UNUTAMADIĞIM İNSANLAR, OLAYLAR VE ANILAR (6)

  • 12 Mart 2016
  • 2.188 kez görüntülendi.
UNUTAMADIĞIM  İNSANLAR, OLAYLAR VE ANILAR (6)

 UNUTAMADIĞIM  İNSANLAR, OLAYLAR VE ANILAR (6)

                                     Op. Dr. Osman Sarar

            “Bir Zamanlar Dinar” başlığı altında yazılarım sürüp giderken Dinar’a her alanda ışık saçan ve bende anıları olan unutulmaz insanları zaman zaman yazmayı, anlatmayı sürdürceğim.

                  O unutulmaz insanları, yaşları uygun olup gören ve bilenlere yeniden hatırlatmak.. ama o yıllarda hem Dinar’da hem dünyada olmayan.. görmeyen, bilmeyen okurlarımın da merakla  izleyeceklerinden kuşkum yok.

               Değerli okurlarım, bu yazımda sizlere bundan 63 yıl önce sağlık konusunda ve sosyal katkılarıyla Dinar’a büyük hizmetleri olan unutulmaz, değerli bir doktoru, Op. Dr. Osman Sarar’ı anlatacağım. Sağlık ve sosyal yönden ışık saçan bir doktordu o…

          Sağlık konusu açılmışken değerli okurlarımın izniyle ve beni bağışlamaları dileğiyle  kendi ameliyatlarımdan da söz edeceğim. Yaşamımdaki bazı önemli noktaları uzak yarınlara not düşmek için yazmak istiyorum. Bir de bundan 68 yıl önce hastaneden yazılmış bir şiirimi de yazımın sonunda okuyacaksınız. Saygılarımla…

             Doktor Osman Sarar’ın konuşması

            O gün, hiç unutmam yağmurlu bir gündü (yıl 1953) Dinar’ın Cumhuriyet meydanında toplanan ilçe halkına Op. Dr. Osman Sarar şunları söylüyordu:

          “Aziz Dinarlılar, Türkiyemizde halı hazırda 16 hususi hastane vardır. Türkiye’de ilk defa bir kaza (Dinar), 17’nci hususi hastaneye kavuşmaktadır. Belediyeye ait bu dört katlı binada arkadaşım Dahiliye Mütehassısı Burdurlu Dr. İsmail Erdem, hemşirelerim ve personolimle sizlere en iyi sağlık hizmetlerini sunacağız.

           Bize yardımcı olan, binanın 600 lira olan kirasını 50 liraya indirerek bize tahsis eden Belediye Başkanımız Ali Rıza Karakaya Bey’e ve hastaneyi bütün birimleriyle kurmamızda ve her hususta bize yardımcı olan değerbilir Dinar halkına müteşekkiriz. Hayırlı olsun…”

***

ndrtgrcnmrt2016 (1)

Osman Sarar’ın açtığı özel hastane. Cumhuriyet meydanında. Deprem bahanesi ile yıktırılan o güzelim bina.

               Ve Türkiye’nin 17’nci özel hastanesi Cumhuriyet Meydanı’nı süsleyen yontma taş mimarili, özgün binalardan fotoğrafını gördüğünüz bu bölümünde binlerce kişinin alkışlarıyla doktorları kutlayarak açılmıştı. (Not: Belediye Başkanı Ali Veziroğlu’nun eseri olan o güzelim binalar deprem sonrası -çok az hasarlı oldukları halde onarılması gerekirken- siyasi kıskançlığın yıkımına uğratılmış ve yerine şimdinin anlamsız, sevimsiz ve estetikten yoksun binalar kondurulmuştu…)

                Belediyenin bu yonma taş özgün binası iki aya yakın süredir hastane olarak hazırlanmaktaydı. Yapılan işleri görmek için sık sık Dr. Osman Bey ve Dr. İsmail Bey yaşadıkları Isparta’dan ve Burdur’dan gelip nöbetleşerek binanın bütün odalarının donanımlı bir hastane olmasını sağladılar. Bir hastanede A’dan Z’ye kadar neler gerekiyorsa yepyeni eşyalar olarak gönderdiler. Boya ve badana işleri, ufak tefek onarımlar hızla yapıldı. Alt kat doktorlar, hemşireler ve idari işler için ayrılmıştı. Üstte iki kat ise hasta ve pansuman odaları ve ameliyathane idi. İlçenin her yerinde açılacak hastane ve doktorlar konuşuluyor, meraklı vatandaşlar hastaneyi geziyorlar, “Ameliyathanesi bile var…” diye konuşuyorlardı.

