SEVGİLİ HAKKI USTA’YI DA KAYBETTİK

  • 01 Temmuz 2016
  • 4.983 kez görüntülendi.
SEVGİLİ HAKKI USTA’YI DA KAYBETTİK

                             SEVGİLİ HAKKI USTA’YI DA KAYBETTİK

 

            Son aylarda ardı ardına üç değerli insanı kaybettik. Üç ölüm yazısı öylesine sarsıyor ki insanı nasıl anlatayım sizlere… İşte buyurun…

 

          Bugün (15 Haziran 2016) Hakkı Ezanoğlu’nun ölümünün kırkıncı günü. Ölüm haberini dün aldım, anlatılmaz üzüntü duydum. O benim ilkokuldan başlayan, ölümüne dek yetmiş yıllık arkadaşımdı, aradığım ve arandığım bir kardeşimdi…

            Birkaç yıldır Dinar’daki işini bırakmış Isparta’ya taşınmış, lokanta işini Isparta’da sürdürüyordu. Orada da güzel bir işi ve ortamı vardı. Kaç kez davet etmişti gidememiştim.

            Dün, Isparta’ya eşi Rabia Hanım’a, Rabia Hanımın ablası, rahmetli arkadaşım Kemal Özsoy’un eşi Müjgan Hanım’a telefon açtım. Hakkı’nın yaşamını yitirdiğinden yeni haberim olduğunu söyledim. Hastalıklarımız nedeniyle Ankara’dan Dinar’a cenazeye gelmem olanaksızdı ama başsağlığı için de gecikmiş olduğumu, acılı ailesinin beni bağışlamalarını istedim.

        Ben, ne kadar uzakta olursam olayım.. şafakla.. Dinar’ın gökyüzünde çiçekler gibi açan mavi gökyüzünden ve varsa bir bulutun altındaki yağmur damlasınının renginden ve serinliğinden hep haberim olur.

           Bazen “özlem duygusu”nu anlatmak çok zordur… Dinar ruhuma öylesine sinmiş ve yerleşmişti ki, yirmi yıla yaklaşan ayrılıkta bile ilçemin her taşını tutup okşayacak denli özlem içindeydim. “Şair Nedret Gürcan caddesi”ndeki doğuğum o güzel ev onarılacağı yerde şeytanın dostları (!) kıskanç ruhsuzlar tarafından depremden sonra yıktırılmasaydı Dinarlı bir şairin yarım kalmış dizelerini orada tamamlamak için ve (hasta da olsam) adına gösterilen sevgi ve saygıyı selâmlamak için orada olurdum…

             Ankara’da olmam yağmurun o sıcak damlasının var ettiği, çevresindeki kentlerden daha güzel, daha yeşil, daha dost ikliminden uzakta olduğumu da göstermezdi…

         Hakkı’nın bir süredir hasta olduğunu biliyordum. Dün, sevgili arkadaşım Hakkı’nın yaşamını yitirdiğini ve Dinar’daki aile mezarlığına defnedildiğni duyunca inanamadım.

             Hakkı sanırım bundan iki üç ay kadar önce beni telefonla aramıştı. “Çok özledim Nedret; Ankara’ya gelip seni görmek istiyorum” demişti.

              Bu telefon konuşmasını değerli eşi Rabia Hanım da biliyormuş, hastaymış ve eşine “Nedret’i aramak istiyorum” demiş. “Hakkı, Dinarlı dostlarını.. bilhassa sizi çok sever, sizinle çocukluktan başlayan anılarını anlatırdı…” diye doğruladı dostluğumuzu.

                  Ayşeli Teyze’nin armağanı:

           İlkokul günlerimizdeydi Ayşeli Teyze Hakkı’yı elinden tutarak bizim sokağa getirdiğini anımsıyorum. Bana biraz seslice “Bak çocuk! Hakkı bu sokakta sizinle olacak, okulda tenefüslerde birlikte oynuyormuşsunuz, tatilde de burada birlikte oynarsınız” dedi. İlkokul dördüncü sınıfındaydık. Aylardan mayıs olmalı. Okul çıkışlarında oyunlarımız devam ederdi, mahallede edindiğimiz arkadaşlarla çeşitli oyunlar oynardık. O günden sonra Hakkıyı da aramıza kattık. Hakkı oyunlara bizim kadar uyum gösterdi.

         Uzun eşek, birdir bir, saklambaç, bilya gibi oyunlardı. Hakkı, her oyunda birinci olmak, kendini göstermek isterdi. Olamazsa çok kızardı.

                 Bahçedeki çiçekler, meyve ağaçları ve erik hırsızlığı!

