UNUTAMADIĞIM OLAYLAR, İNSANLAR VE ANILAR (5)

  • 14 Aralık 2014
  • 6.848 kez görüntülendi.
UNUTAMADIĞIM  OLAYLAR, İNSANLAR VE ANILAR (5)

UNUTAMADIĞIM  OLAYLAR, İNSANLAR VE ANILAR (5)

 

            Anılar… anılar…

Anıların içinde olaylar ve insanlar var. Dinar’ın eski yıllarını merak edenler var. Bir süredir yazılarımda onları anlatıyorum. Anlatılacak daha o denli çok şey var ki… Birçok okurumun mesajlarından ve telefonlarından anlıyorum; yaşananları ve yaşadıklarımı anlatmamı istiyorlar. Çok haklılar. Yaşadıkça onları yazısız bırakmamaya çalışacağım.

2003’de İstanbul-Dünya Kitapları arasında yayımlanan Benim Sevgili Taşram 2005’de yine aynı yayınevi tarafından yayımlanan Yaşanmış Taşra Öyküleri ve 2008’de Heyamola Yayınları arasında yayımlanan Hoşça kal Dinar adlı kitaplarım sayfalar boyunca Dinar’ı ve Dinar insanını anlatır. Ancak, yayınevlerince yayımlanan bu kitapları Dinar’da edinip okuyan kişinin çok az olduğunu da biliyorum.

Ne isterdim bilir misiniz? Keşke, benim doğumumdan önceki yılları, olayları ve insanları anlatan bir kitap ya da bir broşür falan olsaydı.. kitaplığımdaki önemli noksadır o.

Son yıllarda Dinar’ı kim yazmışsa, Dinar’ın o şurup tadındaki geçmişini kimler yazıp anlatmışsa onlara minnet, şükran ve teşekkür borçluyuz.

Evet; Dinar’da yaşamış, yaşayan onlarca, yüzlerce kişiyi ve yaşanmış ne varsa anlatmalıyız. Ancak şu da önemli: Heves karalamaları değil; yazma işini ciddiye alan Türkçesi, imlâsı ve dili düzgün, eli kalem tutan, belleği sağlam olanlar yazmalı.

Bu konuda Dinar’da bir şans ve fırsat var: Değerli edebiyat öğretmeni, kentdaşımız şair ve yazar Raif Öztürk’ün yardım ve kontroluyla bu pürüz giderilebilir. Yazılanlar yarınlara kalacak değerde ve doğru olmalı. Değerden uzak olan, heves yazılarını ve kolay kitapları okuyucu zamanla ayıklar.

Ünlü düşünür Wentworth Dıllon: “Arkadaş seçmekte gösterdiğiniz titizliği, yazar seçmekte de gösterin” demiş. Ne kadar doğru…

“Ciddi anlamda yazar olmak istiyenler” için yeniden vurguluyorum; bunun ayıbı falan olmaz; örneğin, benim yanlışlarımı gören, doğru yazmamı sağlayan altmış yıldır bu yolda uğraş vermemi ortaokuldaki Türkçe öğretmenlerim sağladı. Onları rahmetle anarak adlarını yazmak istiyorum: Dirahşan Erdem, Necla Acemi, roman, öykü ve deneme yazarı Serhat Kestel Hanımlar. Bir yazıda noktanın, virgülün nereye konulacağına dek öğrettiler…

1

  • Nedret Gürcan, ilkokul 3. sınıf öğrencisi. Alt sırada sağdan üçüncü. Birlikte karton maket yaptıkları sınıf arkadaşı Nermin Atakulu, öğretmen Nezihe Hanım’ın sol kolunda.

