Keyifli bir yaşlılık için 10 özel bölge: Dinar

  • 13 Kasım 2017
  • 2.300 kez görüntülendi.
Keyifli bir yaşlılık için 10 özel bölge: Dinar

Akdeniz Üniversitesi’nde Prof. Dr. İsmail Tufan ve ekibi tarafından yürütülen Türkiye Gerontoloji Atlası araştırması yaşlılar ile ilgili ilginç veriler sunuyor. Türkiye’de yaşlılar için yaşamlarını sürdürebilecekleri en kaliteli 10 yer belirlendi. Bunlar Rize-Çamlıhemşin, Çanakkale, Ordu-Gölköy, Afyon-Dinar, Sinop-Gerze, Artvin, İzmir-Urla, Kayseri-Develi, Bursa ve Aydın-Bozdoğan

Yaşlı nüfusun yaşam memnuniyeti ile ilgili araştırma sonuçları ise şöyle: Yaşlanma sürecinde sağlığını korumak, iyi aile ilişkileri içinde yaşamını devam ettirmek ve sevdiği evinde ikamet etmek mümkünse, yaşlılar bunda anlam görüyor ve yaşam memnuniyeti artıyor. Tam tersi durumlarda ise yaşamında anlam eksikliği algısına eğilim artıyor

Modern dünya bize sürekli genç kalmayı dayatıyor. Anti-aging yöntemleri ile sürekli bir gençlik arzusu uyandırılıyor. Sürekli “artık yaş skalaları değişti” söylemleriyle sonsuz gençliğin altı çiziliyor. Oysa yaşlılık da bir süreç ve bu süreç çok güzel yönetilebilir, yaşanabilir. Ama yaşlılık ya da yaşlanma konusu korkulacak bir dönemmiş gibi gösteriliyor.
Geçtiğimiz haftalarda Sertab Erener’in kendi üzerinde bir denek olarak uygulattığı yeni yöntem de tartışma konusu yarattı. Erener telomer yöntemi ile 160 yaşına kadar yaşamayı hayal ettiğini söyledi.

160 yaşına kadar yaşarsak ne olacak? Önemli olan hayatı bir bütün olarak algılamak. Sosyal çevre, aile, sevgi, güven ihtiyacı hiç önemli değil mi?
İşte tam da bu noktada-herkes sonsuz gençliği konuşurken- bir yaşlılık dosyası açalım dedik.
Yaş almış insanlar nasıl yaşarlar, ihtiyaçları nedir, yaş ilerledikçe mutluluk kaybolur mu? gibi soruların yanıtlarını aradık.
2000 yılından beri binlerce yaşlı ile görüşen, onları yaşadıkları yerlerde belli aralıklarla ziyaret eden, yaşamlarındaki tüm güncel değişiklikleri inceleyen, Türkiye’de ilk yaşlılar üniversitesini kuran Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. İsmail Tufan, 2017 yılının Yaşlılık Atlası’nı ilk kez Sabah Pazar ile paylaştı. İşte Türkiye’de yaşlılıkta yaşanabilecek 10 bölge ve yaşlanmaya dair gerçek veriler…
Ve tabii Tufan’a güncel tartışmaları da sorduk: Bir insanın bir hapla sonsuz gençliğe kavuşması ya da 160 yıl yaşaması mümkün mü?
Bu arada yan sayfada da arkadaşımız Burcu Aldinç, 90 yaşında hayatın içinde olan, yaşamdan keyif almasını bilen Ertekin Dinçay ile konuştu…