             Bizim bahçede mevsiminde açan papatya, benim çok sevdiğim mor zambak, mor menekşe, sonra da çeşitli güller, çiçekler açardı. Mahalledeki yakın kız ve erkek arkadaşlarım bahçemize bakan kadından izin isteyerek evleri ve anneleri için birer demet çiçek koparırlardı. Kiraz, kayısı, erik gibi meyve ağaçlarımız da vardı. Uzun bir duvarın bağrını da üzüm ağaçları, dalları kapatır, salkımlar yerlere değecek kadar inerdi aşağıya… Üzüm vakti bahçenin şenliği olurdu. Uçuşan arıların vızıltıları bile müzik olur kulağımıza gelirdi…

          İsmet Paşa’nın kaldığı, benim ve kardeşlerimin doğduğu özgün mimarili ev depremden sonra onarılacağı yerde hazımsızlar tarafından kasıtlı raporlarla yıktırılmıştı.

            Aynı bahçedeki ortası havuz yanyana iki binamızda da 23 nüfuslu ailelerimiz otururdu. Meyvelerin birazı da yalnız ailemize değil mahalleli çocuklar içindi. Bahçeye girer, izin ister meyve ağaçlarının dallarına uzanırlardı…

            İki erik ağacından birisi tam Ulu Camiye bakan bahçe duvarının bitişiğindeydi, bir iki dalı da dışarıya sarkıyordu. Başkatip amcanın oğlu Turan Kundakçı, Bozoklu Sami gibi çocuklarla mahallenin aynı yaşta arkadaşlarıydık. Kimsenin aklına o güne dek bizim bahçeden erik çalmak gelmemişti. Namaz vakti Ulu Camiye gelenlerden üç beş kişi duvardan içeri sarkarak ağaç dallarından erik koparır, üzerlerini silip yerlerdi.

        Dedem, camiye gelenlerin erik koparmasıma kızmaz, “sevaptır” der geçerdi. Ama bahçeye girip sebzelerin çiğnenmesine kızardı.

          Kaliteli kiraz ağacımız bereket bahçenin ortasındaydı dokunulmazdı. Erik ve kirazları ve mevsiminde olgunlaşan meyve ve sebzeleri evde çalışan kadınımız Şerife teyze toplardı.

           Hakkı erik ağacından düşünce:

           O gün, Hakkı, ağaca çıkıp erik toplıyacağını söyledi. “Dedem kızar” dedim. “Baban Osman amca beni sever” dedi “Dedeni görürsem kaçarım” dedi. Hiç unutmam erikleri koymak için yerden bir branda parçası buldu ve ağaca tırmanmaya başladı. Daha ilk dalı tutmuştu ki, bize, “Lan! sallayın ağacı, erikler yere düşsün!” diye bağırdı, eriklerin patır patır yere düşeceğini sandı. Üç kişi ağacı salladık ve Hakkı daha bir dalın eriğini toplayamadan iki metreden aşağıya “pat” diye kıç üstü yere düştü! Yer, sebze ekili bahçenin kaba toprağıydı ama Hakkı’nın kıçı fena acıdı. Ağlayarak doğruldu, “Ulan! Ben sizin ananızı…. falan deyip sokaktan öğrendiğimiz küfürlerden birini sallayacaktı… yutkundu… Ağlamaya başladı…

          Bahçede üç kişiydik, iki arkadaş dönüp arkalarına bakmadan kaçtılar. Ben kaldım. Hakkı “anam of” diye doğruldu ve yerden küçük bir taş buldu, bana fırlattı. O küçük taşın başımı yarıp kanattığını da unutamam. İnce bir kan yanaklarımdan süzülmeye başladı, Hakkı korku içinde hemen gelip sarıldı. Bu olay bir arkadaşın sözle değil, kalben özür dilemesiydi.         Korktu ve üzüldü. Ömrümce Hakkı’nın bu güzeliğini unutmadım… Bahçeden çıkıp hemen yakınımızdaki Atasağun eczanesine koştuk, kanayan yara küçükmüş, eczanede başımı ilaçlı suyla silip, tentirdiyot sürdüler. İşte o gün ve o erik ağacıymış.. Hakkı ile çocukluk dostluğunun ilk tohumlarının atılmış oldu. Ve bu ömrümüzce sürdü…

            Sonraki günler sokakta ve okulda daha sıkı arkadaş olduk Hakkı ile. İlkokul bitti. Ben İzmir’e ortaokul okumaya gittim Hakkı Dinar’da kaldı. Okuldan sonra üç yıl süren ameliyatlar geçirdim. Geride bıraktığım çocukluk ve ilkokul arkadaşlarımın Dinar’da nerede olduklarını, ne yaptıklarını öğrenmek istedim. Onları tek tek arayıp buldum.

