UNUTAMADIĞIM OLAYLAR, İNSANLAR VE ANILAR: (7)

  • 13 Nisan 2016
  • 1.494 kez görüntülendi.
UNUTAMADIĞIM  OLAYLAR, İNSANLAR VE ANILAR: (7)

    UNUTAMADIĞIM  OLAYLAR, İNSANLAR VE ANILAR: (7)

                    

ÖNCE  KİTAP SOHBETİ, SONRA DOKTORLARIMIZ VE YÖRÜK DOKTOR!

         Bundan önceki yazımda anlattığım.. 1950’lili yıllarda Dinar’da Türkiye’nin 17’nci özel hastanesini açarak sağlık ve sosyal konularında unutulmaz hizmetleri olan Op. Dr. Osman Sarar’la ilgili yazımın büyük ilgi gördüğünü bana gelen telefon, e-posta ve “yorum” lardan öğrenmiş oldum. Bu ilgiye teşekkürlerimi sunuyorum.

         Değerli okuyucularım benden Op. Dr. Osman Sarar’la birlikte Dinar’da sağlık görevi yapmış tanıdığım doktorları yazmamı istiyorlar. Gönül istiyor ki en azından bana ben doğmadan, çocukluk yıllarımda anlatılan, ilk gençlik ve sonrası yıllarda tanıdığım, çoğuyla aile dostlukları kurduğumuz, unutamadığım doktorları anlatarak.. onları önce Belediye Web Sitesi’nde yazmak ve bu bilgileri Dinar’ın ilgili tarih sayfalarında bulundurmak isterim.

          Peki, o bilgileri nasıl elde ediyorum:

          Sevgili Dinarlılarla Dinar’da çeşitli görevlerde bulunan Bir Zamanlar Dinar başlıklı yazılarımı merakla izleyenlere daha çok olaylar, insanlar ve anılar iletmeye, anlatmaya  çalışacağım. Birçok okurum zaman zaman bana yıllar öncesinden yazılarıma koyduğum fotoğraflarla bunca geçmiş zaman bilgilerini nasıl elde ettiğimi de soruyorlar. Önce şunu söylemeliyim. Biraz kendimden ve ailemden söz edeceğim yazılarımı ancak bu bilgiler ışığında sürdürebilirim.

Unutamadığım olaylar İnsanlar ve anılar7bolum (1)

  • 1948 yılında 17 yaşımdayken İzmir Anadolu gazetesinin şiir ve sanat sayfasında yayımlanan ilk şiirim: Dinar İçin

             Ben 1948 yılında, yani on yedi yaşımda ilk şiiri İzmir’in Anadolu gazetesinde yayımlanan biriyim. Ve şiirin adı da Dinar’dı.  İlkokulda ise okulun seçtiği şiir okuyan öğrenciydim. Cumhuriyet ve 23 Nisan bayramlarında Dinar Cumhuriyet Meydanı’nda kürsüye çıkar şiir okurdum. O yıllardan kalma bir etki ve hevesle daha ilkokulda Yavru Türk ve Çocuk Sesi adlı mecmualara abone olmuştum. Heyecanla postayı beklerdim.

             Ortaokul yıllarımda bu ilgi arttı ve Türkçe öğretmenlerimin de heveslendirmeleriyle kendimi edebiyata verdim. Daha o yıllarda Varlık dergisi okuru oldum. Türkiye’nin ünlü yazar ve şairlerini izlemeye başladım. Oktay Rifat, Melih Cevdet, Orhan Veli, Cahit Sıtkı Tarancı sevdiğim şairlerim oldular.

            Okul kitaplığında yerli ve yabancı yazarların kitaplarıyla ve Cengiz Tuncer, Cengiz Yörük, sonradan da Tarık Dursun K. gibi ünlü edebiyatçılarla dostluk kurdum. İzmir gibi bir kentte bir taşra çocuğu olarak bu arkadaşlarımla İzmir’in ünlü dergisi Kervan’ı çıkardık.

