi burdurlu 2 denızlılı ve 2 side nazıllıdenmış… Düzbelli Ali Efe bakmışkı devir eskı devir değil Efe elbiseleri toprakta çürüdü Mavzerler çalıların içinde çürürüdü ölen öldü kalan kaldı eskı Efelik günleri sadece yanık Dinar Türkülerinde kaldı der ve Cambazlık yapmaya başlar köyünde yanı koyun keçi alır satar Dumanlı Ahmet Efe de köyüne yerleşir ve çiftçilik yapmaya başlar … derken bir gün Düzbelli Ali Efe paraya çok sıkışır borcu vardır neyaptı ne ettıyse para bulamaz ve birgün Dinarda Salı günü kahvede otururken BUHURCU HÜSEYİN AĞA derki Ali Efe ben sana borç veririm der Ali Efe BUHURCU HÜSEYİN AĞANIN bu sözüne çok şaşırır bir zamanlar Buhurcu Hüseyinin abileriyle akrabalaryla onun aşiretiyle ( Buhurcu Ali Efe Buhurcu İbrahim Efe Küpeli Yusuf ve diğerleri ) kan düşmanıydılar Dinar dağlarında defalarca birbirlerini öldürmek için kurşun sıkmışlardı o amansız takipler baskınlar ne olduydu … ama çaresiz BUHURCU HÜSEYİNİN bu ONURLU VE ERDEMLİ davranısı karsısında ondan borç almayı kabul eder ve sonundada BUHURCU HÜSEYİNE BORCUNU ÖDER … o gunun aksamı evine yanı Düzbel köyüne döndüğünde o koskoca adam EFE kendini tutamaz ve hıckıra hıckıra ağlamaya başlar yanındakıler merakla kendısıne sorarlar Ali Efe ne oldu sana diye o da derki benı bugun Dinarda bi dövdüler bi dövdüler diye hıckıra hıckıra aglar yanındakılerde derki Efem nasıl olur bu sen koskoca bi Efesın kım buna cüret edebilir diye sasırırlar Ali Efe de olayı anlatır kendisine BUHURCU HÜSEYİNİN yardım ettiğini anlatır … ve derki BUHURCULAR BENİ BUGÜN YENDİLER …. Burdurun Tefenni ilçesinden olan ısmını ne yazıkkı öğrenemediğim Zeybek her sene bır defa Düzbel köyüne Ali Efenin yanına gelırmış ve sabaha kadar eskı Efelık gunlerınden konusurlar ve o koskoca ıkı adam çocuk gibi ağlasırlarmış … VE BUGÜN NE BUHURCULAR KALDI NE İNCE MEHMET NE SAVRANLI HALİL KALDI NE NAZİLLİLİ ÇÖMOĞLU NE KOCA MUSTAFA KALDI NE KARESERLİ İBRAHİM EFE …NE DÜZBELLİ ALİ EFE KALDI NEDE BUHURCU HÜSEYİN AĞA KALDI … ONLARDA BU O YALAN DÜNYASINDA OYALANDILAR AMMA İYİ AMMA KÖTÜ ONU ANCAK RABBIMIZ BİLİR … BİZE KALANSA KOCA MUSTAFANIN DEDİĞİ GİBİ

    BENİM ATIM ŞU DİNARDA BAĞLI
    AFİYON DAMLARINDA URGANIM YAĞLI
    DÜŞLERMİ GÖRÜYON SEYFİNİN OĞLU
    BEN GİDİYOM DİNAR KALSIN SİZLERE EFELER SİZLERE …

  6. muharrem dedi ki:

    Üstad yüreğine kalemine sağlık

  7. H.Fikri Ulusoy dedi ki:

    Sevgili Nedret Bey

    Yazınızdaki benimle ilgili övgü dolu sözleri okumaktan çok mutlu oldum.

    Dinar’ın dışında hasret duyduğumuz memleketimizi yazılarınızla tanımak, tarihini okumaktan büyük zevk duyuyorum.

    Kendimde olabildiğince yazmaya çalışıyorum. Memleketimden uzakken bile yakın olmayı yazarak başarmaya gayret ediyorum.

    Bize bu fırsatı veren Yaşar hocama çok teşekkür ediyorum.

    Anneannem Buhurculardandır. Yazınızda yer alan Hüseyin Ağanın kardeşidir. Koca Mustafa olayını kendisinden epeyce dinledim ve kayıt altına aldım.

    Saygılar ve sevgiler sunarım.

    H.Fikri Ulusoy
    Kayseri

BİR YORUM YAZ

Kişi Doğrulama Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.