                Hastanenin en soğuk yeri:                                     

            “Bir hastanenin en soğuk yeri neresidir? diye kime sorsanız sorunuz alacağınız cevap kuşkusuz “ameliyathanesidir” diyecektir. Benim için de öyle:

               Açılışından birkaç gün önce Dr. Osman Bey bana uğradı. “Sana hastaneyi gezdirmek istiyorum, gazeteye vereceğin haberlerle Dinarlıları aydınlatmış olursun” dedi.

              Birlikte bütün katları gezmeye başladık. Gerçekten Dinar’ın çok gerekli ve faydalı bir sağlık ünitesine kavuştuğunu her adımda sevinçle gördüm. Alt katta doktor ve hemşire odaları, üst katlarda hasta odaları. Doktor beyi saygıyla ve sevgiyle kutladım.

                 Üçüncü kata geldiğimizde Cumhuriyet alanına bakan yan yana iki odanın ara duvarının kaldırılıp büyük bir ameliyathane haline getirildiğini gördüm.

                Doktor Bey’e “Ben, ameliyathaneri hastanelerin en soğuk yeri olarak görürüm. Baygın girip uykulu çıktığım ameliyat odaları aynı zamanda benim için yaşam odaları olmuştu. Üç büyük ameliyat geçirdim. Ölümlerden döndüm.

             Ameliyatlarım:

              Dr. Osman Bey şaşırdı ve,

              “Geçirdiğin bu ameliyatları bana anlatmanı isterim” dedi. Anlattım:

             1948 mayısında İzmir’de ortaokul son sınıfındayken sancılı apandisitimin üstüne buz koyulacakken, bilmeyen bakıcının sıcak su torbası koymasıyla apantisitim patladı. Acil olarak Alsancak’taki Ege Özel Hastanesi’ne götürüldüm. Peritonit ameliyatımı hastane sahip ve başhekimi Op. Dr. Adil Bir yaptı. 30 gün yattım.

ndrtgrcnmrt2016 (6)

  • Yazıda İzmir’de geçirdiği birinci peritonit ameliyatından sonra Nedret Gürcan

         O yıl penicelin Türkiye’ye yeni gelmişti. “Seni penicelin kurtardı” dediler.

        Bir yıl kadar geçti, içerdeki iltihap tam temizlenmemiş, sancılarım başladı, 1949 ocak ayında ikinci ameliyat için Isparta Memleket Hastanesi’ne yetiştirildim. Ameliyatımı Op.Dr. Reşat Ayan yaptı. 35 gün yattım. Bir yıl geçmeden yine sancılarım başladı. Babam beni ameliyat için Almanya’ya götürmeğe karar verdi. O yıllarda Dinar’da Mes’ut Bayatlı adında, İsmet Kitişlerin evinde oturan komşumuz, çok sevilen bir doktor vardı. Bize İstanbul’u ve oradaki ünlü cerrah Hazım Bumin’i önerdi.

         1950’de haziran ayında İstanbul’da Gümüşsuyu Cerrahi Kliniğinde son ameliyatımı Op. Dr. Hazım Bumin yaptı. Kırk bir gün hastanede yattım. Bu üç yılda ve üç ameliyatımda çok acılar çektim. Dinar’a geldiğimde 41 kiloydum. Ve artık iki yıldır iyiyim, sancı yok, içerde iltihap falan kalmamış… Çok şükür yeniden yaşama döndüm (1950)

ndrtgrcnmrt2016 (7)

  • Yazıda İstanbul’da geçirdiği üçüncü peritonit ameliyatından sonra hastanenin merdivenlerinde

        Dr. Osman Bey: “Penicelin tedavisi doğru. O doktorları tanıyorum, üçü de çok değerli,özellikle de Alman cerrah Nissen’in öğrencisi ünlü Op.Dr. Hazım Bumin Bey.  

Çok şanslısın…” dedi.

          Ameliyatlara, korku ve acılara alışmıştım ama ameliyat sonrası hemşirelere “su.. su” diye yalvarıyordum, enfeksiyon nedeniyle  su vermiyorlardı. Su rüyaları görüyordum; Dinar’da Santral Park’a gidilen yolun sol köşesindeki çeşmeden eğilip doyasıya su içmeye korkunç bir özlem duyuyordum, bir yudum bile olsa su isteği ameliyat acı ve ağrılarını bana fazla duyurmuyordu…”

            Dr. Osman Bey, “Evet, haklısın ama su işi öyledir. Çok çekmişsin, çok geçmiş olsun, üç yıl geçmiş, şimdi çok iyisin…” dedi.    