 

Yazarlık’ heves işi değildir; her eline kalem alan yazar değildir; bunun bir Alfabesi vardır: oradan başlayarak, çok okuyarak yazar olunur. Biliyorum ve görüyorum, yaşamı boyunca doğru dürüst bir kitap, roman, öykü, şiir, deneme kitabı  okumayan kişiler yazarlığa soyunuyorlar; onlara kolay iş gibi geliyor yazarlık; okurları da belki bu kolaycılığı benimsiyorlar. Heveslenip bu duruma düşmemek gerekir. Oysa en zor işlerden biridir şiir, öykü, roman ve deneme kitabı yazmak, yani ağırlıklı ve kalıcı bir yapıtla ortaya çıkmak, raflarda bulunmak, aranmak…Yarınlara, yıllara kalmak. Başlarken hesap ve karar bu olmalı…

Yazmak başka bir şeydir ama yazar olmak çok başka… Hele hele kendini yazar görerek bu boş işi sürdürmek…Özür dileyerek, bir örnek vermek için yine kendimden söz edeceğim: Gözlerim yetmediği için şimdilerde daha az; ama, ben elli, altmış yıldır çeşitli edebiyat türlerinden, yerli ve yabancı iyi yazarlardan günde en az 50-100 sayfa okur, beslenirim…

Ayrıca şiir beni dinlendirir, altmış yıldır kitaplığımda tuttuğum bini aşkın şiir kitaplarının sayfalarına düşerim! Şiir bir anlamda okumanın anahtarıdır. Şiir okudukça daha rahat soluk alırım, yüreğim yıkanır; daha renkli bir dünyam olur… Bunların üstüne günlük gazetelerdeki sevdiğim yazarlar ve güzel haberler bana sadekahve zevki verir… Ruhumu doyurmak için bu alışkanlıkları sürdürmekteyim…

İnanınız; kitaplığımda okuna okuna en eskiyen kitaplar şiir kitapları ve Türkçe, Osmanlıca ve yabancı dil sözlükleridir.  Yazım kurallarında (yani imlâda) hata yapmamaya çalışırım. Dil bilgisi, kültürü olan bir okura mahcup olmak istemem… Durup dururken bunları yazarlığa bulaşmak isteyenlere basamak olsun diye yazıyorum.

Ve altmış yıldan bu yana şiirlerimle, yazılarımla Dinar’ı yazma görevini yerine getiriyorum. Yazılarımda çoğu kez kendimden de bahsetmek durumunda kalıyorum. Çünkü o altmış yılı Dinar’da yaşayarak tükettim. Amaç, yalnızca kendimi anlatmak değil; buna hiçbir zaman gereksinim duymadım. Ne yapmak istediğim yazılarım sürdükçe anlaşılacaktır. Amaç, artıları ve eksileriyle Dinar’ı anlatmak…  Belleğimden ve anı defterlerimden süzülerek gün ışığına çıkan bütün öykülerin içinde önce Dinar; Dinar’ın insanları, evleri, sokakları, olayları, sesi ve soluğu ve her şeyi olmalı.

Örneğin: Bir sokağı mı yazıyorsunuz;  yazılarınızda o sokağın yalnızca gelip geçilen,   bir yerlere götüren, yürüdüğümüz kuru bir zemin olmadığını okuyucuya hissettirmelisiniz…

2005’de Dünya Kitapları arasında yayımlanan “Yaşanmış Taşra Öyküleri” kitabımda çok beğenilen “Teyzeler Sokağı” bölümündeki yazımı okumuşsanız eğer ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Dinar’da bir sokakta güler yüzlü onlarca Teyze’yi anlatmıştım. Okuyanlar ne kadar da sevmişlerdi o sokağın teyzelerini… Bir bir aramızdan ayrıldılar; anılarda kaldılar.

Dinar’da yaşadığım yetmiş yılın içinde zaman zaman öğrenim, yurtiçi, yurtdışı gezilerimi yani ilçem dışında geçen günlerimi de ‘Dinar’ı unutmadan’ yazmayı, hani TV’lerdeki gibi “canlı canlı” anlatmayı düşünüyorum. Okurlarımı sıkmayacağımı umarım.

 

            İlkokullu yıllar

Benim ilk okula başladığım yıllarda Dinar’da iki ilk okul vardı. Yeniyol İlkokulu ve Ilıca İlkokulu. Ben Yeniyol İlkokulu’nda öğrenime başladım ve o okuldan mezun oldum.