            İmren lokantası yılları:

             Hakkı’yı da İMREN lokantasının kapısında buldum. Beni görünce, başıma taş attığı günkü gibi sarıldı. İşte, gerçek ve sürekli arkadaşlık o günden sonra başladı.

             Kadir abi ile birlikte lokantayı Afyon’un İKBAL lokantası ayarına getirmişlerdi.

           Ankara’dan, İstanbul’dan özellikle yaz günleri Ege’ye, Akdeniz’e geziye giden ailelerin eğer İkbal’de durmamışlarsa Dinar’ın İmren lokantasında durup yemek yerlerdi.

            Sonra sıra benim tayfama (yani edebiyatçılar tayfasına) geldi. Dinar’a gelip bir iki gece konuğum olan ya da yoldan geçerken bana uğrayan Türkiye’nin en ünlü şair, romancı, öykü yazarı, ressam, müzisyen yani sanatçı takımı için yollarındaki ilk durak (Kadir abinin ölümünden) sonra mefruşatını ve mutfağını yeniliklerle donattığı İmren lokantası olurdu.

           Hakkı’nın Dinar’da konuğum olan ünlü ozan Aşık Veysel ile yardımcısına lokantada en güzel yemeklerle ikramda bulunduğunu, lokantanın üstündeki İmren otelinin bir odasını yeniden düzenleyip dört günlük konukluğu sırasında Veysel’den hiç ücret almadan ağırladığını yazmalıyım.

               Gerçi Veysel’in Dinar’daki tüm giderlerini, rakı parası dahil ben karşılıyordum.

            Yine, 1952 yılında Dinar ve çevresinde arkeolojik kazılar yapmak için gelen İngiliz arkeolog James Mellaart’a da hem lokantasında hem otelinde büyük ilgi gösterdiğini de yazmalıyım. Mellaart’la ilgili birçok anım var. Bunları ayrı bir yazıda anlatacağım ama Hakkı ile olan içtenliğini yazmadan edemem.

              Mellaart’ın üç ay kaldğı Dinar ve çevresindeki arkeolojik kazı işleri bittiğinde zaman zaman akşam lokantada yemekteyiz. Hakkı’nın hem yemeklerde hem otelde Mellaart’a gösterdiği ilgiden yola çıkarak sordum: “Mellaart, üç aydır Hakkı ile dost oldunuz. Peki, Hakkı nasıl bir kişi?” Yanıt gecikmeden geldi: “Hakki iyi iyi ama çorbalar biraz sulu!” dedi.

              Masa doluydu kahkahalar durmak bilmedi. Hakkı kalktı ocağa geçti ve Mellaart için çok az sulu bir çorba yaptı, “Ulan kefere” dedi, “buna da bir diyeceğin var mı?”

              Mellaart masadan kalktı Hakkı’yı öptü. Türkçesi üç ayda fena değildi, “Hakki da çorbalar da çok iyi, çok iyi” dedi. Gönlünü aldı.

          Sevgili arkadaşım Hakkı’ya rahmet diliyorum. Çocuklarına, yakınlarına, bütün akrabalarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum.

          Sanırım onun kalbi, gözleri doğduğu Dinar’daydı. Son zamanlarda Hakkı hastaydı. Şeker ve parkinson onu çok hırpalamıştı.

               Hakkı, Dinar’ın unutulmazlarından biri olarak yaşadı, çalıştı ve sonsuza uçtu!

             Nurlar içinde, ışıklar içinde yatsın o iyi insan…

*****

           HAKKI’NIN YLLAR YILI HİZMET ETTİĞİ İMREN LOKTANTASINDA DİNAR’IN ÖZEL GÜNLERİNDE KURDUĞU SOFRALARIN  GÖRÜNTÜLERİNİN FOTOĞRAFLARINI   YAYIMLIYORUMYAYIMLARKEN İÇİMDE ACILI BİR HÜZÜN DUYMAKTAYIM…

               O’NU SEVGİYLE SAYGIYLA ANIYORUM…

           (Bir özür notu: Arşivimden çıkardığım 26 fotoğrafta meslek, ad ve soyadlarını anımsadıklarımın dışında hatırlayamadıklarımın adlarını yazamadım. Aradan uzun yıllar geçti. Bu fotoğraflardaki dostların çoğu artık hayatta değil; ama fotoğrafları o güzel insanları anmamız için bir vesile oluyor. Günün birinde Hakkı’nın lokantasında verilen yemeklerin fotoğraflarını yayımlanacağını düşünseydim bütün kişilerin adlarını yazardım. Olmadı. Bilemediklerimi (Ve….) notuyla geçiyorum. Okurlarım beni bağışlasınlar. Sanırım, bu fotoğrafları gören eski Dinarlılardan anımsayanlar olacaktır. Bana yardımcı olsunlar)