– Dünyada BLUE ZONE (Mavi Bölge) denilen ve Yunanistan, Japonya, Sardinya Adası, Loma Linda ve Kosta Rika’yı kapsayan beş bölgede insanların daha uzun yaşadığı söyleniyor. Peki bizim ülkemizin ‘Mavi Bölgesi’ nereleri kapsıyor? Hangi bölge, il ya da ilçelerde insanlar daha uzun yaşıyor?
– Türkiye Gerontoloji Atlası (GeroAtlas) araştırması kapsamında bazı kriterlerden hareket ederek yaşlılar açısından yaşanılacak yerleri tespit etmeye çalışıyoruz. Ancak yaşanılacak yer kavramını çok dikkatli kullanıyoruz. Çünkü diğer yörelerdeki yaşlıların sanki “yaşanmayacak yerde” yaşadıkları gibi bir anlayış ortaya çıkar ki, kesinlikle bunu söylemek istemiyoruz.
Yaşlılıkta yaşanılacak yer kriterleri, örneğin doğal çevre, sağlık memnuniyeti veya sosyal çevreye katılım gibi çeşitli kriterlerden oluşuyor. Toplam 15 kriterimiz var. Bunlara bağlı olarak yönelttiğimiz sorulara verilen cevapların karmaşık istatistiksel analizlerinden 2017 yılı Gerontoloji Atlası araştırmasına göre 10 yer belirlendi. Bunlar Rize-Çamlıhemşin, Çanakkale, Ordu-Gölköy, Afyon-Dinar, Sinop-Gerze, Artvin, İzmir-Urla, Kayseri-Develi, Bursa ve Aydın-Bozdoğan.

– Bu bölge ve şehirlerde daha mı uzun yaşanıyor?
– Hayır, bunu söylemiyoruz. Gerontolojik literatürde dile getirilen ve genellikle yaşam kalitesi kavramıyla ilişkilendirilen kıstaslara bağlı kalarak ve bilimsel olarak da kanıtlayabileceğimiz bulgulardan hareket ederek yaşanılacak 10 yer diyoruz. Bizim amacımız yaşlanma ve yaşlılığı; efsane, masal, hikaye veya önyargı dediğimiz şeylerden arındırmak. Bu koşullar altında belirttiğimiz yerler şimdilik Türkiye’de BLUE ZONE olarak kabul edilebilir.

– Nüfusumuz giderek yaşlanıyor mu? Yaşlılığın geleceği nasıl olacak?
– Türkiye nüfusunun yaşlandığı bir gerçek. Ancak Türkiye’nin bölgesel yaşlanması farklıdır. Her ne kadar Türkiye genelinde doğurganlık aşağı yukarı 2 seviyesine gerilediyse de, buna karşın kırsal bölgelerde, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da doğurganlık hâlâ 1960’lı yıllardaki Türkiye geneline ait 6 seviyesini koruyor. Yaşlanan nüfus öncelikle Batı Anadolu ve Güney Anadolu bölgelerinde. Bunun da sebebi yaşam kalitesinin bu bölgelerde daha yüksek olması. Yaşam kalitesinden anlaşılması gereken ise şudur: Beslenme, ikamet, çalışma, eğitim, dinlenme gibi olanakların Batı ve Güney Anadolu’da daha iyi bir profil çizmesidir. Yaşam kalitesi yükseldikçe sadece yaşam süresi uzamakla kalmıyor, aynı zamanda sağlıklı ve zindeliğini daha uzun süre koruyan nüfus çoğalıyor. Önümüzdeki dönemlerde nüfusumuz yaşlanmaya devam edecek. Fakat kırsal bölgelerde yaşam biçimlerine etki edecek güce sahip gelişmeler olmazsa, Türkiye’nin Batı ve Güney kesimlerinde doğurganlık 2’nin altına iner ve bu bölgelerde nüfus hızla yaşlanır. Buna karşın Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde daha uzun süre doğurganlığın yüksek seviyede kalacağı varsayımından hareket edilebilir.