İlkokulun birinci sınıfını büyük yengem, Cumhuriyet döneminin ilk öğretmeni Zehra Gürcan Hanım’da okudum. 1930- 1940’lı yıllarda O yıllarda ilkokulu’nun birinci sınıflarını “iyi temel atılsın” diye emekli oluncaya dek büyük yengem okutuyordu. Sevilen, sayılan, kültürlü bir hanımdı. “Dinar’ın Hocanımı” derlerdi.  Ölümünden önce bir devre İl Genel Meclisi Daimi Üyeliği” görevinde bulundu. İl Genel Meclisi’nde tüm Afyon’u temsil eden ilk kadın üyeydi. Afyon Valisi’nin taktirini kazanmıştı. Fotoğrafta eşi Büyük Amcam Tevfik Gürcan, çocukları Estetik Cerrah Dr. Alb Orhan, kızları Reyhan, Gülhan’ı görüyorsunuz.

2

  • Yeniyol birinci sınıflarının vazgeçilmez öğretmeni Zehra Gürcan Hanım, eşi ve çocukları

 

İlkokulun beşinci sınıfına kadar Bedriye Kalayoğlu ve Nezihe Orbay öğretmenlerde okudum. Öğretmenler beni çok severlerdi…

Sabahın erkeninde kardeşlerimi ve beni okula uğurlarken annem kapıda öperek ve zihin açıklığı dileyerek okula uğurluyordu. Elimde küçük çantam, zıplar gibi yürüyordum; aklım, ders zili çalmadan okul bahçesinde arkadaşlarla buluşup, bir gün önceden yarım kalan oyunları oynamakta idi. Bir de oyun esnasında kız arkadaşlarımıza kendimizi beğendirmek (!) gibi bir tutkumuz da vardı…

Çocukluğun o altın günlerini unutamam! Hele bir anım var ki.. lütfen sıkılmadan okuyunuz:

 

            İlkokul yollarında Müşerref Teyze…

İlkokulun üçüncü sınıfında okurken (on yaşımdayım) sabahları yolumu bir kadın kesmeğe başladı. Evden ayrılıp tam Ulu Cami’nin önüne geldiğimde o kadın önüme çıkıyor, beni durdurup, yanaklarımı sıkıyor, öpüyor ve “Ne şeker şeysin sen, Fikriye Hanım’ın oğlu,  haydi git şimdi yoluna çocuk!” diyor ve bir şaplak vuruyor kıçıma! Bir değil, iki değil; çok sabahlar kadın yolumun üstünde, elinden kaçıp kurtulmayayım diye bazen kol ve ayaklarıyla gövdemi sıkıştırıyor, “şap” diye yanaklarımı öpüyor “Oh!” deyip okula salıyor beni.

3

  • Okul yolunda sataştığı Müşerref Teyze’nin eşi “Palabıyık Polis Mehmet Tokyürek ve Dinar’ın simge isimlerinden Tahsin Öcal

 

Beni bulamasın diye yolumu değiştireyim, Halkevi’nin arka bahçesinden çarşı yoluna çıkıp okula gitmek istiyorum. Annem, “Sakın anayoldan sapma, yolunu değiştirme…” diye bu isteğimi  önlüyor. Çaresiz her defasında aynı yolu kullanıyorum ve karşımda o kadın!

Kadından kurtulunca öfkeyle dönüp öpülen ve ıslanan yanaklarımı okul önlüğümün koluyla “pis!” deyip siliyorum. Ve bazen görsün, öpmesin diye caminin önünde, yola bakan çok kurnalı çeşmede yüzümü  yıkıyorum. Günün birinde.. öptükten sonra bir de yanağımdan kesme aldığı sırada canım yanınca mahallede öğrendiğim, anlamını bilmediğim, kızınca çok kullanıldığını bildiğim sözcükle “o…pu” diye bağırmıştım. Kızacağı yerde gülerek, “Çocuk; şimdi ağzına acı biber sürerim senin ha!” dedi. Ona “Bir daha öpme beni…” diye bağırdım.

4

  • Müşerref Hanım’ın okul yolunda sıkıştırdığı ilkoukl 3. sınıf öğrencisi Nedret Gürcan

 

Okul çıkışı evde anneme anlattım. Annem güldü, “O senin teyzen, seni sevdiği için yoluna çıkıp öpüyor” dedi. Çok sonra öğrendim, Pala Bıyık Polis Mehmet Tokyürek Amca’nın eşiymiş Müşerref Teyze. Sevim adında kızı, Orbay adında bir oğlu var.