 

             (Not: “Bana, sen bu işi iyice uzattın Nedret Gürcan da diyebilirsiniz.

             İzmir, Isparta, İstanbul’da geçirdiğim üç zorlu ameliyatlarımı yazdım. Fotoğraflarını kullandım. Bu ameliyatlarımdan tam 38 yıl sonra bağırsaktan iyi huylu tümör alınması ameliyatım da var. Ankara Tıp Fak. Hastanesi’ndeki bu ameliyatımı Prof. Dr. Erdal Anadol yapmıştı (yıl 1988) . O yıllarda Ankara’da oturmuyorduk, Dinar’daydım, bir büyük sancı ile uyandım ve Dinar’da dahiliye uzmanı Dr. Lütfü Çöplü kontrolunda Ankara’ya yetiştirildim. Doktor oğlum Barkın ve doktor gelinim Fazıla hep yanımda. Ameliyattan sonra iki hafta da orada yattım. Dr. Osman Bey o yıllarda Dinar’dan ayrılmıştı. Bu ameliyatı öğrenemedi)

ndrtgrcnmrt2016 (5)

17 Mart 1956 Nedret Gürcan ve eşi Nuran Hanım’ın düğünleri

ndrtgrcnmrt2016 (2)

Altta Dr. Osman Sarar ve eşi Saadet Hanım, üstte Dinar Kaymakamı Besim Olcay ve eşi Güzin Hanım. 17 Mart 1956 da Nedret Gürcan’ın düğününde

ndrtgrcnmrt2016 (3)

  • Aynı düğünde sağda Dr. Osman Sarar, yanındakiler Dinar Adliye mensupları ve eşleri

ndrtgrcnmrt2016 (4)

  • Aynı düğünde sağda Dr. Osman Sarar, yanındakiler Dinar Adliye mensupları ve eşleri

                Op. Dr. Osman Sarar’la dost olduk:

           Hastane ile büromuzun arası 50-60 metre kadardı. Doktor bey günün yorgunluğunu akşamüstülerde bizim büroda bir çay molası ile giderirdi. Hastaneyi tüm personeli ile çalışırken görmemi istedi. “Korkma amaliyat etmeyeceğim seni gel!” dedi. “Hastane odaları bana soğuk geliyor, yaz günleri bile orada bir ziyarete gitsem üşüyorum” dedim. Gülüştük.

           “En sevdiği yer?”

            “Bazı hastalarımı üşüten o ameliyat odası benim için bütün yapılar içinde en sevdiğim yerdir!” dedi ve kalkıp doktoru kutladım, “Size sevgi ve saygı duyuyorum” dedim.

               Birkaç gün sonra gazeteye söyleşi için hastaneye gittiğimde gördüm:  Alt katta muayene odalarında doktorlara muayeneye gelmiş Dinarlı, Ispartalı, Burdurlu hastalar vardı. Hastanenin Dinar’da açılmasından hem memnun hem de doktorları kaçırdıkları için biraz üzgündüler. Ama doktorlar haftanın bir ya da iki günü o illere de giderek hasta bakıyorlardı.

              Aramızda güzel bir dostluk gelişti. Doktor Osman Bey’den Dinar’da yayımlanan Mücadele gazetesine bir söyleşi için randevu istedim. Memnuniyetle kabul etti. Doktorlar ve Başhemşire Hikmet Hanım da birlikte olmak üzere hastane katlarını dolaşmaya başladık.  Hastanede hemen bütün odalarda ameliyatlı ve dahiliye bölümde de yatan, şifa bulan doktorlara dua eden hastalar gördüm. Yalnız Dinar’dan yatanlar değil; doktorları tanıyan, şifalı ellerine teslim olmak isteyen Isparta’dan, Burdur’dan, civar ilçelerden gelen hastalar da vardı.

        Bir dedikodu:

          Söyleşiye başlamadan önce hastaneyle ilgili ilçede dolaşan bir dedikodan söz ettim:

         *Halkın bir bölümü sizlerin ilçe köylerindeki sık sık vuku bulan cinayetlerde yaralananlar için hastane açtığınızı söylüyorlar. O yaralılar daha çok Isparta hastanelerine götürülüyormuş. Sizler Dinar’da bir hastane açalım yaralılar bize gelsin mi dediniz?

