YİRMİ YIL ÖNCE DİNAR DEPREMİNDE ÖLDÜRÜLEN (!) BİR EVİN HAZİN ÖYKÜSÜ

  • 30 Eylül 2015
  • 7.852 kez görüntülendi.
YİRMİ YIL ÖNCE DİNAR DEPREMİNDE ÖLDÜRÜLEN (!) BİR EVİN HAZİN ÖYKÜSÜ

             YİRMİ YIL ÖNCE DİNAR DEPREMİNDE ÖLDÜRÜLEN (!)     

                                      BİR EVİN HAZİN ÖYKÜSÜ

ndrtgrcaneylul2015 (1)

             Üzerinde “Dinar Uray Caddesi” yazısı bulunan bu fotoğraf (1) şimdiye değin bu sitede ve kitaplarımda birkaç kez yayımlandı. Çünkü bu caddenin hazin bir öyküsü var; zaman zaman yayımlamak gerekiyor. Hani.. bazı acılar, üzüntüler vardır, zaman geçtikçe unutulmaz… Rüyalar görürsünüz, uyuyup uyandıkça o evde yaşanan anılar, uzun yılların çizdiği resimler, bebekler, çocuklar, büyükler, gözlerinizde özlemle, sevgiyle, sevinçle uçuşur durur…

              Fotoğrafta sağ tarafta görülen, yirmi yıl önce deprem bahanesiyle öldürülen (!) bu ev ailemizin Dinar’daki ilk eviydi. Aile bu eve dedem zamanında “Büyük ev” adını vermişti. İki katlı, çok odalı, yüksek tavanları ahşap oymalarla süslü, odaların tümü aynalı dolaplarla donatılmış, bazı bölümler alçılı motiflerle kabartma desenli ve sekiz bodrum odalı.

                Üç yanı toplam 2000 m2’ye ulaşan yeşillikler ve bakımlı dünya çiçekleriyle, yoğun çam ve meyve ağaçlarıyla canlı bir parkı andıran bahçesiyle, özel yapım bahçe mutfağı ve Afyon- Alimoğlu firmasının armağanı dekoratif çeşmesiyle bizim evimizdi. Bizden sonra şimdilerde o güzelim bahçe ne durumdadır diye sık sık rahmetli eşini ve ilçesini İzmir’den ziyarete giden Fethi Acar arkadaşıma sormuştum.

                Fethi bana, “Abi, Dinar’a yolun düşerse sizin sattığınız, o özenle donattığın arsaya sakın bakma; şoka girer, kalp krizi geçirirsin!” demişti. Bir süre sonra öğrendik ki belediyemiz bize ikramda (!) bulunmuş. Belediye Meclisi seçimlere yakın zamanda ilçenin göbeğinde park görünümündeki bahçemizin caddeye bakan bölümünü yeşil sahalıktan çıkarıp imarlı yapmış. Tabii bizim için değil; satın alanın belediyede çalışan yakın akrabası için… Bahçenin cami karşı köşesindeki en değerli bölümüne (sanki çok gerekliymiş gibi) alışveriş binası yapılmasına da izin verilmiş. Daha sonra o antika bahçe mutfağını da acımadan alıcı kişinin yurt dışında oturan yakın akrabası yıkmış. Oh! Oh! Daha ne olsun?

                Bir uçtan bir uca uzanan cadde

                Ve bu “Uray Caddesi”ndeki evimizin karşısında görünen öbür evleri de kucaklayan, bir uçtan bir uca cetvel gibi düzgün, iki yanı bir daha yerine konması mümkün olmayan üzeri özgün evlerle donatılı bir caddeydi. Elbette bu cadde yaşıyor… Ama üzerindeki Bozoklu, Kitiş ve Göbekli aileleri evleri de  depremde birer birer öldüler!..