Annem “ Çocuk hoşlanmıyor, istersen dokunma” demiş Müşerref Teyze’ye.  Bir daha yoluma çıkıp beni öpmedi. İlkokul yolunda öpülmek sanki bir uğur bir  şanstı bana; öpücüksüz kalınca biraz üzüldüm…

İlkokul ve İzmir’deki orta öğrenim yıllarımdan sonra hep Dinar’dayım. Babamın ticaret işlerinin yoğunluğu, gençlik günlerimin yirmi yaş serüvenleri ilkokul yolunda beni mıncıklayan Müşerref Teyzeyi unutturdu. Ta ki.. bir düğünde onu gördüğüm akşama kadar.

O akşam Halkevi salonunda mahalle komşularımızdan bir ailenin balolu düğünü vardı. Evlenecek kızın ağabeyi de arkadaşımdı. Ailecek o düğüne katıldık.  Annem, masamıza yakın bir masada çocukları ve komşuları hanımlarla oturan bir hanımı işaret etti. “Bak oğlum, karşı masadaki o kadın senin ilkokulda yoluna çıkan Müşerref Hanım Teyzen; seni unutmuş olabilir, istersen git, kendini tanıt, elini öp…” dedi.

“Peki” dedim. Masaya yöneldim. Müşerref Teyze beni görünce bir an duraladı ve gülmeye başladı. Masayı dolandı, hatırımı ve kendisini neden hiç aramadığımı sordu. Annemden öğrendiklerini sıraladı. Özür diledim. Elini öptüm. “Maşallah, sen büyük adam olmuşsun” dedi. Sarıldı öptü. Ama ilkokul yolundaki gibi yanağımı ıslatmadan!

“Beni hatırladınız mı efendim?” diye sordum.

“Seni unutmadım ki…” dedi. Gülüyordu. Yaşlanmıştı ama.. ince, güzel, zarif, süslü, uzunca boylu bir kadındı Müşerref Teyze.

Tanrı’nın ve gökyüzünun nurlu ışıkları O’nunla olsun.

            

            İlkokul yıllarımdan birkaç kesit daha

İstanbul’dan Dinar’a tayin edilen bir subayın oğlu olan Tarık adındaki arkadaşımda Yavrutürk ve Çocuk Haftası mecmualarını gördüm. 4. sınıf öğrencisiydim. İstanbul’a, yayınevine mektup yazıp iki dergiye abone oldum. Dergideki el yapması, renkli resimler ve alt yazıları ilgimi çekiyordu. Beşinci sınıfta insan, dağ ve ağaç resimleriyle dolu bir resim defterim oldu. Dergide gördüğüm bir gemi resmini evde kartondan günlerce uğraşarak ve suluboya ile boyayarak ve Türk bayraklarıyla da süsleyerek sınıf arkadaşım Nermim Atakulu’nun da yardımıyla yaptım.

Okula giderken elimde karton gemiyi görenler hayranlıkla “Sen mi yaptın?” diye sordular. Gemiyi okulun ikinci katındaki müzeye koydular. Öğretmenler ve öğrenci arkadaşlarım sıra sıra gelip gemiyi gördüler. Sevinçten uçuyordum…

Daha sonra Foto Ahmet’in çektiği fotoğrafa bakarak kartondan okulumuz binasını -gemi yaptığım yöntemle- yaptım. Karton okul binası da çok beğenildi ve müzeye alındı.

