TARIK DURSUN K.’NIN UNUTULMAZ YOKLUĞU

  • 31 Ağustos 2015
  • 1.928 kez görüntülendi.
TARIK  DURSUN K.’NIN  UNUTULMAZ YOKLUĞU

NEDRET  GÜRCAN       
  

 

         TARIK  DURSUN K.’NIN  UNUTULMAZ YOKLUĞU

 

           Unutulmaz varlığı” da diyebilirdim: Edebiyat ve sanat dünyamızın  hemen her dalında var olmuş, Türk edebiyatına boyunca değerli kitaplar vermiş, onlarca ödülün sahibi Tarık Dursun K.’ için…

Ve de benim çok sevgili, çok değerli arkadaşımdı o… Anlatılması zor; ama anlatacağım…

***

             11 Ağustos 2015 salı günü, Ankara’nın günlerdir süren sıcak akşamüstlerinden biri, cep telefonumda kız kardeşi Esin Üçel Hanım’ın durgun ve çok üzgün sesi:

              “Ağabeyimi kaybettik!”         

 

             Ansızın, beklediğiniz ya da beklemediğiniz bir ölüm haberinin şokunu yaşamışsanız eğer.. o an, o saatlerde, o gece ve sonrasında benim ne durumda olduğumu uzun uzun anlatmama gerek yok. Anlarsınız…

           Tarık’la son konuşmamız 1 Ağustos günü akşamında olmuştu. Hastalığı bir süredir onun o sıcak ve kavruk sesini, kitaplarından okuduğumuz o güzel Türkçesi’ni  bozuyordu. Biliyordum, hasta yatağında bile seçerek kullandığı sözcüklerinin bazılarını anlayamıyordum. Yardımcısı Hamide Hanım’ın yardımını istiyordum. Binlerce sayfanın yetmiş yıllık söz ustası bunun farkındaydı, anlamam için sözlerini yeniden sıralıyordu. Her şey bir yana bu üzüntü beni kahrediyordu. Konuşmalarını tam olarak anlıyamadığımı anlamasın istiyordum ama o hastalığın yenemediği müthiş zekâ anlayamadığımı anlıyor, cümlesini yeniden kuruyordu…

          Bundan aylar önceydi. Hastaydı, birkaç kez hastanede yatmış, zorlu bir prostat ameliyatı geçirmiş, bir süre dinlendikten sonra evinde yarım kalan kitaplarını tamamlamak için yazı masasına dönmüştü. Rahat konuşuyordu. Çok duygulu bir anıydı sanırım.. telefonda bana ne dedi bilir misiniz?

          “Nedret, senden önce ben ölürsem, benim için sen yaz; sen ölürsen ben yazarım…”

         O’na ölümsüzlük olmadığını, günün birinde yaşamımızı yitirirsek bıraktığımız kitaplar var; onların yazdıkları yeter…” dedim. Zaten anı kitaplarımızda yıllardır süre gelen ve sanat- edebiyat dünyamızda benzerine az rastlanan dostluğumuzu hep yazıp, anlatıp durduk…

           Ve Tarık Dursun K.’ile tanıştığımız günden bu yana neredeysek, ne yapmışsak, ne yiyip içmişsek hep yazdık. Bir yazımın sonunda dostluğumuzun ne denli benzersiz olduğunu vurgulamak için şöyle bir cümle kullanmıştım: “Dişimiz ağrısa haberimiz oluyor…”

ndrtgrcanağustos (1)

Tarık Dursun K. ile İzmir Konak Meydanı’nda,26.10.1951 

                                                                     

            64 yıl önceden başlayan:

           Bu yazıya başlamadan önce elime kalem aldım ve bir kağıt üstüne Tarık’la tanıştığımız tarihi, 1951 yılını yazdım, üstüne de 2015 tarihini koydum, çıkardım: tam 64 yıl olmuş. İşte tanıştığımız günlerden birinin fotoğrafı. İzmir, Konak Meyanı, tarih 26. 10. 1951, “Dost Nedret Gürcan’a”  diye imzalamış. Bir o fotoğrafa bir de Tarık’ı İzmir Foça’da ziyarete gittiğim 2010 yazında  evinin avlusunda çekilmiş fotoğrafımıza bakın.

ndrtgrcanağustos (5)

Foça’da Tarık Dursun K’yı ziyaretimde,  Temmuz 2010

           Altmış yıl hiç yalan söylememiş!