          Fotoğrafların açıklaması

ndrtgrcntmmz2016 (1)

  • Sık sık yapılan yemekli toplantılardan birinde solda Avukat Metin Arıkan, yanında Nedret Gürcan, Belediye Başkanı Kadri Veziroğlu, adını hatırlayamadığım savcı bey, karşı sırada bıyıklı kişi Mahmut Güven

ndrtgrcntmmz2016 (2)

  • 29 Ekim 1959, Cumhuriyet Bayramı balosu yemeği. Solda Op. Dr. Himmet Yeşilova, eşi Zerrin Hanım, yanında Şadiye Gürcan, Oğuz Gürcan, amca kızı, Reyhan Ulusaslan, Nuran Gürcan, Suzan Onurer Hanım ve eşi C. Savcısı Reşat Onurer, Nedret Gürcan

ndrtgrcntmmz2016 (3)

  • Aynı baloda ortada ayakta amcam Mehmet Gürcan, sağ yanda C. Savcısı Reşat Bey ve yanında Nedret Gürcan

ndrtgrcntmmz2016 (4)

  • Yemekli bir toplantıda solda avukat Metin Arıkan, yanında N. Gürcan, ortada Savcı Yahya Yayoğlu, sağ karşıda savcı ve yargıç ve…..

ndrtgrcntmmz2016 (5)

  • Bir önceki fotoğtafta yine aynı kişiler ve solda N. Gürcan yanında yargıç Yılmaz Sivri

ndrtgrcntmmz2016 (6)

  • Bir başka yemekte sağ başta (adını unuttum)Karakaya, sıranın sonunda N. Gürcan ve Cemil Yılmaz

ndrtgrcntmmz2016 (7)

  • Yine bir yemekte N. Gürcan, Kemal Özsoy ve diğer kişiler

ndrtgrcntmmz2016 (8)

  • Yıl 1962, bir veda ziyafeti olsa gerek, solda N. Gürcan, yanında yargıç Naim Karaca, savcı Yahya Yayoğlu, Jan. Kom. Ve akaryakıt Kom.

ndrtgrcntmmz2016 (9)

  • Dostlarla bir aile yemeği. Solda N. Gürcan’ın oğlu Ali Niyazi, annesi Nuran hanım, kızı Etil, karşıda Jan. Kom. Üçüncüde Dr. Ali Tatçı, Nedret ve ağabeyi Necdet ve Nedret’in oğlu Barkın Gürcan (çocuklar beş ve yedi yaşlarında olmalı)

ndrtgrcntmmz2016 (10)

  • Bir veda yemeği, Nedret ve Necdet Gürcan ortasında Vegi Da. Md.

ndrtgrcntmmz2016 (11)

  • Sağ başta Alb. Burhanettin Bey, yanında Yavuz Gürcan, yanında avukat Metin Arıkan

ndrtgrcntmmz2016 (12)

  • 1974 eylül, solda Barkın, Etil, Avukat Güneş Öngüt, N. Gürcan, ortada Muzaffer Maden, sağda Güneş Öngüt’ün eşi Sayım Hanım, Nuran Hanım ve….

ndrtgrcntmmz2016 (13)

  • Bir veda yemeği sağda üçüncü sırada N. Gürcan ve…..

ndrtgrcntmmz2016 (14)

  • Sağda ikinci sırada avukat Güneş Öngüt, dördüncü sırada Nedret Gürcan, yanında Cemil Yılmaz, karşıda sağdan üçüncü avukat Metin Arıkan

ndrtgrcntmmz2016 (15)

  • Solda İşBank Md. Halis Bey, üçüncü Alb. Burhanettin Bey, yanında yargıç Naim Karaca, Nedret Gürcan

ndrtgrcntmmz2016 (16)

  • Kum. Daim Üftadeoğlu’nun veda yemeği, solunda İşbank Md. Naci Özfiliz

ndrtgrcntmmz2016 (17)

  • Solda İşbank Md. Naci Özfiliz, yanında Dr. İbrahim Demirelli, savcı Hikmet Bey, ortada Zerbank Md. Hüseyin Sakaoğlu, Nedret Gürcan, Güneş Öngüt, Necdet Gürcan

ndrtgrcntmmz2016 (18)

  • Sol başta Dr. Ali Tatçı, yanında Mehmet Göbekli, yanında Dr. Abdürrahim Türkücü ve…..