Dördüncü sınıfta öğretmenimiz Bedriye Kalayoğlu Hanım’dı. Dinar Savcısı Süleyman Sırrı Bey’in eşi, oğlu Münci Kalayoğlu’nun annesiydi. (Not:Dünyaca ünlü Prof. Dr. Münci Kalayoğlu üç yaşındayken amcamın aynı yaştaki kızı Sevim ile bahçemizde oynardı)

5

  • Öğretmen Bedriye Kalayoğlu Hanım’ın oğlu ünlü Prof. Dr. Münci Kalayoğlu, üç yaşında Gürcanlar bahçesinde Nedret Gürcan’ın yeğeni Sevim’le birlikte

 

Bedriye Hocanım okulda öğrenciler arasında güzel şiir okuma yarışması yaptı. On öğrenci arasından ben seçildim. Cumhuriyet Bayramı’nda bizim okuldan ben şiir okuyacaktım. O yıl Cumhuriyet ve 23 Nisan Bayramları’nda Cumhuriyet Alanı’nda şiirler okudum. Okuduğum bir şiiri hiç unutmam. Tam bir hafta evde, odadan odaya deli gibi şiir çalışmıştım: İlhami Bekir Tez’in “Atamın Ölümü Ardınca” adlı şiirini okudum: “Atam uluydu yüceydi /Dağlar yanında cüceydi/ Kim derdi ölüp göçeydi/ Ecel suyundan içeydi

Beşinci sınıf bana uğurlu gelmedi. Uluborlulu Hasan Denksel adında yaşlı bir öğretmende okudum. Bu öğretmen ve ailesi Santral Caddesi’nin İstasyon, Ilıca, çarşı yolunun  dörtyol kavşağındaki evimizin alt katında kiracı olarak oturuyordu.  Oğlu Ayhan da ilkokul arkadaşımdı. Alacağına vereceğine çok özenli olan babam çeşitli bahaneler ileri süren öğretmenden kira parasını alamıyordu. Babam, borcunu ödemesi ya da evden çıkması için benimle mektup gönderdi. Öğretmen sınıfta zarfı açıp okudu. Bir “hımm” çekti. O “hım’ın ne anlama geldiğini o anda bilemezdim… Eskilerin “bit yeniği” diye bir deyimi vardır ya, belki onun gibi bir şey miydi? Evet???

Beşinci sınıf bitti. Sınavlara giriyoruz. Sıra bana geldi. Beni seven iki hanım öğretmenin sorularına yanıt verdim. “Çıkabilirsin, notun 5” dediler. Sevinçle sınıftan çıkacağım sırada sınıf öğretmenim Hasan Bey, “Çıkma, dur” dedi. Durdum; ardı ardına sorduğu birkaç matematik sorusuna doğru yanıt verdim. Yeniden selâm verip sınıftan çıkmak istedim, yine “Çıkma dur!” dedi. Ardı ardına şaşırtıcı iki matematik sorusu sordu bocaladım. Heyecanla yanlış rakamlar söyledim. “Sen, matematik çalışma, kartondan gemi ve ev yap; oh ne ala! Olmadı; çık; benden sana 4” dedi.

 

            Neye niyet.. neye kısmet

Ağabeyim Necdet ilkokuldan sonra iki yıldır İstanbul’da Galatasaray Lisesi’nde okuyordu. Babam benim de ağabeyim Necdet gibi Galatasaray Lisesi’nde okumamı istiyordu. Kaydımı yaptırmak için İstanbul’a gitti. Lise Müdürü Behçet Güçer Bey’in makamına çıktı. Ağabeyimin durumunu anlatıp, iki kardeşin aynı lisede okumasını istediğini, kaydını yaptırmak için geldiğini söyledi. İlkokul bitirme belgemi verdi. Müdür Behçet Güçer karnede bütün derslerin 5, yalnızca matematiğin 4 olduğunu gördüğünde “Öğrencilerin ilkokul bitirmesinde bütün derslerinin 5 olması gerektiğini, yıllardır bu kararın uygulandığını, kabul edemeyeceğini, üzgün olduğunu…” söyleyerek benim o okulda okumamı önlemiş oldu.

7

  • Nedret Gürcan’ın ilk İzmir yılları, Fuar’da paraşüt kulesi önünde

 

 

            İstanbul olmadı, sana İzmir verelim!..