– Yaşlılıkta insanın kaygıları değişiyor mu?
– Evet. Bireyler açısından en önemli üç şey sağlık, aile ve konut. Yaş ilerledikçe sağlık en önemli konuma geçiyor. Sonra aile geliyor. Bunun nedeni ailenin sağlıktan daha az değerli görülmesi değil aksine aile çok önemli hale geldiğinden yaşlılar sağlığını koruyarak ailesine yük olmamaya çalışıyor. Yaş ilerledikçe sokaktaki yaşam ve aile dışı sosyal ilişki faktörlerinin önemi azalıyor. Bunun sebebi ise yaşlandıkça bireyin sosyal ilişkilerinin seyrekleşmesi ve mevcut potansiyellerini (örneğin sağlık, zindelik, bilişsel potansiyeller) tasarruflu kullanmaya eğilim göstermesidir. Dolayısıyla birey sosyal ilişki ağını aynı zamanda bilinçli bir şekilde azaltmaya yöneliyor. Bunun ardında bir tercih stratejisinin varlığını gösteren bulgulara eriştik. Bu bulgulardan hareket ederek yaşlılıkta bireyi hayata bağlayan veya onu hayattan bezdiren en önemli faktörlerin şunlar oldukları kabul edilebilir: Sağlık-hastalık, aile-ailede geçimsizlik (bazı durumlarda yaşlıya şiddet, ihmal ve suiistimale kadar varıyor) ve konut. Yaşlılıkta konutun öneminin yükseldiği görülüyor. Evine ve yakın çevreye alışması, çocuklarına ve torunlarına yakın mesafede ikamet etmesi, komşuluk ilişkileri gibi faktörler ikamet memnuniyetinde belirleyici rol oynuyor. Bütün bunları alt alta toparladığımız zaman şu sonuca varıyoruz: Yaşlanma sürecinde sağlığını korumak, iyi aile ilişkileri içinde yaşamını devam ettirmek ve sevdiği evinde ikamet etmek mümkünse, yaşlılar bunda anlam görüyor ve yaşam memnuniyeti artıyor. Tam tersi durumlarda ise yaşamında anlam eksikliği algısına eğilim artıyor.

– Şehir insanı, trafik ve iş stresiyle çevrili bir düzende yaşayanlar için kaliteli yaşlanmak hayal mi?
– Araştırmamızda yaşlanma sürecinde en çok karşı karşıya kalınan stres durumlarına odaklandık. Bunların başında eşin ölümü ile başlayan dulluk dönemi geliyor. Özellikle kadınlar bundan daha çok etkileniyor. Eşinin ölümüyle başlayan yeni yaşam dönemine alışması için gereken süre içinde çeşitli stres durumlarının ortaya çıkıyor. Bunların finansal, tıbbi ve sosyal streslerle bağlantılı olarak kategorilere ayrılabileceğini belirledik. Bir başka stres faktörü ise sadece çalışanların yaşayabileceği stres. Emeklilik döneminin başlaması da strese yol açıyor. Meslek yaşamının sona ermesi bazı yaşlılar tarafından pozitif stres, bazıları tarafından negatif stres olarak tanımlanıyor. Pozitif stres yaşantısına genellikle meslek yaşamında pozisyonu düşük ve ağır bedensel işlerde çalışanlarda rastladık. Buna karşın mesleki pozisyonu yüksek, tekdüze olmayan mesleklerde çalışanlar, kendi yaratıcılığını mesleğinde kullanabilenler, emekliliği negatif stres olarak yaşıyor. Yaş ilerledikçe mesleğinden, eğitiminden, yaşadığı bölgeden bağımsız olarak bakıma muhtaçlık sorunu ile bağlantılı streste artış olduğu görülüyor. Bakıma muhtaç hale gelebileceği ihtimali bireyde negatif strese yol açıyor.