               “Evler ölür mü?” diyeceksiniz. Ölmez mi? Her canlı gibi evler de ölür: Deprem, sel ve yangın… Ama.. felâketler sonrası belki ölmez yaralananlar da olur; yaralar sarılır, onarılır, ev evliğine döner, yaşamını sürdürür. İşte şimdi öyküsünü anlatacağım bizim evin kaderi ise öyle sarılan, onarılan yaralardan olmadı… Çünküsü var; anlatacağım.

ndrtgrcaneylul2015 (2) ndrtgrcaneylul2015 (3) ndrtgrcaneylul2015 (5)

               Peki, ne oldu? Ev, depremden sonra yıkılmadı. Duvarlarındaki çatlaklar ve döküntülerle tepesinden tırnağına dek ayaktaydı. (fotoğraf 2,3,4) Onarımı için ustalarla anlaşma yapılmıştı. Onarımın başlayacağı günlerde, depremden tam iki ay sonra 2 Aralık 1995 günü sabah iş makineleri bahçemizin iki metre yüksekliğindeki duvarının bir bölümünü “pardon” bile demeden (!) yıkarak bahçeye girdiler ve fotoğraflarda görüldüğü gibi yıkmaya  başladılar. Öğle namazı vakti camiye gelenler evin bahçe duvarlarına yaslanıp üzüntüyle bu manzarayı seyre koyuldular…

                   Hazımsız üç kişi:

                Orta hasarlı bu eve  yıkılmasını isteyen ilçedeki resmi kılıklı hazımsız iki kişi “ağır hasarlı” çarpısını koydurdular.  Kırk bin nüfuslu ilçede topu topu iki kişi!.. Siyaseti öç alma işi sanan iki zavallı… Yıkımdan bir gün önce Kaymakam beye çıkıp haksız yıkımın önlemesini istedim. Her vesileyle bizleri çok taktir ettiğini, yıllardır ilçenin en büyük vergisini verdiğimizi, ilçenin sosyal yaşamındaki varlığımızı söyleyen Kaymakam Bey “İlgileneceğim” demiş ama -sanırım etki altında- ilgilenmemişti… Kaymakam konağı bahçemizin bitişiğinde arsası bizden alınmaydı. Deprem tek katlı o sevimli kaymakam konağını da biraz hırpalamıştı. Kaymakam bizim evin yıkılışını evinden seyretti mi? Bilemiyorum. İsteseydi 1931 doğumlu o ev depreme kafa tutarak yirmi yıl sonra da halâ yaşıyor olacaktı… Yaşatmadılar!

                     Çünkü: Yıkımı yapılan o evde 27 ve 28 Kasım günleri Afyon, Isparta, Burdur gibi illerimizin parti örgütleri iktidarın hışmından korktukları için Genel Merkez’in teklifini ‘üzüntüyle’ kabul edememişlerdi. Çok koyu Demokrat Partili babam “şereftir” diye

                    İsmet İnönü’yü evimizde konuk etmişti. Önceki yazılarımda bu çok onurlu konukluğun uzun öyküsünü ve onlarca fotoğraflarını yayımlamıştım.

                      Ünlü ressam Bedri Baykam’ın babası Genel Sekreter Suphi Baykam’ın parti genel merkezinden gönderdiği plâkette şunlar yazılıydı:

ndrtgrcaneylul2015 (4)

               “Türkiye Cumhuriyeti’nin İkinci Cumhurbaşkanı Sayın İsmet İnönü 27 ve 28 Kasım günleri bu evde konaklamıştır.” (Foto:4/A) Gürcanlar Ailesi İsmet İnönü ile.

