UNUTULMAZ KADIN ZÜBEYDE ABLA YOK ARTIK !

  • 27 Nisan 2016
  • 2.167 kez görüntülendi.
UNUTULMAZ  KADIN ZÜBEYDE  ABLA YOK ARTIK !

UNUTULMAZ  KADIN ZÜBEYDE  ABLA YOK ARTIK !

                             

            Zübeyde Abla’yı 2008 yılında İstanbul-Heyamola yayınları arasında çıkan

Hoşça Kal Dinar adlı kitabımda anlatmıştım.

            Beni İzmir’den telefonla aramış, yazım için övgüler yağdırmıştı. Zübeyde Abla’ya “Sizin için sayfalar dolusu yazsam.. yine de eksik kalır” demiştim.

             Evet; işte, bu istek eksik kaldı?! O’nu, o değerli kadını 13 Nisan günü İzmir’de kaybettik… Sonsuzluğa uğurladık. Doksan üç yaşındaydı…

              İlk izlenimler:                                              

               Son satırlarımda yazacaklarımı önceden buraya alıyorum:

              Zübeyde Abla! Çok çalışkan, kültürlü, güzel, fedekâr, sosyal yapısı çok güçlü insandı.

              Gelin olarak geldiği Dinar’ı kısa zamanda sevmiş, hiç bilmediği, yaşamadığı taşra yaşamı ona yeni bir ufuk kazandırmıştı. İlçenin gelişmekte olan sosyal yüzünü, yönünü ve yapısını daha da aydınlatmak için önce insanları, aileleri ve yörenin âdetlerini bir politikacı gibi usanmadan bıkmadan insan insan mahalle mahalle gezerek tanıdı, kendisini tanıttı. Zaten ilçede bu yeni gelini merak edip tanımayan yok gibiydi…

zubydeablaykndrt (1)

  • Mehmet ve Zübeyde Göbekli, evlendikleri yıllar içinde, çiçeklerle…

 

            Her bulunduğu ortamdan sonra sürekli aranır oldu. Ortalıkta, “politikacı mı olacak bu kadın”, sözleri dolaşmaya başladı. Oysa, politikaya eğilimi olan eşi Mehmet Göbekli Abi idi. Politikadan önce çiflik işine giriştiler karı koca.

              Yüksek Ziraat Mühendisi olan eşi Mehmet Abi’nin kiraladığı Çivril ilçesinin Çandır çifliğinde ve daha sonra Seferihisar’daki çiflikte yoğun çalışmalarıyla topraktan çıkan ürün zenginliğine ortak oldular, para kazandılar. Onları çekemeyen kıskanç birkaç kişinin davranışlarına karşı mücadeleye girdiler; Zübeyde Abla kendilerini savunmak için eline silâh bile aldı…

                Zübeyde Abla çok farklı bir “Kadın Ana” ydı. Haldun, Füsun ve Adalet Filiz adında çocukları oldu. Oğlu Haldun’un kanserden  ölümü aileyi ve hepimizi anlatılmayacak derecede sarstı. Bu erken ölüm onları onulmaz acılara boğdu…O acıyla yaşamayı zorlukla sürdürdüler.

zubydeablaykndrt (2)

  • Solda Zübeyde Abla’nın kardeşi Avukat Necati An, yanında Zübeyde Abla,

Dinarlılar arasında Nedret Gürcan’ın düğününde. 17 Mart 1956

              İzmir’den Dinar’a…

          İzmir’den okul arkadaşımla 1956 yılında yaptığım evlilik, Zübeyde Abla’nın altı yıl önce, 1950 yılında geldiği Dinar gurbetinde eşime bir kardeş ve hemşehri kazandırmanın sevincini yaşattı. Eşimle aralarında çok içten abla-kardeş yakınlığı ve duyarlılığı doğdu. Karşı karşıya olan evlerimizin ve kalplerinin de yakınlığıyla birlikte ve de aynı çağdaş çizgide olmanın rahatlığıyla onlara, yani iki İzmirliye Dinar’ı kucaklattı.