BAKIMA MUHTAÇ BİREYLER MUTSUZ

– Görüştüğünüz yaşlılarla belli aralıklarla tekrar görüşüyorsunuz. Bu zaman dilimlerinde hayatlarında ve hayata bakış açılarında değişiklik oluyor mu?
– Araştırmamızda bireylerin hem belli bir andaki durumu tespit ediliyor hem de zamanla meydana gelen değişim belirleniyor. Bunu yaparken bireyin belirli özellikleri dikkate alınıyor.
Zaman faktörüyle ilişkilendirerek incelediğimiz özellikler arasında, örneğin yaşam memnuniyeti, aile memnuniyeti veya sağlık memnuniyeti gibi ampirik araştırma yöntemleriyle tespit edilebilir bazı özellikler yer alıyor. Çıkan sonuçlara göre genel yaşam memnuniyeti yaş faktöründen bağımsız. Bireyler genel yaşam memnuniyetini ileri yaşlara kadar korumayı başarıyor. Gelir memnuniyeti bir hayli düşük. Yaşı 80 ve üzeri kişilerde, gelir faktörünün yaşam memnuniyetine etki etmediğini görüyoruz. Buna karşın gelir durumu yaşam memnuniyetine orta yaş grubunda güçlü bir etki yapıyor. Bu grubu 40-59 yaşları arasındaki bireyler olarak tanımladık. Gelire bağlı olarak bireyin elde ettiği ve yaşamına kalite kazandıran olanaklar, yaşam memnuniyetine etki ediyor. Bunun en güçlü göstergelerinden biri gelir durumu iyi olduğu halde yaşam memnuniyeti düşük olan bireyler. Bunun sebebi ise bu bireylerin genellikle sahip oldukları göreli yüksek gelire rağmen yaşam alanlarının birçoğuna katılımda zorluk çekmesi. Bunların arasında 65 yaş ve üzeri kişiler de yer alıyor ve genellikle ağır kronik hasta ve bakıma muhtaç bireyler.

– Yaşlılığa vakit öldürme ya da vakit doldurma dönemleri olarak bakıyoruz. Peki, bu dönemler en kaliteli nasıl geçirilir?
– 60 yaş ve üzeri bireyler odak noktaya konularak yaşlılıkta anlamlı bir yaşamdan ne anladıklarını sorduk. Yaşlı insanların mutsuzluğunun ardında genellikle anlamsız hale geldiğine inanılan yaşamın yer aldığı sonucuna vardık. Eğitim düzeyi yükseldikçe bu eğilimde artış var. Eğitim düzeyi yüksek olan yaşlılara sadece torunlarla ilgilenmek, sadece çocuklarıyla iyi ilişki kurmak veya sadece sağlığı korumak gibi hedeflerin, yaşama anlam katan temel faktörler olmadıklarını, daha ziyade bunların bireysel gelişimle bağlantılı olarak iyileştiklerini tespit ettik. Bu bulgudan hareket ederek “Tazelenme Üniversitesi”ni hayata geçirdik. Burası 60 yaş üzeri yetişkinlere ömür boyu öğrenme modeliyle sunulan eğitim ve öğretim programı. Başlıca özellikleri şunlar: Teorik bilgiler yaşlıların ihtiyacına göre seçilir ve sunulur. Pratik beceriler cinsiyet faktörüne bağlı olarak seçilir ve sunulur. Ömür boyu öğrenme temel kavramdır. Bu kriterlere bağlı olarak tanımladığımız modelde insanı “ömür boyu anlam ve bağımsızlık arayışı içindeki rasyonel varlık” olarak tanımlıyoruz ve bu varlığa bireysel hedeflerine erişmesi için olanak yaratıyoruz. Böylece yaşlılığı “zaman öldürme dönemi” olarak değil, aksine “zamana yaşam katma dönemi” olarak tanımlıyoruz ve insanın yaşamına kazandırdığımız anlamlarla birlikte “tazelendiğini” kabul ediyoruz.