ndrtgrcntmmz2016 (19)

  • Solda İsmet Adıyaman, üçüncüde İşbank md. Naci Özfiliz, N. Gürcan, Kemal Özsoy

ndrtgrcntmmz2016 (20)

  • 2 ocak 1988, bir balo yemeği, solda Nedret Gürcan, yanında eşi, yanında Dr. Selim Balkanlı eşi, Dr. Selim Bey, İnci Gürcan

ndrtgrcntmmz2016 (21)

  • 12. 1989, solda N. Gürcan, eşi, İnci ve Necdet Gürcan, sağda Fethi Acar, eşi Güler Hanım ve….

ndrtgrcntmmz2016 (22)

  • Sağda Dr. Selim Balkanlı eşi Nur Hanım, Necdet ve eşi İnci Gürcan, Nuran ve Nedret Gürcan… bir yemekli toplantıda

ndrtgrcntmmz2016 (23)

  • Solda Fethi ve eşi Güler Acar, Nedret Gürcan ve eşi, Nur Balkanlı ve eşi Dr. Selim Bey, Necdet Gürcan

ndrtgrcntmmz2016 (24)

  • Solda Nuran Gürcan, Nur Balkanlı, Dr. Selim Bey, Mehmet Kaygısız, İnci ve Necdet Gürcan

ndrtgrcntmmz2016 (25)

  • Solda Coşkun Gürcan, yanında Av. Metin Arıkan ve eşi Mürüvet hanım, Nuray Gürcan, Semra Alevok, Engin Gürcan ve eşi Oğuz Gürcan

ndrtgrcntmmz2016 (26)

  • Sol başta eczacı Gülten Eren Hanım, yanında Dilek Keskin Hanım, yanında Necdet Gürcan ve eşi İnci Hanım, karşıda sağ başta Dr. Ali Eren, Burhan Keskin, Nedret Gürcan ve eşi Nuran Hanım.

(Bir özür daha: 26 fotoğrafta adlarını sayamadığım ve yanlış saydıklarım için okurlarımdan özür dilerim. 26 Haziran günü 85’nci yaşım kutlanacak. (1931-2016) Bu kadarını doğru yazmak bile kolay olmadı)

Bu vesile ile, tüm okuyucularımın Ramazan bayramlarını Kutlarım.

                                                                                                                      Nedret Gürcan

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 3 YORUM
  1. can ezanoğlu dedi ki:

    iyi günler ilk başta yazım hatası yapmışsınız ezenoğlu değil “EZANOĞLU” OLACAK

  2. Hulya dedi ki:

    Doyulmuyor yazilariniza ve resim arsivinize . Dogum gunuz kutlu olsun , yeni yasiniz saglik ve huzurla gecsin . selamlar ..

  3. Raif ÖZTÜRK Raif ÖZTÜRK dedi ki:

    Değerli üstat, ölüm hayatın en bariz gerçeği… Önemli olan yaşarken dolu dolu yaşamak ve arkada güzel dostlar, güzel hatıralar, güzel eserler ve topluma önemli değerler bırakabilmektir. Hakkı Usta da Dinar’ın sosyal hayatında güzellikler bırakmış, mesleğindeki başarı ve öncülüğü ile Dinar’ın “Altın Şehir” olarak tanınmasına katkı sağlamıştır. Allah rahmet eylesin… Arşivinizdeki bu fotoğraflarla rahmetlinin adı da yaşayacaktır.
    Değerli üstat, bu vesileyle 85.yaşınızı ve 68.sanat yılınızı içtenlikle kutlarım. Allah, sağlık ve sıhhat versin…
    Üstat, bu yazınız beni çok düşündürdü… Kadirbilmezlik mi, kasaba kafalılığı mı anlamak zor… Bence Dinar’a yazık olmuş… O bahsettiğiniz bina tamir edilseydi, bu gün Dinarlı Şair Nedret Gürcan müzesi olarak ziyarete açık olsaydı…. Dinar, ah Dinar ! Sen hangi hoyrat ellerde heder oldun…

    YİNE BAHAR GELDİ, ÇIK GEL DİYORSUN,
    KANATLARIM KIRIK, GELEMEM DAĞLAR…
    BÜLBÜLLE, KEKLİKLE GEL GÜL DİYORSUN,
    GÖNLÜM ŞEN DEĞİL Kİ, GÜLEMEM DAĞLAR.

    Bu buruk kalble bayramınız kutlar, saygılar sunarım üstat..

    Raif ÖZTÜRK

BİR YORUM YAZ

Kişi Doğrulama Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.