          Farklı partilerdendik. Ama akrabalıkta bu pek sorun olmadı. 1958’de İsmet Paşa’nın Dinar’ı şereflendirdiği gün ve gece  eşime ve ailemize anlatılmaz boyutta yardımları oldu. Partiye değil; büyük bir insana duyulması gereken saygı ve ilgiyi gösterdi. Evimizde verilen yemeklerde, yüzlerce partili konuğu karşılamada ağırlamada çok emeği geçti.

zubydeablaykndrt (3)

Zübeyde Abla ve Mehmet Ağabey Nedret Gürcan ve eşiyle bir kokteyldeler

             Mehmet Abi, 1960’lardan sonra yoğun olarak siyasetle ilgilenmeye başladı. Afyon lisesinden sayın Süleyman Demirel’in arkadaşıydı. Ankara Ziraat Fakültesinde okumuş ve Yüksek Ziraat Mühendisi olmuştu.

           Afyon ili ve ilçelerini, özellikle Dinar seçmenini yakından tanıyordu. Adaylığını koydu ve Adalet Partisi’nden 1965- 1969 yıllarında 13. dönem milletvekili oldu, Meclis’e girdi.

         Ankara’ya taşındılar. Dört yıl orada yaşadılar; ama Dinar’ın problemlerini unutmadılar. Halkın arasında, içinde oldular. Zübeyde Abla da bu içindeliği sürdürdü. Dinar’ın ve halkın sorunlarıyla sürekli ilgilendiler.

           Dinar’dan İzmir’e:

          Yıllar sonra Dinar’daki evlerini ve taşınmazlarını kiraya vererek İzmir’e göçtüler. Ve,

       Zübeyde Abla’sız o güzel evin ve sokağın boynu bükük kaldı… Yıllar yılı hep onları aradık. Bir gülümseme bile yeterdi… Zübeyde Abla ve Mehmet Ağabeyli iki değerin, iki kültürün, iki  rehberin ve candanlığın yokluğunu yaşadık…

zubydeablaykndrt (4)

Zübeyde Abla ve Mehmet Ağabey Nedret Gürcan ve eşiyle bir kokteyldeler

        Zübeyde Abla ve Mehmet Abi’yi eşimle birkaç yıl önce İzmir’de Alsancak’taki evlerinde ziyaret etmiştik. Çok sevindiler. Eski yıllar, Dinar’da yaşadıklarımızın sohbeti saatler sürmüştü. O yılların anılarını, unutulmayan güzelliğini konuştuk.

        Zübeyde Abla, Dinar’da zaman zaman güzel yemekler yapıp bizleri evine davet ederdi. Bir oyun masamız vardı. Doktor Himmet Yeşilova, eşi Zerrin Hanım, C. Başsavcısı Reşat Onurer ve eşi Suzan Hanım o masanın çevresinde saatler boyu taş ve iskambil oyunları oynardık. Bir idareci gibi tüm masayı Zübeyde Abla yönetirdi. O masada her şey konuşulurdu. Önce Dinar anlatılırdı. Övgü de olurdu eleştiri de. Memleketin durumu, ekonomi, siyaset, çocuklar ve de günlük yaşamdan kesitler…

(Sonraki yazılarımın birinde Op. Dr. Osman Sarar’ın açtırdığı Dinar Şehir Kulübü’nü de anlatacağım)

           O sokak ve evler::

O yılların Dinar öyküleri için bir kitap yazılabilir. Uzun süredir onlar İzmir’de biz Dinar’da ve depremden sonra da Ankara’da yaşıyoruz. Dinar’da iken hemen her gün her sabah işimize giderken otuz adım yakınımızda karşılıklı evlerin birinde Zübeyde Abla’yı görür, ilk “günaydın”ımızı seslendirirdik. Gülümsemeli sıcak bakışları gözlerinden okunurdu…

          Biz üç erkek kardeşin (Necdet, Nedret, Yavuz) ablası yoktu. Zübeyde Abla yengemin gelini, Mehmet (Göbekli) abimizin eşi olarak 1950 yılının ağustosunda  İzmir’den Dinar’a gelin giysileri içinde geldiğinde önce “bizim de bir ablamız oldu” sevincini yaşamıştık.