                    Ve bu plâket tam 37 yıl evin giriş kapısının sağ yan duvarında, herkesin göreceği gibi çakılı duruyordu. (foto: 5)

ndrtgrcaneylul2015 (6)

                    İlçedeki resmi kılıklı o yetkililerden (!) biri bir zaman sonra bana, eğilip bükülüp, sözde mahçup: “Abi, ben o yazıyı görmemiştim, İsmet Paşa’nın evinizde yattığını bilmiyordum” demişti. “Pes!” diye niye derler bilmem ki? Demedim. 37 yıl.. en azından yılda bir kez Santral Parka gitmemişti demek ki! Gitmediği (!) için de o plaketi evin duvarında görmemişti. İsmet Paşa’nın ilçeye Kasım Gülek, Fethi Çelikbaş ve onlarca milletvekiliyle gelişinde o gün yer yerinden oynamış, Paşa’yı on bin kişinin karşıladığını da görmemişti!  Sağır Sultan’ın duyduğunu o görmemiş ve duymamıştı! Buna benim inandığımı sandı. Üstelik o anda camiden çıkmıştı. Tanrı yanındaydı. Yüzüne bile bakmadan yürüdüm… Selâmı sabahı kestim.

                      Paşa’nın onuru yalnız bizim değildi; tüm Dinarındı. Nasıl ki 1950’li yıllarda Demokrat Parti lideriyken  Celal Bayar Mehmet Dedeoğlu’nun evinde kalmış ve o yıllarda tüm Dinar onurlanmıştı, bu da aynı onurdu…

Yıktırılan evimizden çok unutulmaz bir anıya saygısızlık yapıldı.

                       EVİN YIKILIŞINDAN GÖRÜNTÜ FOTOĞRAFLARI:

ndrtgrcaneylul2015 (7) ndrtgrcaneylul2015 (8) ndrtgrcaneylul2015 (9) ndrtgrcaneylul2015 (10) ndrtgrcaneylul2015 (11) ndrtgrcaneylul2015 (12) ndrtgrcaneylul2015 (13) ndrtgrcaneylul2015 (14) ndrtgrcaneylul2015 (15) ndrtgrcaneylul2015 (16) ndrtgrcaneylul2015 (17)

                 Fotoğraf 6, bahçe duvarından bir görüntü, 7,8,9,10,11, 12,13, 14, 15 fotoğraflarda 64 yıllık evin vahşice yıkımından görüntüler. Fotoğraf 16, yıkıntıların kamyonlarla bahçeden taşınması ve fotoğraf 17, Ankara Ortadoğu Üniversitesi’nden deprem için gelen arkeologlar.

ndrtgrcaneylul2015 (18)

                    Yıkılan eve bakıyorlar: “Yazık olmuş” diyorlar.

                   BU EVİN ÖYKÜSÜ:                                             

             Bizim bu “Büyük ev”in doğumu benim doğumumla aynı yıl, yani 1931. İlk Dinar kadısı ve Cumhuriyet Mahkemeleri ilk yargıcı 1881 doğ. Dedem Ali Niyazi Gürcan tayinle, beraberinde büyükannem, 1900 doğumlu babam Osman Gürcan, annemle 1917 yılında Karadeniz’in Arhavi ilçesinden Dinar’a gelmişler.  Kirada on beş yıl kadar oturduktan sonra önce arsayı almışlar. 1929 yılında fotoğrafta gördüğünüz o güzel caddede Uluborlulu İbrahim usta ve ekibine evimizi yaptırmışlar. İnşaat iki yıl sürmüş ve 1931 yılında evin iki katını dayayıp döşemişler. Ağabeyim Necdet 1929 da kirada oldukları evde doğmuş. Ben 1931 yılı Haziran ayının 26’ncı Cuma günü sela vakti, yeni yapılan bu evin penceresi Ulu Camiye bakan odasında, kardeşim Yavuz da 1933’de bu evde doğmuşuz.