Unutamadığım olaylar İnsanlar ve anılar7bolum (2)

  • 1951 yılında edebiyatçı arkadaşlardan Cengiz Tuncer ve Tarık Dursun K. ile yayımladığımız Kervan dergisinin kapağı

          Kitaplar.. kitaplar ve resimle ilgili çalışmalarım

          Kitap öykülerim çok uzun. Ben ortaokuldan sonra ameliyatlarım nedeniyle okuyamadım. Ama Dinar’a evime döndüğüm zaman bir yandan fabrikamızın yönetimiyle ve üretimiyle, bir yandan da anlatılmaz bir hırs ve sevdayla Ankara’dan Milli Eğitim Yayınları’nın yerli ve yabancı ağırlıklı kitaplarını  ve de İstanbul’daki büyük kitapevlerinden tanınmış Türk yazarların kitaplarını getirttim… Her okuduğum kitaptan sonra ikincisi elimdeydi… Önce onlarca, sonra binlerce kitabım oldu. Evimizin üç odası kitaplarla biz erkek üç kardeşin üç okulu gibiydi… Üç çocuğum da hatta beş torunum da o kitapları, özellikle Varlık Çocuk Kitaplarını  okuyarak büyüdüler; yetişmelerine bu kitapların çok faydası oldu, şimdi hepsi de kültür sahibi olarak en iyi yerlerde bulunuyorlar.

          Ağabeyim Necdet ve kardeşim Yavuz da benim kitaplarla dostluk hızıma hız kattılar.

          O yıllarda resimle de ilgilendim. Dinar şiirimin üstündeki resim, Dinar’da konuğum olduğu 1956 yılında yaptığım Aşık Veysel’in resmi. 1948’de bir kazada kaybettiğim çok sevgili bir öğretmenimin ölümünden sonra hayalen çizdiğim resmi. O yıllarda birçok sanat-edebiyat dergisine desenler çizdim. Öğretmenimin ölümü beni çok etkilemişti O’nun ölümünden sonra resim yapmak için bir daha elime kalem almadım…

           Kızım ve iki oğlum da resimle ilgililer. Beş torunumdan öğrenimini Cambridge’de sürdürüp başarıyla üniversiteyi bitiren Karya da resim yapmakta ve taktirnameler almaktadır. Hollanda İngiliz Okulları Genel Md. Martin Coles, bir sergiden sonra yazıyla Karya’yı kutlamıştır.

           Uzatmıyorum… Yıllar böyle, çocukluktan başlayarak okumakla yazmakla geçti. Ayrıca elli yıldır günlük tutmaktayım. Ve sıkı bir saklayıcıyım. Dinar’da Şairler Yaprağı dergimi çıkardığım 1954-1957 yıllarında bana Türkiye’nin ünlü edebiyatçılarından gelen 1580 mektubun bir tanesini bile yırtmadım, onları bir gün yayımlamak aklımdan bile geçmedi. Ama, o mektupların dokunulmaz olduğunu gün, hafta, ay ve yıl geçtikçe anladım… Zarflarından çıkarırken bile bir kenarı yırtılmasın diye özen gösterdim. Tümünü bürodaki çelik dolaplarda sakladım. Binlerce belgeleri, fotoğrafları, ilgili dergi ve gazeteleri de… Korkunç bir yığılma oldu…

Unutamadığım olaylar İnsanlar ve anılar7bolum (3)

1954-1957 yıllarında Dinar’da yayımladığım Türkiyenin İlk Şiir dergisi Şairler Yaprağı’nın (kapak resmi Nedret Gürcan çizimi) kapağı

             Gelecek ay yayımını bekliyorum.. 1580 edebiyatçı mektuplarından yaptığım seçmeler ve fotoğraflarla “Nedret Gürcan’a Edebiyatçı Mektupları” adıyla bir kitabım çıkacak. Bu da değer verdiğim, sakladığım ne varsa onların bana ve Türk edebiyatına armağanı olacak…

              Dinar depreminden sonra bahçeli çok katlı özgün mimarili binalarımızı sattık. Ailemizde herkes kendi dairesini boşalttı. Odalardaki binlerce kitap, dergi, gazete saklanması gereken değerlerdi bizler için. Kitaplığımda fazla olan 1890 kitabımı Dinar Halk Kitaplığı’na armağan ettim. Yıllar yılı şiir ve yazılarımın yayımlandığı edebiyat dergilerini Ankara’daki evime götürdüm. Fazlasını da  İstanbul’daki sahaf arkadaşlara gönderdim. Sakın para falan aldığım sanılmasın. Başka ellere de geçsin, okunsun istedim.