           Zübeyde Abla’nın gelin olarak geldiği ev benim yazılarımda “Teyzeler Sokağı” adını verdiğim, benden önce belediyenin “Uray” ve “Santral Caddesi” adını verdiği, son iki üç yıldır da “Şair Nedret Gürcan Caddesi” adını alan, fotoğrafını birkaç kez yayımladığım o cadde bence Dinar’ın en sevimli, en düzgün, üzerinde en simge evlerinin bulunduğu caddeydi.

         Zübeyde Abla’nın Dinar’a gelinliğiyle gelerek Mehmet Göbekli abimizin eşi olarak girdiği  o evden seksen yıl önce amcam Mehmet Gürcan’ın eşi Şadiye yengem gelin olarak çıkmış ve bizim  evimize gelmişti. Ben üç dört yaşlarındaymışım, o günü, o anı görmüş yaşamışmıydım? Hiç anımsamıyorum… Rüyada gördüklerimizi uyanınca bazen görmemiş gibi oluruz… Sanırım öyle olmalı… O günün fotoğraflarına baktıkça anladım…

         Amcamın kolunda yeni gelin yengemi dört yaşımda anımsamıyorum ama İzmir’de yapılan düğün sonrası Dinar’a gelen yeni gelin Zübeyde Abla’nın aynı sokakta kalabalıklar arasında alkışlarla bir evden aynı caddedeki kendi evine eşi Mehmet Abi’nin kolunda götürülmesi anını, o günü, o anı, yani Zübeyde Abla’yı ise yengemden yirmi yıl sonra yakından görmüştüm, oradaydım… Alkışlara ben de katılmıştım… Ve bu alkış tüm yıllar içinde sürüp gitti. O’na o gün yakından baktığımda işte o an “bir ablamız oldu” demiştim.

zubydeablaykndrt (5)

  • Zübeyde Abla Dinar’da İsmet İnönü yanında, 28 Kasım 1958                                                 

 

        Amcamla evlenen yengemin çıkıp 1934’lerde bize geldiği ev, Zübeyde Abla’nın İzmir’den gelerek girdiği ev aynı evdi. Dinar’ın sayılı tüccarlarından Sadık Göbekli amcanın eviydi. Yani Mehmet Abi’nin babasının evi. Annesi Alime Teyze, gelinleri Zehra Teyze, Osman ve Eşref amca, Behiç, Armağan ve çocukları o iki katlı evde yaşamışlardı.

        Depremden sonra Dinarlı olduğu halde -sözde- Dinar’ı bilmeyen, tanımayan bazı  yetkililerin kıskançlıkla hoşlanmadığı, depremi bahane ederek yıktırdıkları o ev ilçede bir eşi daha olmayan “müze ev” gibiydi. Tavanları süslü, caddeye bakan, cephesi büyüklüğündeki çıkma balkonun pencereleri kırmızı, sarı, mavi, yeşil renkli camlarla kaplı, içerde kapıları oymalıydı… O ev, yani Göbekli ailesinin evi Dinar’daki bütün evlerin temsilcisi gibiydi…

          Komşularla…

          Bir güzel rüya yetmiş yıl yaşadığımız, artık şimdi bizlerin de yaşamadığı o sokak, yani “Teyzeler Sokağı” diye yazarken Bozoklu, Kitiş ve Göbekli Ailelerinin teyzeleri gözlerimin önüne geliyor. Karşı binada da büyükannem Naime Hanım, yengem Şadiye Hanım ve annem Fikriye Hanım. Sonra bütün büyüklerimiz, 38 yaşında kaybettiğimiz kardeşim Yavuz, yetmişlerde yeğenim Coşkun..  Hepsi bu dünyadan göçtüler…

        Zübeyde Abla’nın hastalığını nicedir duyuyorduk, iyileşmesi için dualarımız onun içindi. O şimdi aramızda değil… Gitti! O bir unutulmazdı. O’nu unutmayıp çok özleyeceğiz.