Yatılı okul arayışına girildi. İzmir’de babamın tanıdıkları vardı. Onlara durumumu bildirdi. Gelen yanıtta İzmir-Buca Yatılı Ortaokulu önerildi. Tüm aile ve ben ağabeyimden ayrı düşeceğim için üzüntü içinde kaldık. İzmir’e gitmek bile istemedim. Ama, başka çare yoktu. (1943-1946) yıllarında İzmir’de Buca Yatılı Ortaokulu’nda okudum. Matematik derslerimden üç yıl boyunca -ancak- geçer notlar alabildim. Ama nasıl bir öç alma ki.. okuldan sonra tam 45 yıl Dinar’daki fabrikamızın muhasebe işlerini de ben yürüttüm…

6

  • İzmir- Buca Yatılı Ortaokul öğrencisi Nedret Gürcan okulun bahçesinde arkadaşlarıyla

 

Ağabeyim Galatasaray Lisesi’ni iyi dereceyle bitirdi. İstanbul Hukuk Fakultesi’nden mezun olup avukat unvanını aldı. Ben zorlu ameliyatlar sonunda ortaokulu üçüncü sınıf sonunda bırakmak zorunda kaldım; başka öğrenim görmedim. Ama bırakamadığım şey yaşamım boyunca benimle beraber oldu: Şiir ve ağırlıklı sanat – edebiyat ve resim; şöyle ki:

Üç Türkçe öğretmenim de bayan olduğunu yukarda yazdım. Benim edebiyatla, edebiyatçılarla, şiirle, şairlerle ilgilendiğimi gördüler. Okulda okul gazetesi çıkarmak, Ankara Öğrenciler Gazetesi’ne yazılar yazmak, Buca Halkevi’nde, İzmir Kız Lisesi’nde temsiller vermek, şiir günleri düzenlemek gibi çabalarım bu öğretmenlerimi mutlu ediyordu.

Bu üç öğretmenim de Türkçe kitabına bağlı değillerdi; çoğu günler derse girdiklerinde  “Kapatın kitaplarınızı çocuklar bugün dersimiz Orhan Veli” diyen öğretmenlerdi. Şimdilerde öyle öğretmenler var mı bilmiyorum…

Matematikten 5’den fazla not almadım. Türkçe derslerinden aldığım notlar ise hiç 9’dan aşağıya düşmedi. İlk şiirlerimi ortaokul yıllarımda yazdım. “Dinar” adlı ilk şiirim 1948’de İzmir’in Anadolu gazetesinde sanat-edebiyat sayfasında yayımlandı. Neredeyse yetmiş yıla yakın süredir edebiyatın tüm kollarıyla yazarak yaşıyorum. Yıllar sonra ağabeyim bana Galatasaray’da okusaydın Esat Mahmut Karakurt, Orhan Şaik Gökyay, Nihat Sami Banarlı gibi ünlü edebiyatçılarda okuyacaktın demişti. Ama ah! benim o üç Türkçe öğretmenimin bir dersine bile girip görmüş, dinlemiş olsaydı bana hak verecekti…

İzmir- Buca Yatılı Okulu’nda okuduğumdan hiç pişman olmadım…

8

  • Yeniyol İlkokulu’nun açılış töreninde ilçe kaymakamı kurdelayı keserken

9

  • Yeniyol İlkokulu önünde öğretmenler ve halkla beraberler. Belediye Başkanı Ali Veziroğlu (altta sağdan üçüncü), altta sol başta tüccar Mehmet Uysal, arka solda N. Gürcan’ın amcası tüccar Mehmet Gürcan, yanında Sıdıka Öğretmen, arka sıra sonda öğretmen Mehmet Ciritoğlu ve diğer öğretmenler

10

  • Yeniyol ilkokul öğretmen ve Cumhuriyet Bayramı’nın süslü öğrencileri. Solda Hüsniye, yanında Bedriye ve Nezihe öğretmenler

11

  • Dinar’da 23 Nisan Bayramı günü okul önünde öğretmenler: Solda Tahsin Bey, yanında Bedriye Kalayoğlu, şapkalı Hüsniye öğretmen, sol üstte Nazif Uçak öğretmen ve öğrencilerin bayram gösterisi

12

13

14

15

16

  •             Fotoğraflar Dinar, Yeniyol ilkokulunun bayram gösterileri.

 

 

            Şimdi de çok yıllar sonra yazdığım İZMİR adlı şiirimi okuyacaksınız

 

                                   Yaşım on üçtü ilk gördüğümde

                                   Işıklar içindeydi İzmir

                                   İnsanlar omuz omuza.