           Yıllar sonra Dinar Halk kitaplığı kapandı. Ankara’daydım. Kitaplarımı Dinar Anadolu Öğretmen Lisesi’ne armağan etmemi sevgili kardeşim Turan Çekinir salık verdi. Kitaplarım şimdi adıma yaptırılan kitaplıkta sevgili öğrencilerin oldu…

       Fotoğrafta gördüğünüz

         Ankara’daki daireye de Dinar’da tek tek seçtiğim, edebiyatçılardan binlerce imzalı kitaplarla, zaman içinde yeniden okuyacaklarım ile okumadığım ünlü yazarların kitaplarını getirip fotoğrafta gördüğünüz üç duvarı kitaplıklı bir büyük odayı çalışma odası yaptım. Şu anda da orada bilgisayar tuşlarının üstünde bu yazıyı yazmaktayım.

Unutamadığım olaylar İnsanlar ve anılar7bolum (4)

Unutamadığım olaylar İnsanlar ve anılar7bolum (5)

Unutamadığım olaylar İnsanlar ve anılar7bolum (6)

Unutamadığım olaylar İnsanlar ve anılar7bolum (7)

Unutamadığım olaylar İnsanlar ve anılar7bolum (8)

Unutamadığım olaylar İnsanlar ve anılar7bolum (9)

Unutamadığım olaylar İnsanlar ve anılar7bolum (10)

  • Ankara’da evimde çalışma odamdaki kitaplıklardan çeşitli görünümler (7 resim)

            İşte, Dinar’da biriken, Ankara’ya taşıdığım bu benim için büyük servet kitaplar, dergiler, fotoğraflar yanımda. İşte, “Bir Zamanlar Dinar” başlıklı yazılarım yıllar boyunca mücevher gibi sakladıklarımdan ve yeniden doğuyor!

           Ağabeyim de kitaplarını Ankara’daki evlerine taşıdı. Fabrikamızın markalı temiz un çuvallarına konan, Ankara dönüşümde Dinar Halk Kitaplığı’na armağan edilmek üzere boş dairede bekletilen rahmetli kardeşim Yavuz’un kitaplarına ne oldu peki?

Unutamadığım olaylar İnsanlar ve anılar7bolum (11)

Dinar’daki büromuzdaki kitaplıktan birinin görünümü

           Dinar’da ilk doktor ve sonrakiler:

           Örneğin, Benim Sevgili Taşram adlı kitabımda Dinar’ın ilk doktoru olduğunu öğrendiğim, ama daha ben doğmadan (1931), Dinar’a sağlık yönünden 1920 ve 1930’lu yıllarda hizmetlerde bulunan Acem Doktor’dan çocukluğumda evimizde çok söz edilirdi:

Unutamadığım olaylar İnsanlar ve anılar7bolum (12)

  • Bu fotoğrafı birkaç defadır yayımlıyorum. İşte, sevgili Dinar’ın en simge caddelerinden birisi, belki de birincisi. 1950’lili yıllarda soldaki sundurmanın yanındaki Vehbi Kitiş’lerin evinde bir ara Dr. Mes’ut Bayatlı ailesi oturmuştu. Bu cadde artık düşlerde kaldı, şimdi bir sırada belediye binaları ve karşı sırada Gürcanların sattığı bölümde o güzel bina artık yok, yerlerinde yeller esiyor!

               Annemin sırtında çıkan şirpence adlı (şarbon hastalığı) tehlikeli olabilecek bir çıbanı ameliyatla iyileştirip sağlığına kavuşturan Acem doktor -dualar ederek- anlatılırdı. Kitabımda zamanın öğretmeni büyük yengem Zehra Gürcan’dan da bu Acem doktorun Rum eşi Eleni hanımın Dinar’a sosyal yaşam bakımından büyük katkılar sağladığını, özellikle genç hanımların eğitimi, giyimi, süsleri, halk arasında rahat, faydalı bir yaşamı sağlamak için uğraştığını da belirtmiştim.