                       Nereden biliyorsun? Dedem, yazıya, tarihe düşkün kişi. Ayrıca Atatürkçü din adamı. Kur’an’da arka sayfada bütün torunlarının tarihlerini yazmış. Oradan biliyorum…

                     O cadde:

                    Bir zamanlar, yani, 1995 Dinar depremine kadar doğup büyüdüğüm bu evin önünden Dinar’ın en görkemli caddesi geçiyordu. Taa Seydimelek  Dağı eteklerinden başlıyor, eski harman yerini geçiyor, Karaağaç (sonra Santral Park’ı) ve çarşıyı geçip Suçıkan’dan gelen, Ege ve Akdeniz’e uzanan anayola katılıyordu. Bu uzun caddeye verilen ilk ad fotoğrafta gördüğünüz “Uray Caddesi”ydi,  Elektrik Santral’ı yapıldıktan sonra “Santral Caddesi”oldu. Ve birkaç yıl önce de Sayın Afyon Valisi’nin katkıları ve değerli Belediye Başkanı Saffet Acar ve üyelerinin toplu kararlarıyla “Şair Nedret Gürcan Caddesi” oldu.

                 Bu cadde bence Dinar’ın kent kişiliğini veren bir yerleşimdi.  Fotoğrafta solda Kitiş ve Göbekli Ailelerin evleriyle çarşıya uzanan binaları görüyorsunuz. Ve sağda tek başına bizim ev. Deprem ve yanlış yıkım kararları bu yerine bir daha konmayacak güzelliği sildi süpürdü. Yerine estetikten yoksun sevimsiz belediye binaları dikildi!

               Depreme kadar tüm ailemiz, dedemler, amcamlar, çocuklarımız ve biz bu evden başlayarak sonradan yapılan evlerde oturdular. Örneğin evlendikten sonra ben Cumhuriyet Meydanı’na bakan İş Bankası karşı köşesindeki evimizde oturdum. Çocuklarım bu evde dünyaya geldiler.

                  Ama depremde hasar gören evimiz tümünden farklıydı. Şimdilerde bile aradan yirmi yıl geçtiği halde bazen o evin tepeden tırnağa kokusu burnumdadır. Odalarını özlüyorum, uyuyup uyandığım, Ulu Cami’den sabahın şafağında odama uzanan ezan sesini de… Mutfağında annemin pişirdiği yemekleri… Dili de vardı o evin bazen beyaz  badanalı duvarlarının sesini duyar gibi oluyorum. Çocukların sesleriyle şenlenen sokağın keyfini, annelerimizin pencereden pencereye komşu sohbetlerini…

                 Yirmi yıl önce yok olan bu sokağın ve evlerin anılarını çok kez yazdım, bir kez daha yazıyorum. Cumhuriyet gazetesinde 1 Ekim 1996- 5 Ekim 1996’da fotoğraflarla tam sayfa Dinar depremini anlattım. (gazete foto  18.) Kitaplarımda, yazı ve şiirlerimle, yerel gazetede, ve Belediye Web Sitesi’nde yazdım, yazıyorum.

ndrtgrcaneylul2015 (19)

              Bir anı:

               Yazımı bitirirken bir anımı da yazmadan edemeyeceğim. Fotoğraf 19’da gördüğünüz Ünlü Belediye Başkanı B. Ali Veziroğlu’nun adını silmek için onarılacak yerde yıktırılan  eseri o güzel belediye binasının önünde bir konteyner görüyorsunuz. Depremden birkaç gün sonra o konteynerde belediye meclis toplantısı yapıldı. Bendeniz partimin grup başkanıydım. Tüm üyeler bu toplantıya katıldı.  Bir üye arkadaşımız söz aldı: “Duydum, üzüldüm, tüccar arkadaşımız Adnan Ersoy Dinar’ı terkederek Antalya’ya, Mehmet Bir de Nazilli’ye gideceklermiş…”

ndrtgrcaneylul2015 (20)

              Belediye Başkanı bu ayrılığı şu cümlesiyle vurguladı ve, “Bir zengin giderse yerine bir başka zengin gelir” dedi. Şaşırdım. Tok sözleriyle tanıdığım Başkan’dan bu çıkışı beklemiyordum. Aradan koca yıl geçti. Acaba başka zenginler geldiler mi Dinar’a? Merak ediyorum…