          13 Nisan öğle sonuydu.. İzmir’den amcamın kızı yeğenim Semra Alevok telefon açtı.

          Semra’nın telefonu:

         “Abi,” dedi. Çok üzüleceğin bir haber vereceğim; Zübeyde Yengemi kaybettik” Mehmet  Abi Semra’nın dayısı oluyordu. “Kaybettik” sözleri acılıydı, dilinde titriyordu…

        Ben, bu acıyı alzheimer ve parkinson hastası olan eşime duyurmamak için ne yapablirdim? Aynı odadaydık. Üzüntü ve şaşkınlık yüreğime ağrılar düşürmüştü. O saatlerde ardı ardına telefonlar gelmeye, ölüm haberini vermeye başladı. Eşim de öğrendi ve o da anlatılması imkânsız acılara, anılara bıraktı kendini. Zübeyde Abla’yı konuştuk saatlerce…

         Başsağlığı için tefonda konuştuğum Mehmet Ağabey, “İnsan yaşamının bir sonu olduğunu, bizlerin de günü geldiğinde o son ile dünyaya veda edeceğimizi…” acıyla kavrulmuş buğulu sesiyle anlatırken gözyaşlarımı tutamadım…

          O an nasıl olduğumu anlatamam…

Teselli, artık yaşı sekseni.. doksanı geçmiş insanlar için kalan yaşam yokuşunun hesabını yaparken kâr etmiyor. Bekliyorsunuz; sonları sağlıklı yaşamanın duaları içinde…

         Eşim ve ben… Keşke sağlığımız yetseydi de acı nın son durağında biz de orada olsaydık…

Tanrı’nın verdiği bu beklenen ölümdü, fakat yine, “Sevgili Zübeyde Abla” diyeceğimiz bir mucize zamanı bekliyorduk… Olmadı; Tanrı “Gözyaşı!!!” dedi.

         Aile çok geniş. Tek tek adlarını veremiyorum. Bu acıları yakından yaşayan tüm akraba ve tanıdıklara başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Elbette O’nun anılarını taşıyan Dinarımıza da..

       Sevgili Zübeyde Abla, sen ömrünün her dakikasında insanlardan ışığını, sevgini esirgemedin. Tanrı da yattığın yerde seni ışıklar, nurlar içinde ve dünyanın en güzel çiçekleriyle bir arada tutsun…

 

 

 

            

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. BÜLENT ÇÖLGEZEN dedi ki:

    GÖBEKLİ AİLESİNİN BAŞI SAĞ OLSUN.1965 SENESİNDE ANKARA’DA KOMŞULUK YAPTIĞIMIZ DEĞERLİ BİR AİLEYDİ.RAHMETLİ HALDUN VE FUSUN ARKADAŞIMIZDI.MEHMET BEY AMCAYA VE AİLSİNE SABIRLAR DİLİYORUM.ZÜBEYDE HANIMIN MEKANI CENNET OLSUN.SAYGILARIMLA.BÜLENT ÇÖLGEZEN

  2. Raif ÖZTÜRK Raif ÖZTÜRK dedi ki:

    Değerli Üstad, sevdiğiniz güzel bir insan, bir bir ablayla birlikte; güzel anılarınızı da kaybetmenin büyük acısı içinde yazdığınız bu yazınızdan çok etkilendim. Değerli Milletvekilimiz Mehmet Göbekli Bey’i tanırım… Hakka yürüyen “ZÜBEYDE ABLA”ya bin rahmet…Mekanı Cennet olsun… Değerli büyüğümüz Mehmet Göbekli Bey’e ve tüm yakınlarına başsağlığı ve sabır dilerim. Sizin ve muhterem eşinizin acısı, hüznü için ne söyleyeceğimi, sizi nasıl teselli edebileceğimi bilemiyorum… Allah sizlere de sabırlar ihsan etsin… Başınız sağ olsun…Saygılarımla. Raif ÖZTÜRK

BİR YORUM YAZ

Kişi Doğrulama Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.