Unutamadığım olaylar İnsanlar ve anılar7bolum (13)

  • Dinar’ın unutulmaz simalarından Dr. İbrahim Demirelli, kucağında oğlu Memet, yanında Nedret Gürcan’ın amcası Mehmet Gürcan

            Dinar’da hastanede ve serbest doktorlarımızdan kimleri yazmaya başlamalıyım diye çok düşündüm. Dr. İbrahim Demirelli ile başlamak istedim. Uluborlu’dan Dinar’a geldiği 1961 yılından 1995 deprem sonrası İstanbul’a ayrılıncaya dek anlatılmaz bir dostluğumuz oldu. Kalabalık ailemizde çocuklardan büyüklerin hastalıklarıyla ilgilendi. Hiç unutamayacağım bir dostluk babamın için Alanya’da tatildeyken kalkıp Dinar’a gelmesi ve babamın rahatsızlığını bir ders gibi bellemesi, tedavisi, sağlığına kavuşturmasıdır.

           İkinci sıraya Dr. Mes’ut Bayatlı’yı yazıyorum. Komşumuzdu ve hem dostumuz hem doktorumuzdu. 1940’lı yıllar. İlk adı Uray, sonra Santral Caddesi, şimdi de “Şair Nedret Gürcan Caddesi” üzerindeki Kitişler ailesinin Bozoklu ailesinin bahçesine bitişik havuzlu evlerinde (Dinar’ın simgeleri o evlerin tümü yıkıldı, yerine sevimsiz belediye binaları kondu!) oturuyorlardı. Eşi Sabahat Hanım. Küçük oğlunun adını hatırlayamadım. Vehbi Kitiş amca o yıllar ailecek İzmir’e göçmüştü, İzmir’de yine Dinar’dan İzmir’e göçen Mestan Atakulu amca ile ortak toptan hububat işi yapacaktı. Vehbi Amca İzmir’e alışamamış, birkaç yıl sonra Dinar’a dönmüştü. Giderken Dr. Mes’ut Bayatlı Bey’e evlerini kiraya vermişlerdi.

Unutamadığım olaylar İnsanlar ve anılar7bolum (14)

Dinar’da hastanede uzun süre doktorluk yapan Himmet Yeşilova ve eşi Zerrin Hanım ve çocukları Alp ve Sema. Dr. Nilay Göncü ve Nedret Gürcan’ın eşi Nuran Hanım Kuşadası’nda yazlıkta.

           İşte doktorlar:

             Atasağun Eczanesi sahibi Ali Yakup Bey’in oğlu Dr. M. Mes’ut Atasağun, Ali Tatçı, Mustata Cengiz, Hasip Dayıoğlu, Ali Eren, Himmet Yeşilova, Abdürrahim Türkücü, Lütfü Çöplü ve eşi Nilay Çöplü, Selim Balkanlı, Turan Aydemir, Cihat Ceyhun.

             Yaşayanları saygıyla, hayatta olmayanları rahmetle anıyorum.

Dinar’da görev yapan başka doktorlar da var kuşkusuz. Onları anımsayamadığım için lütfen beni bağışlasınlar. Ayrıca, bu yazımda Dinar’da değil yurdun çeşitli kentlerinde de Dinarlı doktorlarımız da var, ben burada onları değil Dinar’da görev yapan doktorları yazdım.  Örneğin benim oğlum doktor op. Osman Barkın Gürcan, sürekli Ankara’da. Yine büyük amcamın oğlu Dr. Yarbay (rahmetli) Orhan Gürcan. (Filiz Akın’ın doktoruydu), Gazi Yaşargil’in asistanı Tok ailesinden Sabahattin Tok.

             Not: Adlarını yazdığım bu değerli doktorlarımızdan çoğunun fotoğrafları yok. Ben ancak bende bulunan iki doktorumuzun fotoğrafını koyabiliyorum. Hepsinden özür dilerim.

            ŞİMDİ…

        bütün bu değerli doktorlarımızdan sonra Dinar’da 55 yıl önce doktorluk (!) yapan

 adı “Yörük Doktor”a çıkmış bu doktoru (!) anlatan yazım Dinar’da 55 yıl önce yayımladığım Vatandaş adlı gazetemin 15 Ağustos 1961 günlü 45. sayısından aynen alınmıştır. Çok uzun yazının yalnızca Yörük Doktor’a (!) ayrılmış bölümünü kısaltarak okurlarıma sunuyorum:   

                                    YÖRÜK DOKTOR (!) UN ÖYKÜSÜ

 

            1961 Türkiye’sinde bile bazı olaylar öylesine feci… ki… Şaşırmamak, kızmamak ve “eyvahlar olsun!” diye yanmamak elde değil. Her fırsatta “akıllı, şuurlu, olgun” bir millet olduğumuzu tekrarlarız. Milletimizin öz yapısında bulunan erdemleri, kafa çapımıza, davranışlarımıza bakmadan her böbürlenme yarışında kendimizden başkasına kaptırmayız. Sonra da kalkar iki asır öncesi zihniyetine esir oluruz.