        Tarık’ı beş yıldır görmemiştim. Foça’da gördüğümde baston elindeydi. “Beni nasıl buldun? Geçen yıllar sana neyi anımsatıyor Tarık” diye sordum. Kalın sesiyle kalın perdeden anında “Boku yediğimizi!” diye yanıtladı. İki gün sonra fotoğrafımıza baktığımızda Tarık’a hak verdim…      Eksik kalmasın doğum tarihlerimizi de yazayım: Tarık 26 Mayıs 1931, ben 26 Haziran 1931. Benden bir ay önce doğmuş. “Ağabeyim sayılırsın Tarık” demiştim ona da “Sus! Sakın belli etme!” demişti.

       Tarık bastonluydu. Foça sokaklarında yürüdük. Öğle yemeği için tanıdığı bir lokantaya giderken gördüm, Tarık edebiyatımızda ne denli tanınıyorsa Foça’da da öyleydi. Selâm veriyorlar, “bir kahvemizi iç” istekleri, hatır sormalar, saygılı gülümsemeler…

***

        Ben ortaokulu İzmir’in Buca ilçesinde yatılı okulda okudum. Üç yılda üç Türkçe öğretmenim oldu: Necla Acemi, Dirahşan Erden ve Serhat Kestel. İki de edebiyat sever arkadaşım oldu. Cengiz Tuncer ve Yörük Ali Efe’nin oğlu Cengiz Yörük.

         Üç Türkçe öğretmeni bizleri sınıflarında ve okulun çok zengin kitaplığında sürekli kitap karıştırırken, okurken  görüp tanıdılar. Sınıfta, “Kapatın kitaplarıızı çocuklar, bugün dersimiz Orhan Veli . Onun ‘Masal’ şiiri üstüne konuşacağız…” la başlayan derslerimiz olurdu. İşte Türkçe’ye ve yazmaya böyle başladık. Şimdilerde “kapatın kitaplarınızı…” diyen öğretmenler var  mı?  Bilemiyorum…

        Ameliyatlarım yüzünden öğrenimimi sürdüremedim. 1948’de ilk şiirim üstat Attila İlhan beğenisiyle İzmir- Anadolu gazetesinde yayımlandı. Cengiz Tuncer ve Cengiz Yörük de öykü yazmaya başladılar. Bir sevinç ve hevesle okul arkadaşlığını edebiyat arkadaşlığına taşıdık. Yılın bazı aylarında hem edebiyatçı arkadaşlarımı hem okuldan sevdiğim kızı (altmış yıldır evliyiz) görmeğe İzmir’e gider oldum.

        Tarık Dursun Kakınç’la tanışmam:                                 

         Bu İzmir günlerinden birinde Cengiz Tuncer beni Tarık Dursun Kakınç ile tanıştırdı.

     Bir de elime küçük-şirin bir şiir kitabı verdi. Tarık Dursun K. ve Cengiz Tuncer’in ortaklaşa yayımladıkları kitap. Adı: Devriâlem    Tarık, edebiyat kapısından içeriye şiirle girmişti.  Sonra şiiri bana bıraktı, öykü ve romana geçti.

      İki Cengiz’den sonra İzmir’de Tarık’la da bir dostluk başladı aramızda. Tarık bir anı kitabında tanışmamızı şöyle anlatır: “Ben, Cengiz Tuncer, Ziya Metin, Galip Göksel, Muhtar Kemal, Ali Rauf Buburalaki, Esat Ahmet Balım, Cemal ve Nevzat Engindenizler… Nedret Gürcan’ı aramıza Cengiz Tuncer getirdi bir gün. Dinarlı. Taşra çocuğu. Kökü Karadenizli, bıyıksız ve çok yakışıklı…

        Hepimizin şair kesildiği günlerdi. Nedret Gürcan şairdi. Biz şairler ordusu gibiydik. Bir kusurumuzla şair olduğumuzu yalnız biz biliyorduk. Nereye, hangi dergiye göndersek, ses alamıyorduk. (…) Ünlüler inanılmaz bir verimlilikle şiir yazıyor, yayınlatıyorlardı.