          Dr. Osman Sarar güldü. “Benim de kulağıma kadar geldi. Olur mu hiç? Bir yaralı bize değil, suç makamına, adliyeye aittir. Bir doktor cinayet sonrası işler için hastane açmaz. Ben, gelip geçtikçe Dinar’ı sever olmuştum. Eşim de öyle. Dinar Belediye Başkanı Ali Rıza Karakaya Bey birkaç kez bana geldi ve bu binayı sembolik bir para ile bize kiralayacağını, belediyece her türlü yardım yapacağını…” söyledi.

           “ Nitekim, belediye kendi malı olan belediye binasına yılda 600 lira vergi verirken bizden sadece yılda 50 lira kira alacak. Çok düşündüm ve eşimi de razı ettim. Burdur’daki arkadaşım, meslektaşım Dahiliye Uzmanı İsmail Bey’e de durumu açarak Dinar’a gelmeyi kararlaştırdık. Şimdi, görüyorsunuz ikimiz de, hastalarımız da Dinarlılar da memnunlar” 

             Ve gerçekten öyleydi. Hastaneye her türlü hasta geliyordu. Bir yıl sonra ağabeyim,  Necdet de Dr. Osman Sarar’ın bıçağı altına yatarak başarılı bir fıtık ameliyatı olmuştu.

***

               Söyleşi için karşılıklı oturduk ve ilk sorumu sordum:

              *İki yıldır Dinar’dasınız. Bu süre içinde intibalarınız nedir?

              “Dinar’da bir hastanemin yokluğunu kapatabilmek için geldim ve arkadaşım Dr. İsmail Beyi de razı ettim. Biz, her şahsın gerçek gayesi gibi çalışmak ve istikbal temin  etmek maksadına matuf olan bu gelişimizle her şeyden evvel Dinarlıların buna layık olduğunu öğrenerek geldik.  Dinarlıların sağlıklarına çok önem verdiklerini de burada anladık. İntibamız çok iyidir, bunu söylemek isterim”

           

            *Bulunduğunuz iki yıl bile duyguların oluşması için yeterli. Doktor Bey, Dinarlılar sizi çok sevip sayıyorlar. Sizin ebediyen burada kalmanızı arzu ediyorlar. Ne dersiniz?

            “Dinarlıların sevgisine mahzar olabildiğim için minnettarım. Gayem yapılmakta olan resmi hastanenin başına geçip fakir zengin her sınıf halka elimden gelen sıhhı yardımı yapmaktır”

            *Dinar’ın her hususta hatırı sayılır bir yükseliş yapabilmesini sağlayacak faktörleri kendi görüşünüzle söyleyebilir misiniz?

             “Basit ve değesiz hadiseleri siyasete vurup bu ölçüden görmekle sarfedilen zamanı ortadan kaldırmak ve elbirliğiyle çalışmakla Dinar’a en büyük iyiliği yapmış oluruz”

              *Ameliyatlarınıza girerken ameliyat esnasında ve çıktıktan sonra nasıl bir duygu  ile yaşarsınız? Yorulur musunuz? O durumda nasıl dinlenirsiniz?”

             “En büyüğünden en küçüğüne kadar hastanın izdirabını giderdiğim için sevinç ve mutluluk duyarım, yorgunluk hissetmem”

                  *Hayatınızda sizi üzen ve sevindiren büyük hadiseler nelerdir?

             Oğlu Süleyman’ın kurtuluşu…

            “20 Ekim 1954 günü vuku bulan 5 yaşındaki sevgili oğlum Süleyman’ın hastane penceresinden düşme ve sağ salim kurtulma hadisesi olduğunu düşünebilirsiniz. Bütün Dinarlıarın da  bu hadiseyi düşündüklerini tahmin ediyorum”

 

           *Evet; o gün bütün Dinar Süleyman’ı konuştu. Sevincinizi paylaştık. Beş metreyi aşan bir yükseklikten beton zemine düşmesi ve burnu bile kanamadan kurtulması.. Alllah’ın size ve hepimize büyük lutüflarıdır. Dünyada eşine ender rastlanan bir kurtuluştur. Sizin iyiliklerinizin de karşılığıdır. O günü, o anı ben evimizle çarşı arası yoldayken görmüştüm.  Hastaneye yaklaştığım bir anda çocuğun düşüşünü ve annesi Saadet Hanım’ın çığlık çığlığa çırpınışını hiç unutamam.