               Ne var bizde? Bir çoğumuza hala iyiyi, güzeli, ileriliği anlatarak mı yıllarımızı geçireceğiz? Bir azınlığımızın Batı özentisi, Batı dedikodusunu dinlemekle mi vakit tüketeceğiz? Uygarlığın mutlu elleri ne zaman kapılarımızı çalacak ve o her girdiği yeri ışıldatan aydınlığı ile tepeden tırnağa kadar bizleri kışık kıyafete, olgunluğa, şuura bürüyecek? Bir çoğumuz bütün didinmelere rağmen yerimizde sayıyoruz.

(…)

             Geçtiğimiz günler içinde kazamızın yakın köylerinin birinin eteklerine 30 çadır, 100 deve ve birkaç yüz sürü ile bir Yörük kafilesi geldi. Anadolu yaylarında daha çok yaz günleri görülen göçlerden ayrı özellik taşıyan bu kafilenin bütün geçimini aralarındaki uyduruk bir doktor (!) sağlamaktadır. Hem de önemli ve nazik bir konuda, cür’etle, ayrıca akılları durduracak korkunç bir organizasyonla.

             Uydurma doktor kafilenin reisidir. İhtiyar, çelimsiz, bitkin ve basit. Elif’i görse mertek sanan bir cahil. Kendini sayısız köy ve kasabalarda “doktor” diye sata sata bizim kasabamızın kıyıcığında bir yere kadar ulaşmış. Bütün tıp bilgisi (!) nane suyunun karın ağrısına ya da ishale iyi geldiğini, hepimizin büyükanneleri gibi bilip, söylemekten öte geçmeyen –sözüm ona- bu uyduruk doktor bir padişah haşmetiyle köylere girer girmez, adamları eliyle reklamını yaptırır.

               Bir fısıltı, köy köy, dağ dağ, ova ova, harman harman bu ihtiyarın namını, şöhretini söyleşir.

              Daha ilk günden uydurma doktor için kurulan çadır önünde bir hastalar kuyruğu uzar gider. Sanki tüm köyler, hatta kasabalı birden hasta oluvermiştir. İlginin bu türlüsü, müşterinin bunca safı da her doktora nasip olmaz.

            Çamaşır kazınında üretilen ilaçlar!

             İstanbul’da Ekrem Şerif, Kazım İsmailler’den (not: o yılların ünlü doktorları) daha kolay randevu alırsınız da Yörük doktordan alamazsınız. Yörük doktorun çarıklı protokolcuları işi düzenine katarlar. Düzen de şu: Doktor (!) hastaya çadırda kimsenin bulunmadığı yerde ve zamanda bakar. Muayeneden para almaz. Muayene olan hasta, dışarda doktorun yardımcısına adını yazdırır. O yardımcı her hastadan bir şişe ister. Şişeyi getirenle getirmeyen onlar için önemli değildir. Getirmeyene orada bulunan şişelerden verilir. Üstüne bir etiket yapıştırılır.  Ve, hastaya “Yarın gel, ilacını al” denilir.

             Ertesi gün bir yandan da diğer çadırda doktorun gelini tarafından daha önce muayene edilmiş ve geceleyin ilaçları hazırlanmış hastaların ilaç şişeleri  2,5 ile 10-15 lira ücret karşılığı hastaya verilir. Bu ilaçlar, gündüz yörük kafilesinin pis çamaşırlarının kaynadığı kazanlarda, geceleyin el etek çekildikten sonra dağlardan yolunan zararsız otların aynı kazanlarda kaynatılmasından elde edilmiştir. Ve şişelere rastgele doldurulmuştur.

            Bir doktorda bulunması gereken dinleme aleti, şırıngası, tansiyon ölçer aleti, reçetesi bulunmayan Yörük doktor(!)un teşhisleri de dörde ayrılmış, kadın, erkek kim olursa ve sızısı ne olursa olsun şöyle elini üzerinde bir gezdiriyor ve şıp diye hastalığı söylüyor: Basur, romatizma, kara yel vs. Akşama kadar ben diyeyim 100, siz daha çok deyin bölük bölük hasta geçiyor elinden.