           Ankara Palas Pastanesi ve Yasef’in meyhanesi  uğrağımızdı. Kervan dergisini (Ekim 1951’de) bu oturumlarda yaşama geçirdik. Tarık, ben ve Cengiz üçümüz de yirmi yaşındayız. Şair ve yazarlarımız Samim Kocagöz, Halikarnas Balıkçısı, Metin Eloğlu, Limasollu Naci, Suat Taşer, Sunullah Arısoy ve bizler. İzmir’in en iyi dergisi olma yolundaydık. Ne çare o güzel dergiyi parasızlıktan sekiz sayı sürdürebildik”

ndrtgrcanağustos (4)

Kitap fuarında

          Kervan dergisi edebiyat yolumuzu açtı. Cengiz Tuncer (1931-1981), Cengiz Yörük (1929-    ) “E” ve  Yeditepe yayınlarından öykü, inceleme ve roman kitapları yazdılar. Tarık Dursun K. bir edebiyat deposu olarak elliden fazla kitaba imzasını koydu.

          Tarık Dursun K’nın öykülerinin tadı ve okunurluğunun gizi, salt güzel Türkçesinde değildir; yaşadığını yazar, yaşadığı gibi, yaşanan gibi anlatır… Öykülerini daha tomurcukken, açmaya yüz tuttuğunda düşünür, yazmaya başlar. Ufak, ufacık şeyleri küçümseyip çöpe atmaz, onları değerlendirmenin bir yolunu bulur. Bir öykü heykeltıraşıdır Tarık Dursun K. Bir dağı istediği gibi yontar, doğasına ağaçlarını, bulutu, kuşları, ırmakları okurunun istediği güzellikte yerleştirir. Yüreğindeki şiir, dilinden dökülür satırlarına. Birlikte yaşadığı insanların dünyası, yaşanan yerler acı ve sevinçleriyle içimizdedir. Onları öyküsüyle dürder çıkarır… Öykülerini okuduğumuz yerde, gelir tüm duyarlığıyla yanımızda olurlar…

             Ankara ve İstanbul

         Tarık, İzmir’den Ankara’ya göçtü bir ara. Orada ağabeyi Faruk Kakınç’ın yanında da eserlerini vermeyi sürdürdü. Edebiyatçılardan geniş bir çevre edindi. Ben de her Ankara’ya gittiğimde Tarık’ın tanıdığı edebiyatımızın ünlüleriyle tanıştım. Günlerinin çoğunu bu kez sinema hakkında eserler okumaya, senaryolar yazmaya ayırdı. Birçok filme imza attı. Yılmaz Güney, Tarık’ın yakıştırmasıyla “Çirkin Kral” oldu.

            13 Kasım 1954’de askerlik günlerinden tanıştığı Mersinli Nermin Tok Hanım’la evlendi. “Dünya İyisi” deyimini  Nermin Hanım için bin kez kullansam anlatamam o melek kadını. Oğlum Barkın Galatasaray Lisesi’nde öğrenciyken bir anne duyarlığıyla oğlumun velisi oldu. Oğlu Zafer’den oğlumu ayırmadı. Yetişmesinde büyük emeği oldu. Ansızın gelen kötü hastalık O’nu 1998’de aramızdan aldı, gözyaşlarımızla bütün meleklerin yanına gitti.

             Şairler Yaprağı günleri

         Tarık, Dinar’da 1954 de yayımlamağa başladığım, 36 sayın süren Şairler Yaprağı dergimin Ankara’dan sürekli yardımcısı oldu. Ataç’ı kızdıran “Ataç Şiirden Anlar mı?” gibi edebiyatımızda ilgi uyandıran anketler düzenledi. Ataç’la aramı bozdu!