               (Not: Dr. Osman Bey, oğlu Süleyman’ın kurtuluşunu Dinar’dan ayrıldıktan sonra da her yıl aynı gün eşiyle birlikte Dinar’a gelerek çocukları Süleyman’ın düştüğü yerde ve hastane önünde kurban kestirdi.  Nitekim, 27 Ekim 1960 tarihli Vatandaş gazetesinde “Süleyman’ın kurbanı için Dr. Osman Sarar Dinar’da” haberi veriliyor)

                * Dünyada hayran olduğunuz kimse kimdir? Niçin?

              “Peniciline’nin mucidir. Bakın, sizin o büyük ameliyatlarınızdan sonra kullanılan bu ilaç yaşam vermiş size. Kendi kaaatimce bu adamın Cennette Hazreti Peygamberin yanında yer alacağını ümit ederim. Hazreti Muhammet, “Dünyada en büyük ibadet hemcislerine yardım etmektir) buyurmuş”

               Doktor Osman Sarar Alan Ladd adlı yakışıklı ünlü aktöre benziyordu

  • Sizi Amerikalı ünlü artist Alan Ladd’e benzetiyorum. Farkında mısınız?

          “Bunu ilk defa sizden duyuyorum. Benim bilhassa artistlerin dünyasıyla ilgim yoktur. Bu sebeble benzetmenizin farkında değilim”

              (Not: verdiği cevabın kaçamak olduğunu yazımın ilerleyişinde anlıyacaksınız)

  •        Başınızdan kaç aşk macerası geçti eşinizden çekinmeden söyleyebilir misiniz?

            “Biliyorsunuz evliyim. Mesudum. Beş yıldan beri eşimle en ufak tartışmamız olmadı. Ama, şimdiye kadar başımdan iki nikah ve üç aşk geçtiğini de söyleyebilirim”

          *Son günlerde konuşulan bir istek. Santral Park’a bir çocuk bahçesi yapılması hakkında ne düşünüyorsunuz?

                “Bu çok isabetli olur. Bu konuda her zaman maddi ve manevi yardma hazırım.”

  •    Bu söyleşiyi son sorumla bitirmek istiyorum. Sizi hastaneden istiyorlar. Bekletmeyelim. Sorum şu: Doktor olmasaydınız ne olmak isterdiniz?

           “Hiç düşünmeden cevap vereyim: Elektrik ve makine mühendisi olmak isterdim. Doktorluğu bir tesadüfle kazandım”

 

*            Dr. Osman Sarar benden söz etti:

             “Bu güzel teşebbüsünüze ve beni ziyaretinize çok minnettarım. Küçük yerlerde güçlüklerle yaşayan gazete veya mecmuaların ömrünün kısa olması beni üzüyor. Ama ben sizin Dinar’da üstlendiğiniz ve faydalı olduğunuz basın işini devam ettireceğinizi düşünüyorum. Sizi yakından tanıdım. İnsan sevginiz yüksek, Dinar’ı da aynı sevgiyle yaşıyorsunuz, yolunuz açık olsun.. (Söyleşi: 7 Mart 1955 günlü Mücadele gazetesinde)

             Ameliyat masasından nikah masasına!..

Değerli doktorumuz Osman Bey Dinar’a geldiği günlerde beraberinde bir de dedikodu getirdi. Isparta’da yakışıklı doktorla evlenebilmek için eşi Saadet Hanım bir çare bulmuş: Doktora apandisit ameliyatı olacak ve apandisit onlara evlilik yolunu açacaktı. Nitekim öyle olmuş. Doktorun eşi Saadet Hanım kocası Osman beyi ameliyat masasından nikah masasına götürmüş!..