              Ünlü bir yazarın Dinar izlenimi

Bundan iki ay kadar önceydi. Ünlü yazar Üstün Dökmen Ankara’da evimde ziyaretime geldi. “Bir hafta önce Dinar’dan geçtim. Senin Dinarlı olduğunu biliyorum. İlçeni sevdim. Suçıkan’da bir kahve içtim. Müzeyi gezdim. Müzede olan yazarları tanımıyorum, adlarını ilk kez gördüm, seni aradım yoktun! Şaşırdım. Orada bir iki kişiye sordum. Yanıt alamadım. Tepenin eteğinde şiirini görünce, Dinar’da var olduğunu anladım; ama anlayamadım müzede niçin yoksun?”

                      Üstün Dökmen’e, İsmet Paşa’yı Dinar’da evimizde konut ettiğimiz için 1995 depreminden sonra siyasiler öclerini evimizden aldılar. Paşa’nın oğlu Erdal İnönü’nün Genel Başkan olduğu sıralarda da Dinar’da şimdi müze olan bina oteldi, Erdal Bey’i babası İsmet Paşa gibi evimizde konuk etmek istedim. Tüm israrıma karşın arkadaşlarıyla otelde  kalmayı yeğledi. Belediye Başkan Yardımcısı iken o otelin temelini ben atmıştım. Paşa yüzünden evimiz gitmişti, belki de oğlu Erdal Bey yüzünden de beni müzeye almadılar!?”

                   Ayrılık:

                  Dinar’dan 1998’de ayrıldık. Bıraktığım ve özlediğim çok dostum, sevgi ve saygı duyduğum kişiler var. Bana da zaman zaman “Neden ayrıldınız Dinar’dan?” soruları geldi.  Bilenler biliyor.. bilmeyenlere bu yazıyı okumalarını ve fotoğrafları görmelerini cevap olarak sunuyorum. Ayrıca 500 sayfalık “Hoşça Kal Dinar” kitabımın arka kapağında yazmıştım: “Seni seviyorum Dinar. Sana zorunlu olarak “Hoşça Kal” diyorum. Bu senden ayrıldığımı göstermez! Senden uzakta olsam bile hep içimde ve anılarımda yaşayacaksın…”

                Not: Kitabımın tamamını okumak için değerli dostum Turan Çekinir’i salık veriyorum. Okuduktan sonra bir başkasının da okumasını sağlamak için geri verirlirse sevinirim.

               Yüce Tanrı’dan dilerim. Son yıllarda değerli Belediye Başkanı Saffet Acar’ın hizmetleriyle yeniden eski güzelliğine kavuşan Dinar’ın, yüzyıllar öncesinden boşalan öfkesi artık son bulsun…

              Dinar, depreme o kadar doydu ki… Artık, gölgesi dahi üstümüzde gezinmesin…

          Dinar, bölgenin en güzel, en zengin, en sevilen kenti olsun. Kimse bu güzel kenti terk etmesin. Dilerim, son yıllarda aramıza giren siyasi kıskançlıklar yok olsun!..

              Ve.. Dinar.. artık il olarak var olsun…

***

YİRMİNCİ YILINDA DEPREM ŞİİRLERİNDEN BİRİNİ TEKRAR YAZIYORUM

Evimin Penceresinden

 

İlçemin en yüksek dağına çıkıp bakıyorum

Tanrım!

Şu ovanın, şu dağın, evlerin ve parkların

Güzelliği dünyanın en güzel yerinden

Ve ateşinden

Kopmuş bu en güzel parçanın

Uygarlıklarla yaşanmış yüzyılların

İçinde saklanmış kaç bin yıllık öfkenin

Üç kerelik nefes alıp vermede

Soluğu nasıl da salladı öyle

Batı yakasından tutarak

Sedef kakmalı beşiğini Dinar’ın.