            Tam 20 gün yalnız köylerden değil kasabamızdan bile binlerce kişinin otomobil, fayton, atlı arabalarla taşındığı bu uyduruk doktorun servetini bilmek imkansızdır.

           İki hafta sonra emniyetin haberi olunca:

           Günlerden bir gün bu uydurma doktorun bulunduğu çadırlar kazamız emniyet mensupları tarafından basıldı. Yörük doktor bir gün nezarette kaldı. Ertesi gün mahkemeye çıkarıldı ve hakkında yapılabilecek işlem yapıldı: “İkamete rapten serbest!”

           Kurulmuş iki çadırı söküp sabahın şafağında toplandılar. Aceleyle ilçeyi terkettiler.

Gittiler… Başka köyleri dolandırmaya… Bizim saf ve cahil insanlarımız sayesinde kim bilir daha kaç köyün meralarında uydurma doktor’un (!) adamları ilaç için ot yolmaya devam edeceklerdi…

            Bu tahmin edildi ama nerelerde ne yaptığı hangi çamaşır suyu ile ilaç kaynattığı falan bilinemedi.

         Not: Tekrar etmekte fayda var: Bu doktor (!), 1961 yılında, yani günümüzden 55 yıl önce ilçemizi ziyaret etmiş (!) ilçede iki hafta kadar kalmış, emniyet basıncaya dek ne kadar para topladı bilinmiyor…

Unutamadığım olaylar İnsanlar ve anılar7bolum (15)

*    Ve yazıların sonunda Nedret Gürcan’ın çizdiği öğretmeninin portresi

****

Gelecek yazı: Dinar’da Şehir Kulübü’nün açılışı.

****

Binlerce teşekkür:

Bundan önceki yazımın sonunda Belediye Web Sitesi’nde yazıları yayımlanan arkadaşlarımızın ve benim “dönme dolap” benzetmesi uygulamasının hiç hoş olmadığını, bundan rahatsız olduğumu, eğer, devam ederse yazılarıma son vereceğimi yazmıştım.

Bu duyarlığıma aynı duyarlılık ile ilgi gösteren ve dönme dolabı durdurup, beni dolaptan indiren, yazıların eski konuma gelmesini sağlayan değerli Belediye Başkanımız Saffet Acar’a, ilgileriyle bu olayın sona ermesine katkı sağlayan değerli işadamı Turan Çekinir’e, değerli edebiyat öğretmeni, şair-yazar Raif Öztürk’e ve Site’nin değerli uygulayıcısı olan değerli ilgili Mustafa Karaduman ve Çağrı Kaya’ya teşekkürlerimi sunuyorum. N.G.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Cengiz Tekekaya dedi ki:

    Nedret bey.Yazılarınızı ve anılarınızı zevkle okuyor ve takip ediyorum.Birikimlerinizi bizlerle ve gelecek kuşaklarla paylaşmaya devam edin.Uray caddesi(Şair Nedret Gürcan caddesi)O güzelim tarihi yapıları görünce içim cız etti.Birde arkasında leylaklarla bezenmiş yediveren gülleri ile donatılmış fıskiyeli havuzlar vardı ya keşke restore edilip ,Dinar’ın tarihe ışik tutulsaydı.Sizin tarihi ve özel durumu olan(Rahmetli İsmet İnönü’nün kaldığı)kılasik tarzda yapılmış tarihi yapıya, kepçe vurdukça toplanan kalabalığın’şur dan vursa,bur dan vursa hemen yıkılıverecek’ dedikodularını nefretle dinlemiştim.Onlar bir tarihin yok oluşunu, bilmeyen ,duyarsız insanladı.Şimdi ne oldu ucube bir bina ve altında sıradan işyerleri.Evinizin bahçesindeki güzelim çınar ağaçları altında havuz etrafında gül ve çiçeklerle bezenmiş bahçede aile efradınızı,Metin abinin annesini ve eşini,Behiç amcanın eşimi minnet ve saygılarımla anıyorum.Dinar’dan selam olsun.

BİR YORUM YAZ

Kişi Doğrulama Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.