               Saadet hanımdan önce doktorun başından üç aşk serüveni geçmiş. Birkaç evlenme teklifi falan almış. Bunları bana bir münasebetle bir sohbette bana söylemişti. Dördüncüsü de tanıdığımız eşi Saadet Hanım olmuş. Ameliyat sonrası aralarında derin bir aşk başlamış. Doktor yakışıklı ama sevdiği kadın Saadet Hanım da -fotoğrafında görüyorsunuz- Tanrı aşkına güzel mi güzel… Uzun boylu, bakımlı, esprili ve havalı. Kocasını da çok kıskanırmış… Bir çocukları oluyor. Oğlu Süleyman. Süleyman’ın pencereden düşme öyküsünü de anlattım. Mucizeyle kurtulmuştu…

                Doktorla konuşmalarımızı benim hastanede kendisiyle söyleşi yaptığımı hemşire hanımlar Saadet Hanım’a duyurmuşlar. Hastanenin giriş katındaki doktorlar odasında konuşurken  eşi Saadet Hanım güzel bir kahkaha ve selamla yanımıza geldi. Çok süslüydü. Kalkıp saygıyla karşıladık. “Gezmeye gidiyordum, onun için süslendim” dedi. Doktor güldü, “yalan, şimdi bize görünmek için süslendi

               Gezmeğe giden Saadet Hanım bir saatten fazla yanımızda kaldı. Oturduk önce sevdikleri Dinar’dan bahsettik. Hastanenin beklediklerinin üstünde iş yaptığı konuşuldu. Şundan bundan derken, nicedir doktora söylemek istediğimi hazır eşi de yanımızda iken söyledim:

  • Doktor Bey, ben sizi Amerikalı ünlü aktör Alan Ladd’e benzetiyorum. Buna bazı arkadaşlarımızda katılıyorlar. Saadet Hanım bu benzetmeyi duyunca “acaba” diyen bir gözle kocasına bakmaya başladı.

  • Yok canım” dedi. Beni de bazı artistlere benzetiyorlar ama değil.. Sonra “Aman efendim, neye benzerse benzesin, onu ben benzetmişim bir kere, artık bundan sonra ondan ne köy olur, ne kasaba!” dedi ve bir kahkaha patlattı.

 

           Mücadele gazetesindeki söyleşimiz uzun hepsini buraya almadım. Ama.. doktorla başımızdan geçen bizi mahkum edecek bir olaydan söz edeceğim.

             Türkiye’de lamba ışığı altında ilk kalp ameliyatı:

             Günlerden bir gün bana telefon etti: “Gürcan hemen gel, tam gazetelik bir haber var sana” dedi. Akşam vakti. Dinar’ın ışıkları yanmış. Her yer ışıl ışıl. Eşime doktor bey beni çağırıyor, “Fazla kalmam hemen gelirim” dedim. Hastaneye yürüdüm.

               Bir telaş hastane kapısında. Öğrendim. Dinar’ın bir köyünden ağır yaralı bir delikanlı getirmişler. Aynı köyden bir düşmanı o delikanlıyı tam kalbinden öldüresiye bıçaklamış. Kan kaybediyor. Ameliyathane hızla hazırlanmış. Doktor beni o sevmediğim ama yaşamıma borçlu olduğum ameliyathane kapısından aldı. Ameliyat giysileri üzerinde. İki hemşire de öyle. El yıkamalar falan. Bir sessizlik: sanki dünyanın bütün sesleri durmuş, bir hazırlık, üçü de masada yatan delikanlıyı hazırlıyorlar. Bir kenara çekildim. Ameliyat olacak delikanlı kadar heyecanlıyım…

           Dünyada hiç olmayan ya da çok az olan bir olay tuttu.. en, en, en gerekli olduğu bir anda ve durumda ve saatte bizi, yani doktorla yanındaki hemşireleri ve inleyen ameliyat edilecek yerde, ameliyat masasında yaralıyı buldu:

        Kış günüydü. Fırtına öylesine. Yılda, çok kötü havalarda elektrik kesildiğini biliyoruz. Ama… tam ameliyat başlayacakken, hasta can çekişirken, doktor ve yardımcıları bir ağızdan “çabuk lüks, çabuk lamba” diye bağrış içindelerken ameliyat odası oldu bir zindan. Belki biraz Cumhuriyet meydanının üstündeki o güzel ay ışığı, hani bir tutam da olsa camlara vuruyor ya ne fayda? “Işık! Işık! Işık!” diye yırtındık!

***

             Merak etmeyin değerli okurum. “Peki ama ne oldu?” sorusu bu anda, böyle bir anda çıkar ortaya. O soğukkanlı Op. Dr. Osman Sarar iki lüks bir lamba ışığı altında, masadaki bıçaklanmiş delikanlının ameliyatı yaptı, dikişler atıldı. Alnındaki ter damlacıklarını silerken hemşire çığlık attı: “Ah! elektrikler geldi…” Bu süre yirmi dakika sürdü. Ama bana, ameliyat odasının bir köşesindeki dar koltukta saaatler kadar, gün gibi geldi. Doktorla yerdımcılarına  hiç kuşkusuz bin saat gibi gelmiştir…

              Hasta ameliyat odasının karşısındaki küçük odaya alındıktan saatler sonra ayılmış. “Yaşıyor muyum?” diye sormuş. “İyi ol, sonra anlatırız” demişler.