            1958’de Ankara’dan İstanbul’a atladı.   Tokatlıyan Pasajı’ndaki “Kurul Kitabevi” İstanbul’da bulunan ve Anadolu’dan gelen edebiyatçı ve sanatçıların uğrak yeri oldu. Eşi Nermin Hanım güler yüzüyle kitapçı dükkânının yönetimini üstlenmişti.

ndrtgrcanağustos (3)

Tarık Dursun K.eşi Nermin Hanım, Nedret Gürcan ve eşi bir toplantıda

              Tarık Dursun, eşi ve oğlu Zafer ile Dinar’da konuğumuz oldular. Birlikte Akdeniz’in güzel kentlerini dolaştık. Tarık için bir kitap yazsam az gelir. O öldü! İki gün oldu, Tarık’ı yattığı yerde düşünemiyorum… O’nun aramızdan ayrılması içimde anlatılmaz bir yara açtı…

             Araştırmacı- yazar dostumuz Turgut Çeviker’in üzerinde iki yıldır çalıştığı ve binden çok mektubun seçmelerinin yapıldığı “Nedret Gürcan’a edebiyatçı mektupları” kitabım için Tarık Dursun K. bir önsöz yazmıştı. Kitap gecikince “Basılacağı zaman haber ver, yazının üzerinde biraz daha çalışacağım” dedi. “Tamam” dedim. Kitabın çok sayfalı kopyasını görmem için Turgut Çeviker bir süre önce dosyayı bana yolladı. Çok özen isteyen bir dosya, gözlerim izin verdikçe üzerinde çalışıyorum.

            O günler Tarık hastaydı, dosyanın geldiğini söyleyemedim; o yazı masasında kaldı.

           1951’de tanıştığımızdan bu yana benim için dostlukların en güzelini sergiledi. Tarık sık sık bana“Hadi Nedret, daha çok yaz, şiir senin un fabrikan gibidir, bütün taneleri öğütür bembeyaz şiir olur;daha çok  yaz!” diye söylendi durdu. Dinar’dan ayrılıp İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentlere yerleşmemi istiyordu. “Ne var şu Dinar’da anlamıyorum” diyordu.

ndrtgrcanağustos (2)

Tarık Dursun K. ile Dinar’da, 1960’lar

         Bir süre sonra Dinar’da konuğum oldu. Aileyi ve çalışma durumumu gördü, fabrikayı gezdi. Onu sokaklarda, parklarda, çarşılarda dolaştırdım. Yakın bir iki köye götürdüm. Elli kadar kişiyle merhabalaştı, konuştu. Akşam, İmren lokantasında içerken “Anladım… Şiir burda daha çok. Sen burda kal!” dedi.

ndrtgrcanağustos (6)

           Son kitabı şimdi elimde. “Öpüldünüz çocuklar!” adını taşıyor. Bakın bana nasıl ithafta bulunmuş: “Çok sevgili ve en son DOSTUM, şair, gezgin, baba ve benim için seksen kusur yaşın sahibi Nedret Gürcan’a,

 

          ACABA KUĞUNUN SON ŞARKISI MI EY NEDRET?”  

***

         Evet; işte.. öyle derin, öyle ince bir yürek… Bu son seslenişti sanki,  beni nasıl vurdu anlatamam. Bu büyük edebiyatçı ölümünü biliyor ve bana gönderdiği son kitabında böyle yazıyordu. Telefon açtım: “Beni ağlattın Tarık, o nasıl sesleniş öyle?” dedim.

         “Evet; öyle…” dedi. Sustu; yutkunarak konuştu, anlayamadım…

***

          Sevgili ve değerli okurlarım; biz edebiyatçılar da ağlarız.

          Sizler de Tarık gibi Nedret gibi dostlar edinin… Ama hep gülün…

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. Hulya Hollanda dedi ki:

    Sevgili yazarimiz ,sairimiz basiniz sagolsun , Allah sizlere saglikli omurler versin .

  2. Raif ÖZTÜRK Raif ÖZTÜRK dedi ki:

    Günümüzde samimi bir dost kaybetmek, servet kaybetmekten daha acıdır,
    Değerli Üstad, dostunuz Tarık Dursun K.’ya Allah rahmetlerinden bol bol versin… Mekanı Cennet olsun… Size ve yakınlarına da sabırlar ihsan etsin… Saygılarımla… Raif ÖZTÜRK

BİR YORUM YAZ

Kişi Doğrulama Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.