Milât öncelerinden beri yaşayan

Her şey gelirdi de aklına halkın

Kutsal saydıkları ne varsa

Topraktan aldıkları ne varsa

Eceliyle gidecekleri toprağın

Habersiz ve amansız

Yarılıp ortasından

Ölümler doğuracağını o gün!

Çok değil; daha on dakika önceydi

Güneşe baktım evimin penceresinden

Rengi bir tuhaftı, gözleri kıpkızıl

Sıkışıp kalmıştı bulutların arasına

Bulutlar donmuş gibiydi boylu boyunca…

Güneş kıskacında çırpınıyordu sanki

Oysa zamanı gelmişti batmasının

Neydi, niyeydi, nedendi? Derken

Gökyüzüne bakarken ayağı mı sürçtü?

Asırların nazarı mı değdi yoksa

Kralları ve kraliçeleri ağırlamış

Eşi az bulunur dünya kentine

Bir silkenişte temelinden bacasına

Ateşini söndürdü de birden doğa

Yıkıp bir kenara koyuverdi…

Hıncını mı aldı yoksa pusuya yatıp

Kıskandı mı bulunmaz güzelliğini

Bilmek olası mı gizini Tanrı’nın

Ölümler doğuracağını o gün.

Yeniden  koysa da tuğlasını harcını

Gözyaşlarına boğuldu kent, diz çöktü

Yerleri değişti dağın taşın, her şeyin…

Gelecek ayların yazıları:

Kasım ayı: Öbür evlerimizin ve depremin arşiv fotoğrafları

Aralık  ayı: Ali Veziroğlu’nun Nedret Gürcan’a mektupları

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 3 YORUM
  1. Hulya Hollanda dedi ki:

    Sizi cok iyi anliyorum .. Bende bu yaz cocuklugumuzdaki evime 30 yil sonra konuk oldum, karsi komsumuzun kizi satin almis iyikide almis onun sayesinde cocuklugumdaki evimizi gezdim cok duygulandim. O tarihi evinize kimin geldiginden daha ziyade o evler tarih kokan degerlerdi keske korunsalardi. Depremden yara almadan kurtulmaniz en onemlisi .Bu dunya zaten gecici yapilan haksizliklara ilahi adalet burdada diger taraftada tecelli edecektir. ” UZULMEYIN” Siz Dinarimizin hafizasinda tum ailenizle omur boyu kalacak bir isimlersiniz .Siz benim sevgili yazarimsiniz . Saygilar selamlar.

  2. Raif ÖZTÜRK Raif ÖZTÜRK dedi ki:

    Sayın Nedret GÜRCAN,
    Ünlü bir iş adamı, siyaset insanı, şair ve yazar olarak kendini ve çok sevdiğin kentinin (Sevimli Taşranın) kültürel değerlerini yaratan, yaşatan ve ölümsüzleştiren bir kişi olarak, Dinar’da yaşadığınız ve yaşatıldığınızın gönül rahatlığı içinde olunuz. Dinar Yazarlar ve Şairler Derneği ve Türk Ocakları Dinar Şubesi olarak DİNAR DEPREMİ’NİN 20. YILI NEDENİYLE, 1 Ekim 2015 günü Saat 11.00 de Belediye Kültür Merkezinde gerçekleştirdiğimiz “DİNAR DEPREM ŞEHİTLERİNİ ANMA TOPLANTISI” programı sizin yazmış olduğunuz DEPREM ŞİİRİ ile başlatılmış ve isminiz zikredilmiştir.. Siz Dinar’ın şairisiniz ve öyle kalacaksınız… Saygılarımla…

    ü

  3. EMİR ÖMER YILMAZ dedi ki:

    Sayın Gürcan , Dinar’ ın size, sizin Dinar’ a hasretiniz ne zaman bitecek?

BİR YORUM YAZ

Kişi Doğrulama Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.