               Haber gazetelerde yayımlandı, yalan haber diye bir müfettiş geldi

            Kalp ameliyatından sonra doktordan izin isteyip gece yarısı eve döndüm.  Doktor Bey, “Gazetelere haber vermeyi unutmazsın değil mi?” dedi. “Unutmam” dedim. Ve evde telefonun başına geçip Milliyet, Yeni Gün, Hürriyet, Yeni Gazete, Tercüman ve Tanin gazetelerine

           “Dinar’da lamba ışığı altında kalp ameliyatı yapıldı”

başlıklı haberimi geçtim.

            Ertesi gün sayfaları bağlamayan birkaç gazetede haber birinci sayfada kocaman harflerle yayımlandı. Evet ama, Türkiye’nin büyük illerinde bile yapılamayan kalp ameliyatı üstelik lamba ışığı altında bir ilçede nasıl yapıldı? Bu haber asparagas bir haber olmasın? Halkı kandırmaktır bu… diye üzerimize müfettiş saldılar.

           Neyse uzatmıyorum. İki gün sonra Afyon’dan Sağlık Müdürü Mehmet Devletkuşu’nun gönderdiği müfettiş beni ve doktoru sorguya aldı. Doktor bey durumu anlattı. Müfettiş bey hastaneye gidip ameliyatlı hastanın durumunu da gördü, hastayla konuştu. Yalan değil ama yanlış haberden mahkemeye verilmekten kurtulduk.

***

             “Gel seninle ilçeye bir şehir kulübü açalım”

            Dr. Osman Bey, bir süre sonra bana geldi ve “Gürcan, gel seninle ilçeye bir şehir kulübü açalım” dedi. “Çoğumuz iş bitiminde evlerde oturuyor ya da aileler toplanıp yirmi bir, açık poker gibi oyunlar oynuyoruz”

            “Tamam, ama eve, eşime bir danışayım da öyle” dedim. Eşim, işin mi yok senin kalp ameliyatı günlerinde içeri tıkacaklar diye neredeyse kalp krizi geçirecektin.. Maşaallah her gün yeni bir müjde (!) ile geliyorsun eve, olmaz!” dedi.

              Ertesi sabah doktora durumu anlattım. “Sen bana bırak” dedi.

Doktorun eşi Saadet Hanım ertesi gün eşime ziyarete geldi. Bir saat falan görüştüler. Akşam yemeğinde eşim durumu anlattı. Şehir kulübünün aile toplantıları için en uygun yer olduğunu bulunduğu yerlerdeki örnekleriyle eşime anlatmış.

              Eşim, “Saadet Hanımın anlattıkları benim için geçerli değil. Eğer kulüp açılırsa biz hanımlar da gelmek şartıyla “peki” dedim. Eşime, “Olur mu burası İzmir’in Kordon Boyu mu? Bizi tefe koyup çalarlar, karıları da poker oynuyor falan diye konuşulur ufak yerde” diyerek hanımların kulübe gelme işine engel oldum.

               Günler geçti. Kulüp belediye binasının kullanılmayaan bir bölümünde törenle açıldı. Doktor başkan ben yardımcısı oldum. Kulüp açıldı, millet açlık içindeymiş meğer. Arif adında kulüpte işletmeci iyi bir kişiyi de yanımıza aldık.

            O akşam yine Op. Dr. Osman Sarar bey bu kez kulüp salonunda biriken adliyeciler, bankacılar, öğretmenler, çeşitli dairelerin müdürleri ve halktan kişilerle açılan kulüpte güzel bir konuşma yaptı. Ve,

           Dinarlıların oyun susuzluğunu gideren kulüp açıldı, serüvenlerle ilçenin saat on yediden sonra uğranılan ve de sabaha karşı eve gidilen bir yer oldu!..

             Bu serüvenleri ve “Bir zamanlar Dinar” başlıklı öbür yazılarımı da izninizle sonraki yazılarımda anlatacağım.