SERTAB HANIM’A ÖNERİMİZ: MASALLARA İNANMAYINIZ

– Son dönemlerde uzun yaşama konusu oldukça gündemde. Daha uzun yaşayabilmek için yapılan pek çok şey var. Tartışılan yöntemlerden biri de telomer tedavisi. DNA sarmalının ucunda bulunan parçaların kısalmasını önlemek için geliştirilmiş bir hap olduğu söyleniyor. Bu hapı her gün alan ve denek olmayı kabul etmiş ünlüler bile var. Amaç 160 yaşına kadar yaşayabilmek. Siz bu tür haberleri ya da yöntemleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
– Tanınmış yazar Hoimar von Ditfurth “Neandertaler’in Mirası” adlı kitabında “Mantıksızlık hiçbir şekilde mantık tarafından sarsılamaz” diyor. DNA sarmalının ucundaki telomer adı verilen kısmının zamanla kısalmasının yaşam süresine olumsuz etkisi, yaşam süresiyle ilgili pek çok biyolojik teoriden biri. Telomerlerin yaşam süresine etkisi üzerine güçlü göstergeler de var. Bu konu üzerine aşağı yukarı 2002 yılından beri bazı makalelerimizde veya yayınlarımızda görüşlerimizi dile getirdik. Fakat maalesef kamuoyunun dikkatini çekemedik. Buna karşın bir sanatçı -Sertab Erenersözde telomerleri kısaltmayan bir hap kullandığını söyleyince adeta yer yerinden oynadı. Ünlü sanatçımızın moralini bozmak istemeyiz, ama gerçekten böyle bir hap kullanıyorsa, bizim kendisine getirebileceğimiz öneri şudur: Masallara inanmayınız!
Böyle bir hap şimdiye kadar icat edilmediği gibi yaşam ve ölüm üzerine biyolojik teorilerin sayısı da oldukça kabarıktır. İnsanın yaşam süresinin sınırlılığı sadece bir tek faktörle bağlantılı değildir. Böyle olsaydı biyoloji, tıp ve farmakoloji bu fırsatı değerlendirirdi. Yaşlanma ve yaşlılık üzerine efsanelere ve masallara ne kadar az inanırsak, o kadar daha iyi yaşlanabiliriz ve bize bahşedilen bu yaşamı doya doya yaşayabiliriz. Amaç sadece düzgün bir cilt veya sadece uzun bir ömür değildir. Asıl amacımız anlamlı yaşamak olmalı. Diyelim ki 500 yıllık bir yaşam süresi mümkün oldu ve bunun 400 yılını Alzheimer hastası olarak yaşadınız. Yaşadığını bilmeden yaşamının bir anlamı olabilir mi?

– Peki günümüzde bireylerin kendilerini daha genç hissetme eğiliminde olduklarını söyleyebilir miyiz?
– Evet, sağlıklı ve zinde bireyler 75 yaş civarına kadar kendilerini yaşlı olarak görmüyor, daha ziyade olgunlaşmaktan söz ediyor. Araştırmamızda bu eğilime rastladık. Özellikle sağlığını korumuş ve bunun yanı sıra ekonomik açıdan da sorunsuz olan kişilerin kendilerini asıl yaşından ortalama 10 yıl daha genç hissettiklerini tespit ettik. Buna karşın henüz 55-59 yaşında olmasına rağmen ağır hasta ve sosyal çevresine güçlü bir şekilde bağımlı olan bireylerin kendilerini yaşlı olarak kabul ettiklerini belirledik. Kadınlar daha erken yaşlarda kendilerini yaşlı kategorisine koyuyor. Yani yaşlılık sadece yaşa bağlı bir yaşam dönemi değil. Yaşlılık, objektif yaşam koşulları ve sübjektif yaşantılar arasındaki karşılıklı etkileşimlerden ortaya çıkan tanımlara ve duygulara bağlı.

DÜNYANIN MAVİ BÖLGE ATLASI
Dünyada yaşam süresinin en uzun olduğu beş bölge var. Blue Zone yani Mavi Bölge olarak anılan bu yerler; Yunanistan’da Ikaria Adası, Japonya’da Okinawa Adası, İtalya’da Sardinya Adası, ABD’de Loma Linda kasabası ve Kosta Rika’da Nicoya Yarımadası. Buralardaki insanlar genellikle 100 yaşına kadar sağlıklı bir şekilde yaşıyorlar. Türkiye’nin Blue Zone’u ise Rize Çamlıhemşin, Çanakkale, Ordu Gölköy, Afyon Dinar, Sinop Gerze, Artvin, İzmir Urla, Kayseri Develi, Bursa ve Aydın Bozdoğan.

https://www.sabah.com.tr/pazar/2017/11/12/keyifli-bir-yaslilik-icin-10-ozel-bolge

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Kişi Doğrulama Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.