                                  

                                   Alsancak’ta trenden indik

                                   Babam yanımda

                                   Yüreğim kuş gibi çırpınıyordu

                                   Bastırıp tuttum ellerimle.

 

                                   İçimde yumruk gibi ilk gençlik

                                   Babamın söylediğne göre

                                   Şehir acemisiydik…

                                   Otelimiz Şükran Oteli

                                   Ayvalıklı yeşil gözlü Suzan’la

                                   Odalarımız karşılıklı.

 

                                   Bir uçtan bir uca Kemeraltı

                                   Terlikçi, dönerci, sıra sıra kitapçı

                                   Mankenler el eder vitrinlerden

                                   Nermin, Çatalkaya, Hamza Rüstem

                                   Hangi sokağa girsem

                                   Burnumda bir İzmir kokusu.

 

                                   Bu otobüs Konak’a gider

                                   Bu otobüs Basmane’ye

                                   Tepecik aktarmalıdır

                                   Tümünü dene.

 

                                   Çocukların ellerinde balonlar öter

                                   Balık, deniz ve Kordonboyu’nca aşklar

                                   Karşıyaka’da son atlı tramvay

                                   Binersin inersin istediin kadar.

 

                                   Fuar ayrı bir şehir sanki

                                   İzmir’in yüzük taşı, gerdan süsü

                                   Dönme dolap, çay bahçesi, ördekler

                                   Kaldır başını bak paraşüt kulesi

                                   Cayırlı cuyurlu seslerle dönen

                                   Ölümüne motosikletli gösteriler.

 

                                   Sıcaktır; su ister canın

                                   Hani şu bizim yunup yıkandığımız

                                   Allah’ın suyu, nasıl oluyor da

                                   Camdan bir kürenin içinde, buz gibi

                                   Satılıyor tırtır kuruşa…

                                  

                                   İzmir’e ilk on üç yaşımda gelmiştim

                                   Bakıp kalmıştım…

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 5 YORUM
  1. Neslihan Dudu Şenses dedi ki:

    Değerli üstad Dinar’a ve Dinarlıların yaşamlarına çok önemli katkılarınız var.Özellikle benim.1966 Dinar doğumluyum.Sizin gibi şiire ilgi duyan Türkçe öğretmeni rahmetli Ahmet Sarkaya ‘nın kızıyım.Öncelikle O ‘nun araciligi ile tanidim sizi.Benim ufkumun acilmasinda etkili oldunz’Baska yaşamlar olduğunu dünyanın Dinardan ibaret olmadigi anladim.Bunda babam , babamın, zengin kitaplıgi sizin ve ailenizin örnek mütevazi yapısı.Bu nokta da bahsetmeden geçemeyeceğim sınıf arkadaşım Çıgıl Gürcan.Yaşamına ve memleketine olan katkılarınızdan dolayı teşekkür ederim.

  2. Musa Mutlu dedi ki:

    Nedret bey, sizin sayenizde Dinar ı ve kültürel yapısını tanıdım. Teşekkür ederim.

  3. ömer dedi ki:

    Yeni yazınızı dört gözle bekliyoruz üstadım

  4. Raif ÖZTÜRK Raif ÖZTÜRK dedi ki:

    Değerli Üstad,
    Dinar’ın ve gönlünüzün örtüsünü bir bir kaldırarak hem “kara sevdamız olan Dinar’ın, hem de gönül güzelliklerinizi, incelik ve zarafetinizi bizlerle paylaştığınız için şükranlarımı arz ederim. Şahsımla ilgili sözleriniz için de ayrıca teşekkür ederim. Büyük zevkle okuduğumuz yazılarınızı beklediğimizi ifade ederek, saygılar sunuyorum. Elinize, gönlünüze sağlık …Selamlar. Raif ÖZTÜRK

  5. Muharrem yıldız dedi ki:

    Değerli üstad yazılarınızı büyük bir zevkle okurken fotoğraflarla desteklemenizde ayrı bir canlılık katmakta. Kaleminize ve yüreğinize sağlık.

BİR YORUM YAZ

Kişi Doğrulama Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.