*****

                 (Ama bir koşulum var: Ben bu Dr. Osman Sarar yazısını yazmaya başlayalı bir ayı geçti. Bir ay süreyle yazıyı Belediyemizin Web Sitesi’nde bir süredir uygulanan -dönme dolaptan belki vazgeçerler diye- askıya aldım, yazmadım. Tamamlanması da 10 mart 2016 günü oldu. Belediye Web Sitesi’ndeki uygulamayı yapan değerli arkadaşlarımız (dönme dolabı onlara kim uygun gördüyse) bir süredir bir yeniliğe (!) daha imzalarını attılar: “Yazarlar” bölümündeki beş kişiyi dönme dolaba koyup döndürüyorlar. Onları bilmem, özellikle benim başım çok dönüyor, İzmir Fuarı’nda bir zamanlar, bilmeden bir kez dönme dolaba bindim, dolap döndükçe aşağıda isem insanları büyük, yukarda isem küçük görmeye (!) başladım ve bir daha da dönme dolaba binmedim.

             Dünyada böyle bir şey yok, olmaz… Eğer, bunda israr edilirse bendeniz bu yazıyla çok özür dileyerek değerli okuyucularıma özür dileyerek veda edeceğim)

*****

             1948 yılında, yani 68 yıl önce Isparta Devlet Hastanesi’nde yatarken yazdığım şiir:

HASTANEDEN

Emin efendi veremli

Yazık, ölecek belli.

İbrahimin ayağı kesildi

Ayağını düşünür zavallı.

Mustafa fıtıktan ameliyatlı

Şimdi taburcu

Kapıya bakıyor.

Ve yatak komşum Düzceli Rifat

Bazı bazı of çeker

N’olacak derdi benim halim

Seninki kanserdi rahmetli

Aldı götürdü…

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 5 YORUM
  1. Raif ÖZTÜRK Raif ÖZTÜRK dedi ki:

    Değerli Üstat, gönlüne ve kalemine sağlık.. Bir şeyler yazmak istiyorum, 20 gündür sağ kol ve omzumda sıkıntım var, Bilgisayarı kullanamıyorum. Size sağlıklar diliyor, yeni yazılarınızı dört gözle bekliyorum. Saygılarımla..

  2. Mustafa TURHAN dedi ki:

    Nedret Bey Merhaba

    Öncelikle Sağlıklı bir ömür diliyorum size. Anlattıklarınız ,hatırladıklarınız ve o anları taçlandıran resimler Her Dinarlı için paha biçilemez bir hatıradır. Roman tadında Anlatımınızla bizleri o günlere götürüyorsunuz. Bizde hasret ve mutlulukla yazılarınızı ve resimleri kafamızda canlandırmaya çalışıyoruz. Allah sizlere Sağlık versin Lütfen yazmaya ve Resimlerle Eski Fakir ama Mutlu , Kültürlü Dinarımızı Anlatmaya devam edin.
    Saygılar Sunuyorum.
    Mustafa TURHAN
    Antalya

  3. Hulya Hollanda dedi ki:

    Anilar ,resimler , siiriniz , Dinarimiz ,siz ve dostlariniz bize huzur veriyor her bir cumleniz cok degerli . Tesekkurler . Selamlar olsun !

  4. Cengiz Tekekaya dedi ki:

    Elinizdeki hazineyi ve Us’unuzdaki Dinar anılarını paylaşmanız bize ilaç gibi geliyor.Lütfen Dinar resimlerini ve anılarınızı paylaşmaya devam edin.Sağlıklı günler dileğiyle.Dinar’dan selamlar.Em.Maliyeci Cengiz Tekekaya.

  5. HİLMİ ÇALIŞKAN HİLMİ ÇALIŞKAN dedi ki:

    Nedret abi, osman Sararın Dinarda hastane açtığını hiç kimse bilmiyor, senin bu yazından sonra herkes hayret diyecek, siz canlı bir tarihsiniz, Belediye başkanımız Saffet Acar Tarihe,kültüre çok önem veren bir belediye başkanı, Saffet Acar döneminde siz Dinarda olmuş olsaydınız Dinarda çok şeylerin değişeceğine inanıyordum.Belkide Dinar bırakın ülkemiz Türkiyeyi Dünyaya tanıtacak gelişmeler olacaktı ama ne yapalım sizlerin varlığı,sağlığı her şeyin üstündedir. Sevgi ve saygılarımla.Hilmi ÇALIŞKAN…

BİR YORUM YAZ

Kişi Doğrulama Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.